Batı’nın Enerji Fakirliği
Haritayı elimize alıp bakınca, Afrika, Asya, Anadolu, Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkasya’nın büyük rezervler halinde yeraltı ve yerüstü kaynaklarına sahip olduğunu, Batı ülkelerinin olduğu bölgelerin ise enerjinin temelini oluşturan bu kaynaklardan genel olarak mahrum olduğunu görüyoruz.
Genel olarak Müslüman coğrafyalarda bulunan enerji rezervleri, adalet ve merhamet temelli bir şekilde bölüştürülmesi gerekirken, tarih boyunca bu zenginlikleri gasp eden Batılılar, sadece kendi menfaatleri doğrultusunda, orantısız bir güçle, adaletsizce bu zenginlikleri belli güruhlara peşkeş çektiler. Tarihi süreci, bugüne kadar devam edegelen Batının akıttığı kan ve gözyaşını, Müslümanların ve masumların durumunu, İslam coğrafyasının her türlü işgale uğramasını analiz edince, yeraltı ve yerüstü zenginliklerinin neden mazlum coğrafyalarda özellikle Müslüman nüfusunun yoğun olduğu bölgelerde fazla olduğunun hikmeti ortaya çıkıyor.
Bir şeyler keşfediyormuş, insanlığa faydalı olacak yeni buluşlar peşindeymiş gibi yapıp, asıl maksadı; Doğunun zenginliklerini Batıya taşıma harekâtı olan Coğrafi Keşifler, aslı itibariyle başta papalık olmak üzere, Batının topyekûn hem İslam medeniyetini ortadan kaldırmak hem de Müslüman coğrafyalardaki yeraltı ve yerüstü zenginlikleri gasp etmekti. Asıl adı Haçlı Seferleri olan Coğrafi Keşiflerin Hristiyan sömürü orduları, tarihi süreç içerisinde defalarca denemelerine rağmen hatta en son George W. Bush ve Trump dahi bu zihniyetle hareket etmesine rağmen başarılı olamadılar. Buna mukabil Batı tarihi; sömürü, sömürge, kölelik, kuvveti üstün tutma, kan, gözyaşı, nefret, çifte standart vs. parametreler üzerinden inşa edilmiştir.
Ekonominin temel tanımı olan “iktisat” nedir? sorusunu Batı şöyle tanımlıyor: İktisat, ihtiyaçların sınırsız, kaynakların sınırlı olması demektir. Müstemleke(sömürge) bakanlığı kuracak kadar insanlığı sömüren Batı, iktisatın tanımını bile sömürü mantığına göre tarif etmiştir. Hâlbuki Allah kaynakları sınırsız, ihtiyaçları sınırlı olarak yarattığından Batı’nın tanımı geçersizdir. Batının inanç sistemi, mantalitesi kuvvete dayanan bir anlayıştan ibaret olduğundan paylaşmayı, hak ve hukuku zayıflık ve acizlik olarak görür.
Bu doğrultuda hareket eden Batı, Afrika kıtasının zengin bölgelerine, kendi isimlerini verecek çapta doğal zenginlikleri ve enerji kaynaklarını sömürüp ülkelerine taşımış, bununla da yetinmeyip milyonlarca Afrikalıyı köle olarak Avrupa ve Amerika’ya taşımıştır. Araştırmacılara göre 18. yy. da Amerika’ya 6 milyon 265 bin Afrikalı götürüldü. 15. yy’den 19. yy’e kadar toplam 180 milyon Afrikalı Batıya köle olarak taşındı.
Kenya’nın kurucusu John Kenyatta, Afrika kıtasının iliklerine kadar, gerek doğal zenginlikler, gerek dini ve kültürel, gerekse insan hak ve özgürlükleri açısından ne denli büyük çapta sömürüldüğünü şöyle ifade ediyor:
“Misyonerler Afrika’ya geldiğinde bizim topraklarımız, onların İncilleri vardı. Dua edelim dediler, gözlerimizi kapatıp açtığımızda, bizim incilimiz, onların toprakları vardı.”
Bu kısa analizlere bakıldığında dahi, Batının ne kadar acımasız ve açgözlü olduğunu müşahede ediyoruz.
