45,2300 %0
53,3014 %0.71
İstanbul
Açık
11°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Medya Haber SİYASET Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan: Türkiye’nin Gündemi Mutlak Butlan Değil Mutlak Mutfaktır

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan: Türkiye’nin Gündemi Mutlak Butlan Değil Mutlak Mutfaktır

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, "İmralı’ya statüyü, ana muhalefete mutlak butlanı aynı anda konuşan bir iktidar ülkeyi yönetiyor. Türkiye’nin gündemi mutlak butlan değil; mutlak mutfaktır. Mutlak yoksulluktur, mutlak adaletsizlik, mutlak enflasyondur.” dedi.

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, TBMM’de gerçekleştirdiği grup toplantısında Türkiye’nin yönetilemediğini belirtti; hukuk dışı tutuklama ve salıverme yapılamaz diyen Arıkan, kayyum politikalarının demokrasiyle bağdaşmadığını vurguladı. Ekonomik krizin doğrudan vatandaşın mutfağında hissedildiğine dikkat çeken Arıkan, “Türkiye’nin gündemi mutlak butlan değil, mutlak mutfaktır” diyerek önceliğin hayat pahalılığına çözüm olması gerektiğini söyledi. Sumud Filosuna müdahaleye karşı iktidarın tutumunu eleştiren Mahmut Arıkan, “barış girişimleri nerede?” sorusunu yöneltti. Saadet Partisi Genel Başkanı, milletin “oh be” diyeceği bir değişimin mümkün olduğunu dile getirdi.

Mahmut Arıkan Türkiye’nin Gündemi Mutlak Butlan Değil Mutfaktır
Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan

Mahmut Arıkan’ın konuşmasında öne çıkan başlıklar şu şekilde:

“Türkiye Yönetilemiyor”

“Adaletten, ekonomiye; eğitimden, dış politikaya nereye bakarsak bakalım -maalesef- Türkiye yönetilemiyor. Her bir mesele, ayrı bir krize teslim edilmiş vaziyette. Yargı, siyasete bütçe, faize dış politika Trump’a teslim edildi. Enflasyon TÜİK’e aile RTÜK’e teslim edildi. Bitmedi! -ne yazık ki- emekli açlığa, gençlerimiz umutsuzluğa, üretici bankaya çiftçi borç sarmalına teslim! Ve en önemlisi bunları çözmesi gereken kadrolar, liyakatsizliğe teslim! Bu böyle gitmez! Bu düzen değişmek zorunda. Hiç kimsenin şüphesi olmasın, eninde sonunda bu ülkeyi, yeniden adaletin, emeğin ve umudun adresi yapacağız. Bugün bunun için buradayız, bunun mücadelesini veriyoruz.”

“İktidarın Ve İktidar Ortaklarının Yaptıkları Konuşmalar Kaygılarımızı Artırıyor”

“Sayın Bahçeli; partisinin dünkü grup toplantısında yaraları sarmaya, birlik olmaya, ilişkileri onarmaya dair bir konuşma yaptı. Milletimizi bağrına saplanan hançerlerden, devletimizi de ensesine geçirilen prangalardan kurtarmak arzusunda olduklarını beyan etti. Ayrıca vatanın her karışında kardeşliği hâkim kılmaya dair bir beyanda bulundular. Sayın Bahçeli, bu olumlu cümlelerin ardından -ilginç bir şekilde- tüm bu istek ve arzuların devleti zayıflatmayacağı, bir teslimiyet ya da pazarlık olmadığını, milli iradeyi zayıf düşürmeyeceğini, güvenlik ilkelerini sulandırmayacağını ve milletimizin hassasiyetlerini kurcalamak olmadığını belirttiler. Tabii bu açıklamaları dinleyince sormadan edemiyoruz: Yaraları sarmak, birlik olmak, ilişkileri onarmak niçin devleti zayıflatsın? Milleti bağrına saplanan hançerlerden kurtarmak, devleti ensesine geçirilen prangalardan kurtarmak niçin milli iradeyi zayıf düşürmek olsun? Ayrıca vatanın her karışında kardeşliği hâkim kılmak niçin güvenlik problemi olarak algılansın? Gerçekten güzel bir iş yapıyorsanız, samimiyseniz, kendinizden eminseniz yaraları sarma, birlik olma, ilişkileri onarma beyanının ardından niçin tüm bunların teslimiyet ya da taviz olmadığını açıklama ihtiyacı hissediyorsunuz? Yoksa muğlak bir iş yapıp müphem bir süreç mi yürütüyorsunuz? İktidarın ve iktidar ortaklarının sürece dair yaptıkları konuşmalar, maalesef sürecin muğlaklık ve müphemliğini gidermiyor tam tersine kaygılarımızı artırıyor. Değerli Arkadaşlar, Türk, Kürt, Arap, Farisi ve bölgenin diğer tüm halkları arasında yaraların sarılması, ilişkilerin onarılması, hak ve adalet ekseninde güçlü bir birlikteliğin tesisi bizim varlık sebebimizdir.”

