Batı’nın Süregelen Yok Ediş Politikaları ve Müslümanların Zener Etkisi
Tarih boyunca insanlar bir mücadele içerisinde bugüne kadar ulaştılar. Her defasında birbirini yok etme metodolojisi ve iştiyakı üzerine kurulu stratejiler, savaşlar, suikastlar ve nice aksiyonlar…
Bu mücadelenin seyri her defasında ikiye ayrıldı, kimi defa Hak-Batıl mücadelesi, kimi defa Müslümanlar ile Haçlıların savaşı, kimi zaman Batı’nın güce dayalı yok etme metodu olarak değerlendirildi ve kimi zaman ise insanlık alemi şeytani bir akılla dünya nüfusunu kontrol altında tutmak için kendine doğal bir düşman oluşturdu.
Dünyadaki sosyolojik kalıntıları incelediğimizde ise ortaya Batı’nın “Gece” Müslümanların ve Doğu’nun ise “Gündüz” medeniyetinin savunucuları olduğu ve Batı medeniyetinin her defasında Doğu medeniyetine gücü imtiyaz sebebi göstererek üstünlük tasladığı, onları yok saydığı ve her seferinde onları tek bir kişi kalmayana kadar yok etmek istediği vesikalarla ve hatta arkeolojik kazılarla ispatlanmıştır.
Batı medeniyeti insanlığı kendine köle yapmak istedi, medeniyetleri yok etmek istedi ve özellikle Habil-Kabil’den, Musa(as)-Firavundan, İbrahim(as)-Nemrut’tan süregelen bir yok etme hırsı ile Müslümanları her dönemde rahatsız ettiler, girişimde bulundular ve günümüzde de olmak üzere çok ağır bir şekilde bu soykırımı, yok etme anlayışını sürdürdüler ve sürdürüyorlar.
Batı medeniyeti böyle istedi de ne oldu?
Her defasında Hakk’ın yani adaletin, insanı merkeze koyan ve hangi inanç ve meşrepten olursa olsun her insanın yaşama hakkı olduğunu savunan Müslümanlar adeta bir “Zener etkisi” ile Batı’nın yok etme, elemine etme hevesi kursağında kaldı.
Şöyle ki; tam insanlık ve İslam tarih olacakken, sahneden silinecekken yok olma noktasına gelip imdadına Müslümanlar yetişiyor ve “Zener Etkisi” oluşturuyor.
Hz. Musa’nın Firavunun ordusunu Kızıldeniz’de boğdurtması, Hz. İbrahim’in Nemrut ile imtihanı, diri diri gömülen kızlardan tutunda, her türlü kötülüğün vücut bulduğu Arabistan yarımadasında Mekke’de, Medine’de Hz. Muhammed’in Bedir savaşında bu bir avuç topluluk yok olursa dünya zifiri karanlıkta kalacak diye dua ederek müşrik ordusunu yok etmesi, Bizans İmparatorluğu’na karşı kazanılan Yermük savaşı, Anadolu'nun kapılarını Türklere ve Müslümanlara açan Malazgirt Meydan Muhaberesi, Selahaddin Eyyubi'nin Haçlı ordusunu yok ettiği Hattin Savaşı, tarihin en kritik savaşlarından biri olan ve o döneme kadar durdurulamaz görülen Moğol ordusu ilk kez Memlükler tarafından mağlup edildiği Ayn Calut Savaşı, sadece askeri değil, psikolojik bir zafer olan Orta Çağ'ı kapatıp Yeni Çağ'ı açan İstanbul’un Fethi, modern tarihin en kritik savunmalarından biri olan İtilaf Devletleri’nin İstanbul’u alıp Osmanlı’yı erkenden saf dışı bırakma planını suya düşürdüğü Çanakkale Zaferi, Kıbrıs Barış Harekatı, Sırpların Avrupa’daki müttefikleri ile Bosna’yı yok etme çabası gibi yukarıda saydığımız ve burada bahis edemediğimiz hadiseler ve savaşlar tam bitti derken Müslümanların geri dönüşü ile noktalanmış ve her seferinde insanlık alemini yok olmaktan kurtarmış bir “Zener Etkisi”dir.
