Medeniyet Tasavvuru Üzerine 2
Edmund Husserl'in ben idraki ile hayat dünyası kavramları var. Ben idraki ile hayat dünyası arasında ilişki kurabilen medeniyetler güçlenirken bu ilişkinin zayıfladığı medeniyetler zayıflıyor. O zaman bir soru soralım. Bizim ben idrakimiz son on yıllarda kendi hayat dünyasını tasarlamakta ne kadar başarılı oldu? Hayat dünyası dediğimizde evlerden, işyerlerinden, okullardan, mahallelerden ve şehirlerden bahsediyor olmalıyız. Hayat dünyası dediğimizde televizyon yayıncılığından, gazetelerden, sinemadan, tiyatrodan, internetten de bahsediyor olmalıyız. Bir insan yetiştirmek büyük bir mesele... İnsanların içinde bulunduğu hayat dünyasını geliştirmemiz gerek. Birtakım kimselere payeler veriyoruz ama bunların bir süre sonra halkın dünyasına hizmet etmekten vazgeçtiğini görüyoruz. Şahsi dünyalarının, bazı lükslerin derdine düşüyorlar, buradan aldıklarını başka ülkelere kaydırıyorlar. Tarihte de taraf değiştiren kimseler çoktur. Benedict Arnold Amerikan ordusunda İngilizlere karşı savaşmış bir askerdi, sonra İngilizlerin safına geçti. Gustaf Armfelt İsveç'te bir kahramanken gözden düşünce Rusların tarafında mücadele etti vesaire...
Ahlak dediğimiz şey siyasette, bürokraside buharlaşmış vaziyette. Eski çağlarda eğitimin amacı ahlakı kuvvetlendirmek iken bugün bu kariyer sahibi yapmak haline dönüştürülmüş. Bu anlayış bize zarar verdi. Epikuros'un haz anlayışı maddi zevklerden ziyade, ruh dinginliği, dostluk ve basit bir hayata dairdi. Ama bugün Aristipposçu bir haz model olarak sunuluyor. TV dizilerinin çoğunda insanlar yalılarda oturuyor ve lüks otomobillere biniyor. Gençlere bu model olarak sunuluyor. Halbuki model bu olmamalıydı. Yoksunluk bize yeni bilgiler kazandırabilir. Ben suyun ne olduğunu ancak ağustos sıcağında dört saatlik askeri talimden sonra içtiğimde anladım. Manisa Batı Kışla'da her öğle molasında betonun üzerinde uyuyorduk. O yorgunlukta betonun üzerinde uyumak şimdi yatakta uyumaktan daha rahattı. Yani yorgunluk ve yoksulluk yeni bir bilgiye ulaşmayı sağlayabiliyor. Herhalde Cengiz Çakmak'ın sözü olması lazım. Kanatları olana uçurum hakikatini açmıyor.
Bütün bunlar temelde bir kültür politikası meselesi. Ama bu problemleri kimler çözebilir ve nasıl çözebilir? Arkeolojide yüzey kazısı diye bir şey var. Yüzeyde birtakım izler bulursan o alanı kazarsın. Oraya odaklanırsın. Tayyip Bey kültür ve eğitimde başarısızız derken bir bölgeyi işaret etti ama burası kazılmadı. Önce kültürle ilgili değil de başka konularda yetkinliği olan bir siyasetçi yedi yıla yakın, sonra büyük bir turizm firmasının sahibi sekiz küsur yıl kültürü yönetmiş. Bu işte bir terslik var. En başta kültür tasavvurunda bir sıkıntı var. Geçenlerde Sunay Akın Akbelen'deki tabiat katliamına karşı Kültür Bakanlığı'nı göreve çağırıyorum dedi. Kültür düşüncesi aslında böyle kapsamlı bir şey, anlatabiliyor muyum... İnsaniyeti, bir takım değerleri savunan bir şey... Mesela Nabi Avcı örneği vardı. Kültür Bakanlığı mazisi olan, bu işlere yakın biri. Bir yıl bakanlık yaptı ve o kısa dönemde 27 yıl sonra bir kültür şurası toplandı, üzerinde konuşabileceğimiz bir belge üretildi. Turizmi de konuşabiliriz. Misalen Yüksek Planlama Kurulu kararıyla yürürlüğe konan Türkiye Turizm Stratejisi Eylem Planını kim, neden rafa kaldırdı ve bu plan kaldırıldıktan sonra yerine bir şey kondu mu... Turizm hizmet kalitesindeki düşüşü, kıyıların ve yeşil alanların tecavüze uğramasını, turizm polisini geliştirmeyi konuşmalıyız. Bunları söyleyince siyasi tepkiler yükseliyor. Ama işte tartışma işi de bir kültür meselesi... Bizde çok gelişmemiş.
Tartışılması gereken çok şey var ama kimse bunları konuşmuyor.