“Keyfilik İçeren Salıvermeleri Ve Tutuklamaları Hukuk Kapsamında Görmemizi Beklemeyin”

“Milletimizin bağrına saplanan ırkçılık ve mezhepçilik hançerlerini sökmek, devletimizi kasasına vurulan dış borç ve faiz prangasından kurtarmak, bu vatanın her karışını insanca yaşanabilir bir hale getirmek bizim varlık sebebimizdir. Ancak kimse bizden bir elde tutulan gazlı bezle yara sarıyormuş gibi yapılırken, diğer elde tutulan falçata ile faça atılan bir sürece ortak olmamızı beklemesin. Kimse bizden bir mesele çözüme kavuşturuluyormuş gibi yapılırken diğer tüm sıkıntıları görmezden gelmemizi, konuşmamamızı, yok saymamızı beklemesin. Kimse bizden çifte standart içeren uygulamalara “hak ve adalet budur!” dememizi beklemesin. Kimse bizden keyfilik içeren özgürlükleri ve kısıtlamaları, keyfilik içeren salıvermeleri ve tutuklamaları hukuk kapsamında görmemizi beklemesin.”

“Bahar Hakkı Yenenlere Dokunsun”

“Sayın Bahçeli dün Hıdırellez gününden bahsetti. ‘Hıdırellez; baharın muştusu, tabiatın uyanışı, darlığın bitişi, duanın arşa yükselişi, umudun yeniden yeşerişidir’ dedi. Devamında da ‘Bahar yalnızca dağların doruklarına, ovaların yeşiline, bahçelerde açan çiçeklere değil; milletimizin gönlüne, Edirne’den Kars’a, Sinop’tan Hatay’a, İzmir’den Ardahan’a, yurdumuzun tamamına dokunsun’ dileğinde bulundu. Biz de buradan iktidara, iktidarın tüm ortaklarına sesleniyoruz. Hıdırellez sabahında dileğimiz nettir: Bahar yalnızca dağların doruklarına, ovaların yeşiline, bahçelerde açan çiçeklere değil; mağduriyetlerinin giderilmesini bekleyen KHK’lılara, Barış Akademisyenlerine, kayyım atanan belediyelere, Anayasa Mahkemesi kararına rağmen cezaevinde tutulan Hatay Milletvekili Can Atalay’a, yine Anayasa Mahkemesi kararlarına rağmen hâlâ cezaevinde tutulan Tayfun Kahraman’a, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına rağmen cezaevinde tutulan Selahattin Demirtaş’a, işçi haklarını savunduğu için tutuklanan Mehmet Türkmen’e, haklarında kesinleşmiş bir yargı kararı olmamasına rağmen tutuklu bulunan gazetecilere ve belediye başkanlarına da dokunsun.