Aynı şekilde stratejik hamleler, masa başı diplomasileri ve Müslümanların kurduğu sistemler ile de “Zener Etkisi” göstermiş ve Batı’nın emellerinin önüne geçmiştir ve geçmeye devam ediyor.
Görünürde Müslümanların aleyhine maddeler içeren Hudeybiye Antlaşması ile aslında tarihin en büyük diplomatik dehalarından biri olmuştur. Savaşın en kritik anında, düşman ittifakını (Ahzab) içeriden çökerten bir zeka hamlesi olan Hendek Savaşı Diplomasisi, Hz. Peygamber'in Bizans, Sasani ve Habeşistan gibi dönemin süper güçlerine gönderdiği mektuplar yani elçiler stratejisi, jeopolitik satranç olarak nitelendirilen Türklerin Talas Savaşı hamlesi, Selçuklu ve Osmanlı Devletlerinin stratejileri, modern dünyada özellikle 20.yüzyılda petrol ambargosu, Bosna Hersek’in zaferi ile sonuçlanan Dayton Anlaşması, Necmettin Erbakan’ın D-8 adı altında küresel Siyonizm ve Batı sömürüsüne karşı kurduğu İslam Birliği ittifakı ve sayamadığımız çok kritik hamleler tarih boyunca Müslümanların çalışma azmi, bilgi ve birikimi ile Batı ittifakı karşısında muazzam geri dönüşler sağladığını, “Zener Etkisi” oluşturduğunun bir ispatıdır.
Buraya kadar sürekli “Zener Etkisi” yapar dediğimiz bu paradigma nedir? Birde onu açıklayalım.
Zener aslında elektronik sektöründe Zener Diyot dediğimiz ve devreye ters bağlanarak yüksek dayanma geriliminde çalışan, telefon, bilgisayar başta olmak üzere bütün elektronik devrelerde çok küçük ama bütün elektronik kartın yüksek gerilim ve akımlar yüzünden yanmasını engelleyen, kurtaran küçücük bir komponent yani devre elemanıdır. Yani “Zener Etkisi” ile kendini feda ederek koca bir ana kartı kurtarabilen bir elektronik devre elemanıdır.
İşte Müslümanlarda tarih boyunca bunu yaptılar, her Batı bir yok ediş sürecine girdiğinde “Zener Etkisi” devreye girdi ve büyük fedakarlıklarla insanlık alemi kurtarıldı.
Düşünün Afganistan’da Sovyetlere ve ABD’ye karşı verilen mücadele, 7 Ekim Aksa Tufanı ile Gazze’deki bir avuç insanın Siyonist İsrail’e karşı başlattığı süreç, İran’ın Haziran 2025’teki 12 Gün Savaşı, yine İran’ın başta ABD ve İsrail olmak üzere Siyonizm’in, Epstein Çetesi ve Batı’nın son saldırıları ve soykırımları karşısında ne kadar yalnızlaştırılsalar da ortaya koyduğu teknolojik hamleler ve süreci dengelemesi bunların hepsi yine Müslümanların “Zener Etkisi” olarak çok rahat bir şekilde ifade edilebilir.
Müslümanların “Zener Etkisi” bir paradigma olarak tanımlanmalı, sosyal çevrelerde, siyasette, muharebede yani hayatın her şubesinde bu etki hissettirilmelidir. Özellikle Batı dünyasına ve halkalarına Müslümanların bu çabası sizin içindir de, çünkü bu hastalıklı kafa ve kötülüğün vücut bulmuş hali olan sistemler Müslümanları elemine etseler 500 milyondan fazla insanın dünyada yaşaması sorunlara sebep oluyor bundan dolayı nüfusu azaltmalıyız projesinin başlangıcına sebep olacaktır.
Nasıl ki zamanında Samuel Huntington “Medeniyetler Çatışması” teorisini ortaya atıp yeni bir krize sebep olduysa bizde Müslümanların “Zener Etkisi” paradigmasını dünyaya mal etmeli ve zihinlere Müslümanların bu çabasını, çırpınışını kazımalıyız.