Medeniyet Tasavvuru Üzerine 1
Geçtiğimiz günlerde Siverek'teki okul saldırısında 16 kişi yaralanmıştı. Bu olaydan bir gün sonra bu kez Kahramanmaraş'ta 14 yaşındaki bir öğrenci yanında getirdiği 5 tabanca ve 7 şarjör ile 9'u öğrenci biri öğretmen olmak üzere 10 kişiyi öldürüp 13 kişiyi yaraladı.
Yakın tarihlerde gençlerin işledikleri birçok cinayet var. Aklıma iki yıl önce İstanbul'da iki kız öğrencinin öldürülmesi geliyor. Katil liseden kız arkadaşını surlarda bulunan bir odada parçalara ayırmış, evinde yapılan inceleme neticesinde satanizme ait obje ve sembollerin bulunduğu tespit edilmişti.
Şimdi bir de gençlik çeteleri zuhur etti. Haberlerde sıkça gençlerin karıştığı gasp ve saldırı haberleri duyar olduk. Alışık olmadığımız, yadırgadığımız bu olayları duymaya başladık.
İlgilenmemiz gereken başka birçok başlık var. Türkiye'de her yıl 100 civarında çocuk işçi hayatını kaybediyor. Kadınlar öldürülüyor, her yıl 200'ü kız çocuğu olmak üzere 1000 kadın intihar ediyor. Gençler, kadınlar şeytani bir kuşatma altında. Bu kuşatmayı kaldıracak güçlü bir beyin takımına -ne diyorlar- brain team'e ihtiyaç var. Ama böyle bir akıl olduğunu söyleyemiyoruz. İdealler, cemiyet halinde yaşama isteği, millete hizmet etme arzusu çok zayıfladı. Bu gençlik teşkilatları meselesi de üzücü... Bunlar gençleri yeterince besleyemiyor. Muhafazakar, İslamcı veya milliyetçi kesimdeki gençlik örgütlerinin başarısız olduğu çok açık. Buralara devam eden gençler bir tarih ve kültür şuuruna sahip olamıyorlar.
Onlara en başta ahlaki değerleri anlatmalıyız. Peki nasıl? Gelip mesele buna dayanıyor. Her yerde donanımlı kimselerle muhatap olmaları lazım. Cengiz Aytmatov Toprak Ana’da şöyle der: “İyilik, yola düşen, yoldan toplanan bir şey değildir. Tesadüfen ele geçen bir şey de değildir. İnsan iyiliği ancak başka bir insandan öğrenir.” Bunu kim yapacak? Samiha Ayverdi, Cemil Meriç, Saadettin Ökten gibi birini bulup kültür vekaletini emanet edeceksin. Arayıp böyle birini bulacaksın. Bunlar yazar falan değil, şuurun ve medeniyetin vücut bulmuş halleri... Bu siyasetçi ve bürokratların önemli bir kesimi de gençlere örnek olamıyor. Geçen bir siyasetçi iki milyon liralık ithal saatleriyle gündem olurken, bir başkası ayağında üç asgari ücretle alınabilecek bir İtalyan botu ile haber oldu. Bu saatler, ayakkabılar bizim üretimimiz olsa belki sıkıntı olarak görülmeyecek. Tesettürlü bir bayan Mercedes arazi aracına yasal hakkı olmadığı halde çakar takmıştı. Bir başkası lüks otomobiline hem kurallara aykırı olarak çakar takmıştı, hem de emniyet şeridini kullanıyordu. Açıkçası bu lüks merakı İslam ahlakıyla ilgisi olmayan bir şeydir. Artık TOGG diye bir arabamız var, onu kullanacaksın. Yerli malını özendireceksin. Paramız bu ülkede kalsın, bu ülkenin markalarını kullanalım. Mesele bu milleti ailemiz olarak görüp görmediğimiz...
Bir diğer başlığımız medya, diziler, TV programları, şiddet içeren bilgisayar oyunlarıdır. Dizilerin, hele çarpık ilişkileri konu edinen gündüz kuşağı programlarının on yıllardır geldiği nokta üzücüdür. Neden kaldırılmıyor anlamış değilim. Bu ancak cemiyeti ifsat etmek isteyenlerin ısrar edeceği bir şey olabilir.
Rahmetli Galip Erdem ne diyordu? “Bizler davayı Ağrı Dağı'nın zirvesine çıkaracaktık. Bin zahmet ve acılar çekerek tırmandık. Zirvede sevincimiz sonsuzdu. Ama bir noksanımız olduğunu fark ettik. Davayı dağın eteklerinde unutmuştuk. Meğer biz davayı değil kendimizi dağın zirvesine çıkartmıştık” diyordu. Velhasıl kelam kendisini dağın tepesine çıkaran adamlar gençlere örnek olamadı, olamaz da... Yani bizim gençlere kültürümüzü, medeniyetimizi anlatacak sahici kimselere ihtiyacımız var. İşe kültür yönetimini bu işle ilgili bir mazisi veya altyapısı olan kimselere emanet ederek başlanabilir.