“İtirazımız Var”

“Şimdi size tekrar söylüyoruz: Biz çözüme değil; çözümün kapalı kapılar ardında pazarlık konusu yapılmasına itiraz ediyoruz. Biz yaraların sarılmasına, ilişkilerin onarılmasına değil; sürecin muğlaklığına ve müphemliğine itiraz ediyoruz. Biz hukukun işletilmesine değil; kişiye özel formüllerle hiçe sayılmasına itiraz ediyoruz. Sizin hak ve özgürlükleri tesis etmeniz için kişilere özel statüler ihdas etmeniz değil, gerçek anlamda hukuka riayet etmeniz gerekir. Bu tavrınızla, bu yaklaşımınızla ne terörsüz bir Türkiye’yi kurabilir ne de yaşanabilir bir Türkiye’yi inşa edebilirsiniz.”

“Kayyum Uygulaması, Demokrasinin Hangi Statüsü?”

“Türkiye’de bugün antidemokratik günler yaşıyoruz. Bugün kişilere özel statü arayanlar, milletin oyuyla seçilmiş insanların “statüsünü” yok saymaya devam ediyor. Bir rakam vereceğim: Tutuklanan, görevden alınan, kayyum atanan belediye başkanlarının seçim bölgelerinde yaklaşık 40 milyon seçmen var. Yani Türkiye’nin neredeyse %60’ı seçtiği, oy verdiği belediye başkanı tarafından yönetilmiyor. Elbette ahlaksızlığa, yolsuzluğa göz yumulmamalı; bunda hemfikiriz. Ancak bu kayyum uygulamasını öyle sevdiler ki işlerine gelmeyen her kuruma, her kuruluşa kayyum atıyorlar. TMSF tarafından kayyumla yönetilen şirket sayısı 1314’e ulaşmış durumda. Sadece istisnai durumlarda başvurulması gereken kayyum uygulaması Türkiye’nin yeni yönetim biçimi haline geldi. O yüzden soruyorum: Bu kayyum uygulaması, demokrasinin hangi statüsü!”

“Türkiye’nin Gündemi Mutlak Butlan Değil; Mutlak Mutfaktır”

“Gerçekten ilginç bir ülkede yaşıyoruz. İmralı’ya statüyü, ana muhalefete mutlak butlanı aynı anda konuşan bir iktidar ülkeyi yönetiyor. Adalet ve demokrasi sizin siyasal hesaplarınıza göre şekillenecek bir aparat değildir. İktidar medyası tarafından sürekli “Mutlak Butlan” konusu işleniyor, farkındayız. Türkiye’nin gündemi mutlak butlan değil; mutlak mutfaktır! Mutlak yoksulluktur, mutlak adaletsizlik, mutlak enflasyondur. Siz; süreci statüyle, enflasyonu TÜİK’le, aileyi RTÜK’le, siyaseti yargıyla dizayn etmeye çalışırsanız bu millete en büyük kötülüğü yaparsınız, yapmayın.”

“Üç Çocuk Yapın Demekle Olmuyor”

“Gerçek bir beka sorunu olarak “doğum hızı” meselesi gündemimizdeki yerini koruyor. Geçtiğimiz günlerde Sayın Cumhurbaşkanı, aile ve nüfus meselesine dair bir konuşma yaptı. Aileyi anlattı, doğum oranlarını söyledi, şikayetlerini beyan etti. Söylem düzeyinde kaygı çok yüksek ama iş politikaya gelince samimiyet sıfır. Bu meselede samimiyet, “üç çocuk yapın” demekle değil; gençlerin evlenebileceği, ailelerin çocuk büyütebileceği, kadınların annelik ile çalışma hayatı arasında ezilmediği bir düzen kurmakla ölçülür. İki de bir ekonomik sıkıntıları, kültürel sebeplerin arkasına saklamaktan vazgeçin! Dijital tekno kültürün, küresel cinsiyetsizleştirme akımlarının, nüfus kontrol politikalarının farkındayız, ne olduğunu biliyoruz. Ancak o kadar uzağa gitmeye gerek yok! Bugün Türkiye’de aileyi tehdit eden şey sadece dijital çağ değildir. Kiradır, faturadır, çarşı-pazardır. Aileyi tehdit eden şey; okul masrafıdır, güvencesiz iştir, borçla başlayan hayattır. Aileyi tehdit eden en büyük şey; sürekli uyaran ama çözüm üretmeyen vizyonsuz iktidardır.”