Coğrafi keşifler(Haçlı seferleri), Afrika’nın sömürülmesi derken, özellikle Birinci Dünya savaşı ile beraber başta petrol olmak üzere kömür, doğalgaz gibi fosil enerji kaynaklarına göz diken Batı, bu uğurda milyonlarca insanı katletti. Hammadde ve enerji fakiri! Batı, Ortadoğu’nun tam ortası olan Filistin’de İsrail devletini kurup sanayisini geliştirmek için hammadde ve enerjiye ihtiyacı olduğundan, Osmanlı Devleti’ni yıkarak zengin kaynakları ele geçirdiler, kaynakları sömürdüler ve sömürmeye devam ediyorlar. Planlarını tahakkuk etmek için Batı, Lozan anlaşmasıyla; başta Musul ve Kerkük petrolleri, başka varyasyonlarla da bütün Ortadoğu ve Kuzey Afrika’yı kıskacına sıkıştırmış bırakmıyor, bırakmaya da niyeti yok. Bu kadar işgal ve katliamdan sonra 2023’ün kıymeti harbiyesi kalmadığı ortaya çıktı. Lozan mütarekesi içinde olan beldeler bugün işgal altındayken anlaşmanın yükümlülüğü zaten kalkmıştır! Bu sebepledir ki Lozan’ın süresinin dolmasından medet umanlar büyük bir yanılsama içinde oldular.
Özellikle ikinci cihan harbinden sonra Avrupa ve ABD, kural, kaide, anlaşma tanımadan hem sömürüyü hem de işgali daha da genişleterek sürdürüyor. İkinci cihan harbinde birbirilerini yok etme noktasına gelen Batı, savaştan sonra toparlanmayı her zaman olduğu gibi Doğu'nun zenginlikleri ile olacağını kararlaştırarak tekrardan ahtapot gibi İslam beldelerine ve özellikle Ortadoğu'yu sardı. Necmettin Erbakan Almanya'da doktora için bulunduğu dönemde şahit olduğu bir olay bu durumu en iyi şekilde ifade ediyor. Şöyle ki, Erbakan Aachen Teknik Üniversitesi’ndeki hocası yerine gizli bir toplantıya katılmış ve orada, Almanya’nın kalkınmasının ve güçlü bir devlet olmasının Ortadoğu petrolleri ile olacağına dair kararların alındığına şahit olmuştur. Anlaşılıyor ki Ortadoğu’nun bugünkü hali altmış yıl önceden düşünülmüş ve tatbik edilmiştir.
Aktüaliteye gelince Batı yıllarca sömürdüğü enerji kaynaklarına yeni kaynaklar ekleyebilmek için yenilenebilir enerji kaynaklarını son yıllarda ciddi bir şekilde kullanıyor ve uzay temelli enerjiler üzerine plan ve programlar yapıyor. Bahusus, uzay temelli enerjiler için Marstan parsel kapmaca oynayan bugünkü Batı dünyası, tarih de gösteriyor ki el attığı her şeyi posası çıkana kadar kullanan bir tüketim medeniyetidir.
Herhangi bir ülke işgal edilince hemen o ülkeye adeta üs kuran BP, Shell, Total, Exxonmobil, Standart Oil (Rocofeller ailesine ait) vb. çok uluslu emperyalist enerji şirketleri son dönemde özellikle Ortadoğu’da çok büyük faaliyetler gerçekleştirdiler ve süreç devam ediyor. Milyonlarca insanın hakkı olan enerji rezervlerini ipotek altına alan Batının çok uluslu enerji şirketleri, hazırladıkları raporlar ve manifestolarla enerjinin nabzını tutan, sömürdükleri enerji kaynaklarını profesyonel bir şekilde yöneten şirketlerdir.
Şimdi, Batı dünyasının; Afrika’nın, Asya’nın, özellikle Ortadoğu’nun yeraltı ve yerüstü zenginliklerini, enerji kaynaklarını sömürdüğünü muhakeme etmek zor olmasa gerek, fakat son yıllarda Ortadoğu’nun çoklu bir işgal altında olması, petrolün 40 ya da 50 yıl, doğalgazın ise 65 yıl içerisinde görünür rezervlerinin tükeneceği istatistiksel olarak kamuoyuna sunulsa da gerçek rezervlerin ise 300 yıldan fazla olduğu önemli enerji uzmanları tarafından ispatlanmıştır.
Bununla birlikte son 80 yılda başta ABD, İngiltere ve Rusya olmak üzere, Batı’nın sadece enerji için Ortadoğu’yu işgal etmediği, en temel amaçlardan birinin de Büyük İsrail’i kurmak olduğu yapılan uygulamalarla ispatlanmıştır.
Özellikle ABD, Rusya ve İngiltere’nin geçmişine bakınca İsrail’in kurulmasında çok önemli katkılar sağlamışlardı. ABD, Rusya ve İngiltere’nin beynelmilel politik Siyonizm’in en önemli temsilcileri olduğu ve dini Siyonizm’in istediği devletin kurulması için bölgeyi işgal ettiklerini sümen altı yapıp, meseleye septik temayülle (şüpheci eğilimle) bakmayıp, İslam dünyasının en önemli merkezlerinden biri olan Filistin ve Ortadoğu’yu sadece enerji ile değerlendirirsek ülkemizi ve İslam beldelerini çok uluslu enerji şirketleri adı altında dünya Siyonizm’ine teslim etmiş oluruz.