“Başarı Öyküsü Değil, Bu Bozuk Bir Ekonomik Düzenin İflas Belgesidir”

“İktidar sorunu doğru görüyor, fakat çözümü yanlış yerde arıyor. Mesela! Ulaştırma bakanımız kadınlarımıza “Tır şoförlüğünü” bir vizyon, bir müjde gibi sunuyor. Allah aşkına: Sizin kadına verdiğiniz değer bu mu? Sizin “Güçlü Kadın-Güçlü Türkiye” tasavvurunuz bu mu? Şimdi! Kadınlarımızın eline ağır vasıta direksiyonu tutuşturmayı bir “Modernleşme” hamlesi olarak pazarlayanlara sesleniyorum: Eğer bir anne, evladından, ailesinden mahrum kalarak, günlerce uzun yollarda, uykusuz gecelerde tır sürerek rızkını aramak zorunda kalıyorsa; bu bir başarı öyküsü değil, bu bozuk bir ekonomik düzenin iflas belgesidir! Biz kadının çalışmasına karşı değiliz; biz kadının mecburiyetten dolayı fıtratına aykırı yükler altında ezilmesine karşıyız. Kadın haklarını savunmak; onu en ağır şartlara sürmek değil, ona fıtratına uygun bir zarafetle, ailesini ve çocuklarını ihmal etmeden yaşayabileceği insanca bir düzen sunmaktır. Siz onu fıtratından koparıp ağır sanayinin, lojistiğin en sert çarkları arasına atamazsınız. Kadın, toplumun; nezaketidir, şefkatidir, estetiğidir. Biz kadını modern dünyanın ağır işçisi değil, yeni bir dünyanın mimarı olarak görüyoruz.”

“Aile Kampanyayla Güçlenmez”

“Ulaştırma Bakanlığımız, kadınları tır şoförü yapmaya çalışadursun, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımız da aileyi korumak için 15 maddelik bir vizyon belgesi yayınladı. Bu 15 maddeyi dikkatle inceledik. Her birinin elbette önemi var; uygulanması halinde büyük faydalar sağlayacaktır. Ancak bu 15 maddenin en başına, ilk olarak icra edilecek 3 madde eklenmelidir. Enflasyonla etkin mücadele, üretim ekonomisi, refahın adil paylaşımı. Eğer bu 3 maddeyi en başa koymazsanız, aileyi kurtaramazsınız”

Mahmut Arıkan Türkiye’nin Gündemi Mutlak Butlan Değil Mutfaktır
Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan

“Aile Meselesi; Yıl İlan Etmekle Çözülecek Bir Mesele Değildir”

“Niçin bunu söylüyorum: İşte, nisan ayı enflasyon rakamları önceki gün açıklandı. Son 22 yılda kaydedilen en yüksek nisan enflasyonlarından birini yaşıyoruz. Bu ne demek biliyor musunuz? Bir babanın ocak ayında aldığı bebek bezi ile nisan ayında aldığı bebek bezi aynı fiyat değil, demektir. Bir annenin ocak ayında aldığı mama ile nisan ayında aldığı mama aynı fiyat değil, demektir. Bir öğrencinin geçen yılki masrafıyla bu yılki masrafı aynı değil demektir. İşte bu yüzden, aileyi korumak için, “enflasyonla etkin” mücadele etmek zorundasınız. Bir rakam daha vereceğim: BDDK’ya göre takipteki kredi miktarı sadece son bir yılda %98 artmış. Bankacılık sektöründe alacaklar sadece son bir yılda %83 artmış. Son bir yılda tüketici kredileri %79, KOBİ kredileri %118 artmış. Bu ne demek biliyor musunuz? İnsanımız ya borçla yaşıyor ya da borcunu ödeyemiyor demek. Milyonların, milyonlarca borçlu olduğu bir düzende, insanlar geleceğini göremiyor demektir? İşte biz tam da bu yüzden diyoruz ki: Aile meselesi, sadece Aile Bakanlığı’nın meselesi değildir. Aynı zamanda Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın meselesidir. Aile meselesi; yıl ilan etmekle çözülecek bir mesele değildir. Tek yol adalet.”

“Gazze Barış Kurulunuza Ne Oldu?”

“Geçtiğimiz hafta Doğu Akdeniz yine hareketliydi. Öncelikle, Gazze’deki ablukayı delmek üzere yola çıkan, İsrail tarafından alıkonulan Küresel Sumud Filosu katılımcıları tüm kardeşlerimi buradan saygıyla selamlıyorum. Hâlâ denizde olan, hâlâ Gazze’ye yelken açan, hâlâ İsrail tarafından tehdit edilen tüm kardeşlerime de yol açıklığı diliyorum. Dualarımız da desteğimiz de sizinle! Hepimiz biliyoruz ki soykırımcı İsrail’in hukuku hiçe saymadaki cesareti; daha önceki haydutluklarının yanına kâr kalmış olmasından kaynaklanmaktadır. Bu haydutluğu Dışişleri Bakanlığımızın sosyal medya hesaplarından “korsanlık eylemi” olarak nitelendirmesi, “uluslararası toplumu ortak bir tutum takınmaya” davet etmesi sadece bir geçiştirmedir.

Bugün burada, bu son haydutluğun ciddiyetini ifade etmemiz gerekiyor. Öncelikle, İsrail’in Sumud Filosu’na saldırısı 1.000 kilometre uzaklıkta, Tel Aviv’e 1 saat 40 dakika uçuş mesafesinde gerçekleştirildi. Ve uluslararası sularda yapılan bu müdahalede ilk kez askeri filo kullanıldı. Bakınız değerli arkadaşlar; balıkçı teknesinden, mavi tur yatından bahsetmiyoruz. 7 askeri fırkateyn, 1 askeri denizaltı ve 10’larca SİHA’dan, silahlı hava aracından bahsediyoruz. Öyle bir korku ki; umut ve kararlılık taşıyan yelkenli gemilere karşı tam teşekküllü bir donanma kullanılıyor.

Tüm bunlar olurken, saldırıyı -neredeyse- İsrail’inden önce iktidarın da ortak olduğu “Gazze Barış Kurulu” sahiplendi. En başından beri bu kürsüden defalarca uyardık! “Bu kurul; Gayrimenkulcüler Kurulu’dur, ‘The Trump Organization’ın’ Ortadoğu şubesidir” dedik. “Bu kurul Gazze’de Barış değil, Akdeniz’de İşgal kuruludur” dedik. Bu çağrılarımız karşısında iktidar ne yaptı? Trump ile aynı kareye girmek adına bizi duymamayı tercih etti.”

“Cirminiz Kadar Yer Yakarsınız”

“Şimdi iktidara soruyoruz; Girit açıklarında Sumud Filosuna müdahale edilirken; koskoca bir donanma bölgede operasyon yaparken; Gazze Barış Kurulu alçakça açıklamalarda bulunurken; Siz ne yapıyordunuz? Dışişlerimiz ne yapıyordu? İsrail’e veri aktaran Kürecik’ten size tek bir uyarı gelmedi mi? Hani “Mavi Vatan”? Hani denizlerdeki iddiamız, hani caydırıcılığımız? Biz daha önce defalarca uyardık; Doğu Akdeniz’de Türkiye karşıtı bir ittifak oluşuyor. Neredeyse adım başına bir askeri mühimmat konuluyor. Yunanistan, İsrail, Fransa, Güney Kıbrıs ve ABD aynı eksende buluşurken siz ne yapıyordunuz? Biz sizden “Eyy” diye başlayan nutuklar değil; “Bu oyunu bozarız” diyerek atılacak cesur adımlar bekliyoruz. Buradan Yunanistan’a da seslenmek istiyorum; en son İngiltere’ye, Fransa’ya güvenerek kurduğunuz hayaller Dumlupınar’da kâbusunuz olmuş, Ege’nin soğuk sularında son bulmuştu. Sakın ha! Aynı hayale kanmayın, aynı hataya düşmeyin. Yoksa sonuç sizin için daha hüsran olur. Daha açık ve daha net konuşuyorum: Cirminiz kadar yer yakarsınız.”

“Tam Anlamıyla Bir Çöküş Yaşıyoruz”

“Sözlerimin başında bu güzel ülkenin “yönetilemediğini” söyledim. Bunu sadece bir muhalefet partisi genel başkanı olarak söylemiyorum! Çocuklarının geleceğinden endişe duyan bir baba olarak söylüyorum... Milletinin geleceğinden endişe eden bir vatandaş olarak söylüyorum... Çok ağır bir kelime biliyorum... Ancak tam anlamıyla bir çöküş yaşıyoruz.

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi dedikleri şey yolsuzluk, yoksulluk, hukuksuzluk, güvensizlik, kayırmacılık ve en önemlisi de belirsizlik altıgenine dönüştü. Bu altıgen artık istisna olmaktan çıktı, sistemin kendisi haline geldi.

Değerli arkadaşlar, siyaset “ben daha az kirliyim” yarışı değildir. Siyaset, temizlik iddiasıdır; temiz kalabilme becerisidir. Temizlik önce kendi kapınızın önünden başlar. Kendi içindeki çürüğü ayıklayamayan, topluma temiz bir gelecek vaat edemez. Yakınına dokunamayan millete adalet dağıtamaz.

Biz bunlardan dert yandığımız zaman, bir de bakıyoruz Sayın Cumhurbaşkanı da bizimle beraber dert yanıyor. Hep birlikte oturup toplumdaki şiddete, yozlaşmaya, bağımlılığa, ailedeki çözülmeye, eğitim ve kültürdeki gerilemeye ağıtlar yakıyoruz. Sorundan dert yakınan ile sorunu çözmesi gereken partiler aynı yerde duruyor. Bu işte bir gariplik yok mu?

Bu tabloyu değiştirecek olan kim? Yetki kimin elinde? Ülkeyi 25 yıldır kim yönetiyor? Bilinçli bir şekilde, iktidarda sürekli özeleştiri var ama değişim yok! Aynı hatalar tekrar tekrar yapılıyor, ne politika değişiyor ne de uygulama değişiyor.”

“Milletimiz Oh Be Diyecek”

Bu kötü gidişattan sağ salim kurtulma umudu hiç mi yok? Elbette var. Umudun bittiği yerde, hayat biter zaten... Hiç kimsenin şüphesi olmasın; bu ülkede refahı, huzuru, emniyeti, istihdamı ve istikrarı ve en önemlisi de umudu geri getireceğiz. Tüm bu anlattıklarımızı başarmak için kadrolarımız da hazır, projelerimiz de hazır... Ve bir kez daha söylüyoruz; 86 milyon insanımızın huzurla, derinden “oh bee” diyeceği bir Türkiye’yi inşa edeceğiz.

Mülakatı kaldıracağız; gençlerimiz “oh bee” diyecek. Haksız vergileri kaldıracağız; esnafımız “oh bee” diyecek. Çiftçimiz emeğinin karşılığını alırken, “oh bee” diyecek. Emeklimiz torununa harçlık verirken, “oh bee” diyecek. Asgari ücretlimiz birikim yaparken, gençlerimiz umutla çalışırken, kadınlarımız güvenle yaşarken, çocuklarımız okul bahçelerinde hayallerini konuşurken; “oh bee” diyecek.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *