49,8464 %-0.01
55,7496 %0.24
6.513,17 %-0.07
4.041.082 %0.66
Ankara
Parçalı bulutlu
12°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
İstanbul
Parçalı bulutlu
16°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Medya Haber SİYASET YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel: Millet Sandıkta Hesaplaşmak İstiyor

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel: Millet Sandıkta Hesaplaşmak İstiyor

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı Sözcü TV yayınında gündeme dair birçok konu başlığı hakkında açıklamalarda bulundu. Özel, "Millet, sandık için gün sayıyor ve hesaplaşmak istiyor." dedi.

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Sözcü TV’de yayınlanan Özel Röportaj programına katıldı. Kendisine yöneltilen soruları yanıtlayan Özel, fon vurgununda listenin neden açıklanmadığı hakkında, “Açıkçası buradaki tutum değişikliği değil, bir iktidar içi hesaplaşmada tarafların birbiri hakkında yaptırdıkları sızdırmalar ve burada sapla samanın birbirine karışması yüzünden çok ciddi bir teyit mekanizmasına ihtiyaç olduğu kesin. Bir de esas benim kendi kanaatim şudur ki isimler üzerinden iş boşu boşuna magazinleştiriliyor.” dedi. 

Özgür Özel, şunları söyledi: 

“VURGUNDAKİ MAĞDURİYETİ ÖRTEN MAGAZİNLEŞTİRME DOĞRU DEĞİL”

“Bir isim, ‘O mu almış, bu mu almış, Mustafa Sandal’ın eşi, Mustafa Sandal’ın eşinin babası, Fatma Betül Sayan…’ Esas meselenin hangi AK Partililerin aldığından da önemlisi, kötü bir sistem kurup, denetimsiz bir sistem kurup, liyakatsiz atamalar yapılıp, insanlara da ‘Ya işte Tera fon sarayın fonu, üst düzey bürokratların, şu bakanların içinde olduğu fon. Herkes orada paraya para katıyor deyip, hani ‘Bu işlerden kazananlar’ diyorlar, ‘Üst düzey AK Partililerin berberleri, kaybedenler de onların müşterileri.’ Çünkü ‘Ya ne yapalım, nereye koyalım?’ ‘Koy Tera’ya, koy şu hisseye, götürecekler’ deyip daha sonra berberlerde bolca hisse konuşulur ama ne zaman çıkacağı söylenemeyen genel halk ya da işte Adalet ve Kalkınma Partisi’ne çok yakın, kimi faiz olmasın bu helal kazanç diye baktığı, kimi de yahu herkesin parası buradaymış, en garantisi burada dediği yerde büyük bir vurgun var. Vurgundaki mağduriyeti örten bir magazinleştirme ya da bir tartışma doğru değil. Ben mesela açık söyleyeyim Ümit Özlale’nin, Mahinur hanımın babasının ismini açıklamasını ve aynı isim soyisim doğru, hatta MKK numarasına kadar doğru. Ama T.C. başka birisi ama o da Bartınlı bir AK Partili. Sanki fon vurgunu hiç olmamış gibi bir fırsata çevirmeye çalıştı iktidar bunu. Ben Ümit Bey’in onu açıklamasını doğru buluyorum. Elinde bir bilgi varsa, net bir bilgi olan siyasetçinin bunu bir kere siyasi etik gereği gizlemesi mümkün değil yani. Yani nasıl bir gazeteci kamu yararına olan  bir istihbaratı değerlendirmezse mesleğini yapmamış olur, biz de siyasetçi olarak gizlersek suçun bir parçası oluruz. 80, 85 kişilik liste hepinizde, sizde, herkeste var ama bu listenin şimdi Adalet Bakanlığı kaynakları tarafından, daha doğrusu yanlış söylemeyeyim, böyle deyince de bütün Adalet Bakanlığı’nı da suçlamak olmaz. Şimdi görevden alınan bir Basın Sözcüsü vardı. Gerçek isim yerine mahlas isim kullanıyordu. Bunun tarafından o kadar çok liste ve isim oraya buraya yollamış ki o gelen listenin doğruluğundan emin olamıyorsunuz. Şimdi Mahinur Hanım’ın babasının isminin verilmesi doğruydu. Yanlış çıktı. Neyi gördük? AK Parti’nin elinde liste var ve TC’lerine kadar biliyorlar. Sonradan Mahinur Hanım başladı bağırmaya; ‘Mağdur oldum da mağdur oldum. Özür dilensin de özür dilensin. Babama haysiyet cellatlığı yapıldı…’ Veya bazı köşe yazarları da yazdı; ‘Bu haysiyet cellatlığıdır.’ Ben de dedim ki ‘Siz Aile Bakanı’sınız. 1,5 yıldır başta İBB davası ve diğer belediyelere yapılan operasyonlarla insanların babalarına, eşlerine, çocuklarına haysiyet cellatlığı yapılıyor. Milletinki 17 aydır sürüyor, sizinki yedi dakika sürdü. Bu yedi dakikada mağduriyet üretiyorsunuz. Ha özür mü istiyorsunuz? Ben sizden özür dileyeyim ama siz de gidin… Ekrem İmamoğlu’nun babasının bahçesini dozerle kazdılar, ‘Senin oğlun hırsız, buraya para gömmüş olabilir’ diye. Ya da kuyularda altına aradılar. Altı yaşında çocukların sabah 06.00’da kulaklarındaki altına dedektörle baktılar, ‘Babasının rüşvetini mi kulağında taşıyor’ diye. Veya altı yaşında çocuk bugün annesinden ayrı, Manisa İl Başkanımız il başkanı olma suçundan cezaevinde yatırılıyor.’ O yüzden yanlış bir isim, teyidi alınmamış bir isim sadece şey yapmıyor. Yani açıkladık ve ‘YENİ Parti’nin açıkladığı isim yanlış çıktı.’ Altı-yedi isim doğru çıktı; bir tanesinde her şeyi doğru, TC’si başka çıktı. Ama odağı saptırıp, meseleyi başka bir yere… Sanki hepsi iftiraymış gibi. Ağrı Dağı kadar gerçek bir şey var. 455 bin tekil yatırımcı, 2 milyon kişi buradan ve borsadan 5 milyon kişi ve doğrudan bu işin maliyeti 124 milyar dolara çıktı. Bakın; 20 milyardı, 90 milyar oldu, 110 milyar oldu, 124 milyar dolar doğrudan maliyeti olan bir iş var. Öyle bir noktaya doğru gidiyoruz ki şirketler kolay kredi bulamadıkları için. İtibarlı şirketler normal şartlarda kendileri bir tahvil oluşturuyorlar ve oluşturdukları tahville borçlanıyorlar piyasadan. 10 yıldır bu yasal olarak mümkün. Günü gelince de bunu ödüyorlar. Böylelikle uygun kredi yatırımcıdan kendi kendilerine temin etmiş gibi oluyorlardı. Şimdi bu özel sektör tahvili, ÖST’lerde ödeyememe sorunları başladı. Çünkü orayı da düzgün denetlememişler. Ödeyebilecek olana da artık kimse güvenmiyor. Büyük bir sıkıntı var, büyük bir skandal var. O yüzden biz isim gizliyor değiliz ama teyit edebilmemiz için. Doğru olan, doğru liste elinde olan Erdoğan’ın bu listeyi teker teker açıklaması lazım. Yoksa bir takım manipülasyonlar iktidar içindeki iki-üç kutbun birbiriyle hesaplaşmasında muhalefeti kullanan ve bunu hem kendi iç hesaplaşmalarında kullanan, hem de meselenin odağını çarpıtan bir yaklaşım var. Ona karşı tedbirli davranıyoruz.”

“ÜST DÜZEY BÜROKRASİ, BAKANLIK, MİLLETVEKİLLERİ, ESKİ BAKANLAR VAR”

(Yeni Şafak Genel Yayın Yönetmeni Hüseyin Likoğlu “Birileri kendi foncusunu kurtarma gayretinde” dedi ve “‘Oğlumu tutuklayacak daha anasından doğmadı. Tek başıma yapmadım, sadece ben mi yaptım?’ gibi hadsiz konuşmalar kulaktan kulağa dolaşıyor” diyerek Adalet ve Kalkınma Partisi’nin içinde yaşananları söyledi. Bu fon çatışmasının tarafları kimler?) “Yani şimdi burada isim isim net olarak ‘Şunlar bu tarafta, bunlar bu tarafta’ diyemem ama bir Erdoğan’a çok yakın üst düzey bürokrasi var. Adalet Bakanı ve onunla birlikte İstanbul’dan gelen, esasen hepimize çok vicdansızca ve acımasızca düşmanlık eden, bir iktidarın iftira ile sürdürülmesini kendilerine görev edinmiş bir ekip var. Bunun yanında milletvekilleri, milletvekili grubunda önemli sayıda kişinin olduğu söyleniyor. İşte 60’a yakın milletvekili ya da yakınlarının doğrudan kendilerinin ya da bir aracı hesabıyla bu fonlarda oldukları söyleniyor. Eski Bakanlar var. Ama burada enteresan bir şekilde yargı gücünü kullananların da işte İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ile Ankara’dan Adalet Bakanlığı’nın ki daha düne kadar Adalet Bakanı’nı tanımaksızın doğrudan Erdoğan’la ilişki ile Türkiye Cumhuriyet Başsavcısı gibi davranan birisi geldi, Adalet Bakanı oldu. Şimdi İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı’nı işte hadsizlik yapmakla, sınırlarını aşmakla suçluyor. Böyle bir çatışma var. Bunu herkes biliyor. Emniyete güvenmeyen başsavcılıklar, jandarmayla operasyon düzenlemek ne demek? O emniyet müdürlerini ve o ekipleri kim atıyor? O ekiplerin kime haber vereceğini söylüyor? Devletin içinde jandarmanın emniyete güvenmediği ya da bazı savcıların jandarmayla çalıştığı, bazı savcıların emniyetle çalıştığı, Adalet Bakanı’nın daha üç-beş ay öncesine kadar sürdürdüğü görevi yapan kişiye ki o günlerde kendi yetkisini aşıp, Adalet Bakanı’nı tanımıyordu, şimdi oradaki Cumhuriyet Başsavcısını kendi kontrolünden çıkmakla suçluyor. Böyle işler var. Genel olarak Adalet ve Kalkınma Partisi’nin içindeki işte belli ekiplerin adamları, yok ailedeki taraflar, aile ile diğer tarafların bir çatışması ve genel olarak baktığınızda birlikte olup gruplaşan, ekipleşenlerin ortak çıkarları… Biliyorsunuz, en kuvvetli bağ suç ortaklığıdır. En kuvvetli bağlardan bir tanesi birlikte suç işleyenlerin birbirine olan bağlılığıdır. Diğer taraftan Erdoğan sonrası dönemle ilgili ciddi bir hesaplaşma, kamplaşma, ekipleşme olduğu görülüyor. O meselelerin hepsi, Ankara’da bol bol konuşulan, kulisleri işte meslektaşlarınız tarafından dikkatle takip edilen işler. Tabii benim isim isim ‘Bu burada, bu burada’ filan demem bulunduğum konuma da uygun olmaz.”

“17 AYDIR HAYSİYET CELLATLIĞI YAPIYORLAR”

(Cumhurbaşkanı “Kabine üyelerimizin ailelerini hedef alanlar var” şeklinde konuştu. Sizce Mahinur Hanım’ın babasından özür kısmı hata mıydı, Erdoğan için yeni bir söylem mi oluşturmuş oldu?) Birincisi Mahinur Hanım ‘Babamdan özür dilensin, özür dilensin’ diyor. Ben de dedim ki ‘Mahinur Hanım böyle diyorsun, ben babanın ellerinden öperim. İstiyorsan ben özür dileyeyim ama sen de dön, bu kadar yarattığınız mağdurdan özür dile. Senin baban yedi dakika mağdur kalmış, bizim arkadaşların babalarının 17 aydır çocuklarına ‘hırsız’ deniyor…’ İşte ne deniyordu? ‘İBB’deki parkelerin arasından Euro’lar çıktı, görüntüsü var’ diyordu. Sonradan ne anlaşıldı? Yokmuş öyle bir görüntü. Veya ‘KİPTAŞ’tan daire dağıttınız kongre kazanmak için’ diyordu. Bir tanesinde ispat yok. Hepimize… Sonuçta benim de babam var. Öğretmenevine çıkıyor ve bir gece önce yedi tane televizyonda birden ilk önce hem de Adalet Bakanı’nın ağzıyla ‘Özgür Özel Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı’yla bir benzin istasyonunda buluştu’ diyor. Sonra beni İçişleri Bakanlığı’nın koruma ekibi koruyor. Ceridesi var; sabahleyin 09.00’da Ankara’dan evimden alınmışım, genel merkeze gitmişim. Gece 19.30’a kadar genel merkezde durmuşum. Kimlerle görüştüğümün ceridesi var İçişleri Bakanlığı’nda, koruma ekibimizde, herkeste. O ortaya çıkınca ‘Pardon pardon, öyle değilmiş. Efendim oğlu gitmiş, uçağa binip gelmiş. Ankara’da yedinci katta birine vermiş.’ ‘Altıncı kat’ mı, ‘yedinci kat’ mı diyor? Hangi tarih? 15 gün tarih aralığı veriyorlar. Kime vermiş? ‘Vallahi 1.70 boylarında birisiydi’ diyorlar. O katta öyle ilgili birisi yok. ‘İsmi neydi?’ ‘O gün biliyordum bugün unuttum’ diyorlar. ‘Havaalanına seni kim bıraktı?’ ‘Hatırlamıyorum. Kim aldı hatırlamıyorum’ diyorlar. Biliyorsunuz o yüzden Adalet Bakanı diyordu ki ‘Özgür Özel, benzinlikte buluştu’ diyordu. Sonra Ankara’ya getirdiler, Veli Ağbaba’ya bağladılar filan. Şimdi benim eşim, kızım, annem, babam, kardeşim, teyzemler, dayımlar onlar insan değil de bir tek Mahinur hanımın babası mı insan? ‘Fon vurgunu yaptın’ dendi, ‘Yok bu isim benzerliği, isim soyisim aynı.’ Tamamen yalanlar üzerine 17 aydır benim arkadaşlarımın her birisiyle ayrı ayrı haysiyet cellatlığı yapılıyor. Yani oradaki benim söylediğim, ‘Amca çok üzüldü ise ellerinden öperim ama sen de dön başka amcalara bak’ diyorum. Niye yanlış olsun, aksine tam da mesajımın ulaşmasını sağlayacak bir şekilde hani onların restini restle görüp, ondan sonra ‘Gel bakalım hadi şimdi sen de bunu yap’ dedik. Tık var mı Mahinur hanımda? Aile Bakanı. ‘Ya biz yaşadık, benim babam bundan üzüldü adı geçince ama bu kadar insanın da anasının, babasının boşu boşuna üzüldüğü bir yerde ben de bu duyguyu anlamış oldum’ desin, o zaman Mahinur hanımın kendisini ayağa kalkarak tebrik edeyim. Hadi bu erdemi bir göstersinler bir göreyim.”

“TUTUKLULARLA GÖRÜŞECEĞİZ”

(Fon toplantısında kurulan heyet ve ziyaret planı) “Soma Komisyonu’nda ben görev yaptım. En önemli bilgiler, Soma‘daki tutuklularla cezaevinde komisyonun yaptığı görüşme. Rahat rahat soruyorsunuz. Sonra 15 Temmuz Komisyonu biliyorsunuz çalışıyordu, tutuklularla görüşme fikrine AK Partililer çok şiddetli şekilde karşı çıktılar ve komisyon o meseleyi yapmadı. Bazı soruların sorulmasını ya da yanıtların verilmesini istemiyorlar. Ben 2011 - 15 arası da Cezaevi Komisyonu’nda görev yaptım. 178 cezaevine 280 ziyaret yaptık. 8 kitabımız var. Cezaevi şartları ve cezaevindeki bazı mülakatların, bazı sorulara verilecek cevapların hakikate ulaşma konusunda ne kadar etkili olduğunu da bilirim. Bu da benim fikrimdi ayrıca arkadaşlara söyledim. Mademki Meclis bir komisyon kurmuyor, kursa oraya üyeler veririz ve komisyondan talep ederiz, ‘Gidelim tutuklularla görüşelim. Ve soru sorarız onlara.’ Seni kim atadı? Kim söyledi? Dünya kadar soru var. Milletvekillerinin 2 temel görevi var, bir tanesi yasama, bir tanesi denetim. Maalesef şimdi sözlü soruyu filan da kaldırdılar,  gensoru veremiyorsunuz, denetim olanaklarını gerilettiler çok. Milletvekilleri, Meclis Komisyonu olsa komisyon marifetiyle giderlerdi, madem komisyon kurmuyorlar milletvekillerinin cezaevi ziyaret hakları var.  Tutuklu olanların tamamına 10 milletvekilimiz ziyarette bulunacağız. Bu ziyaretlerinin sonuçlarını sadece kendimiz edinmeyeceğiz. Hem kamuoyuyla paylaşacağız hem diğer muhalefet partilerine de şeyi söyledik. Böyle bir çalışma yapıyoruz. Olur ya bize konuşmayan, daha önce birlikte siyaset yaptığı bir arkadaşıyla konuşabilir, yani konuşma derken bu sorgu değil ama bilinmesinde kendinin de uğradığı bir mağduriyet varsa onun da açığa çıkması noktasında, bir işi talimatla yaptıysa, haksız içeri konulduğunu, kendisi içeri giriyorsa, kendisinden önce başkalarının çoktan bu işin cevabını vermesini düşünenler varsa o kişilerle görüşme imkanı olur. Şüphe zaten öyle düşünmezsiniz, kimse düşünmez. Bir dayanışma ziyareti yapacak değiliz. Gerçeğe, hakikate ulaşabilmek için işin o tarafına gidip sorular yöneltmek ve cevap almak istiyoruz.”

“EN SAĞLIKLI GÜNÜNDE ÖZLEM HANIM İFADE ETMESİ LAZIM”

(AK Partili Özlem Zengin de istiyor ama liste neden yayınlanmıyor?) Özlem Zengin bunu söyledikten bir gün sonra nöbet haftası olmasına rağmen o gelmedi yerine Akbaşoğlu’nu yolladılar. Bizim de dikkatimizi çekti, bunu söyledik sonradan Özlem hanım bizim arkadaşlara sitem etmiş. ‘Ya ben hastaydım.’ Bunu da burada söylemiş olayım, o bilgi bize ulaştı. O gün hasta olduğu için gelmediğini söylemiş. ‘Yok öyle bir şey’ diye. Ama bir gerçek var. Partinin Grup Başkanvekili diyor ki ‘Bu liste açıklanmalıdır, liste halen açıklanmıyor.’ En sağlıklı gününde Özlem Hanımın bunu bir kez daha Meclis’te ya da ilgili partinin katıldığı kurullarında ifade etmesi sonra da gelip ne için açıklanmadığını izah etmesi lazım. Bütün yani AK Parti’nin yanıtlaması gereken durum bu. Ben şöyle söyleyeyim. Yani ortaya çıkan birkaç isimle, ortaya çıkan toplumsal tepkiden, anketlere bunu yansımasından, anketleri bir yana bıraktım, tüketici güven endeksi çok kritiktir. 90’ın üzeri önemlidir. İktidarlar, tüketici güven endeksleri 90’ın üzerinde tutabilirlerse seçim kazanabilirler. Altındaysa kazanamazlar. En kötü seçim sonuçları, 83, 82, 81 oralarda alınmış AK Parti döneminde. Tüketici güven endeksi, 10 aydır çıkıyordu, 10 ay sonra bir yılda kat edebileceği mesafeyi bir ayda düştü ve 83.5’lere düştü. Bu tüketici güven endeksinin takip edilmeye başlandığı TÜİK tarafından, yanılmıyorsam 2004 yılı, o günden bugüne en dramatik aylık düşüş. Yani iktidarın memlekette yarattığı en büyük güven kaybı ile karşı karşıyayız şu anda. O yüzden de anketler işte iktidara yakın yazar, çizer de ‘Bunu nasıl yaparsınız, partiye 6 puan kaybettirdiniz, 8 puan kaybettirdiniz’ diyor. İktidara yakın bir takım anket kuruluşları da başka şeyler yaparak o işi örtmeye falan çalışıyorlar. O yüzden de bu meseleyi kendi kendilerine hatta kötü bir benzetme olacak ama mesela 17-25 Aralık’a kadar cemaat makbul bir cemaatti, sonrasında şeytan bir cemaat oldu. Ya da 15 Temmuz’dan önce kendi milatları bunlar, Türk Ceza Kanunu’nda, herhangi bir hukuk devletinde olmaz. Bir tarih belirliyor siyaset, öncesi suç değil, sonrası suç. Bank Asya’yı açmak, açılışına katılmak, kurdelesini kesmek bile burada suç değil. Bir tarihten sonra para yatıranı memuriyetten atıyorlar. Bu ikili hukuk sisteminde ‘17-25’ten önceki cemaat iyi, 17-25 tarihi tövbe ve istifa günüdür, o günden sonra cemaatten ayrılmayanlar düşmanımızdır. 15 Temmuz’dan önce yapılan FETÖ ile hiçbir ilişkiyi suç saymayız ama bu tarihten sonrasına bakarız’ gibi bütün o yaklaşımlarda olduğu gibi şimdi ikili bir hukuk sistemi ile tövbe hesabı açmışlar. O hesaba parayı, caminin avlusuna gidip kimse görmeden bırakıp kaçmak gibi günahını kendince, ‘Gidip tövbe hesabına parayı koy, biz senle uğraşmayacağız.’ ‘Tövbe hesabına para konmadığı takdirde Adalet Bakanlığımız harekete geçecek’ diyor. Oysaki biz bu konuyu ortaya çıkarmasak, belki de hiçbir isim ortaya çıkmayacak, hiçbirisi parayı koymayacak ve bu mağduriyetler insanların sesini kimse duyurmasa mesela öyle kaygılar var diye söylemiyorum ama şöyle düşünüyor olabilir bazı mağdurlar. Ya biz AK Partiliyiz diye bunları da başımıza biz getirdik diye acaba YENİ Parti, gördüler gününü, der mi?’ Hayır biz onların mağduriyetini de herhangi bir vatandaştan hiç ayırmadan dile getirmek, onların haklarını aramak da boynumuzun borcu.”

“EMEKLİ ‘HANİ PARA YOKTU?’ DİYOR”

(Erdoğan’ın emeklilere yasal düzenleme sözü fon krizinin yarattığı tepkiyi tersine çevirir mi?) “Siz de soruda öyle sordunuz. Dün de haberlerde ‘Erdoğan fon krizini konuşmadı, emekliyi konuştu’ deyince dedim ki ‘Aslında fon krizini konuştu.’ Çünkü fon krizinin en çok konuşulan konusu şu. Hani para yoktu? ‘Bize gelince para yoktu. ‘23 bin liraya geçin’ diyordu bize ve ne diyordu? ‘Biraz daha sabır’ diyordu.’ ‘Sabır diliyorum emeklerimize’ falan filan diyorlardı. ‘İmkan yok, olsa yapmaz mıyız?’ diyorlardı, o gün onu anlatıyorlardı. Bütün emeklilerin ağzındaki temel eleştiri; ‘Hani para yoktu? Kendilerine gelince milyarlar var, milyar dolarlar var. Emekliye gelince yok.’ Bu öfke ki zaten Adalet ve Kalkınma Partisi 55 yaş üstü seçmen grubunda tarihinin en dibinde. O 55 yaş üstü seçmen grubunun bir artık hani kırgınlığı, kopuşu-mopuşu değil, öfkesi var. Yani resmen böyle sandık için gün sayıyor ve hesaplaşmak istiyor. Tarihin en büyük cezalandırmasını yapacak. Şimdi bu fon krizinin bu noktasında tahmin ediyorum, bunu bir bilgiye dayanarak söylemem mümkün değil tabii. Ama kendisine bu raporlandı muhakkak. Çünkü biz bunu görüyoruz. Yani düşünün ne kadar küçük bir şey yani; 23.500 lirayı 25 bin lira yapmadılar. Biz bir asgari ücret olmasını önerdik. En son bir grubun 25 bin liralık önerisine ret verdiler. Emekli başına bin 500 lira veremiyorlardı. Şimdi işte ‘Enflasyonu verelim, refah payı verelim, bir şey verelim falan.’ Bir kere bu fon krizinin yarattığı tepkiyi sönümlendirmeye yönelik bir şey. Erdoğan’ı tanıyorsam, eğer bununla bu tepkiyi sönümlendirebilirlerse, aralık ayının sonunda şimdi hissettirdiğinden çok daha azını yapar. ‘Nasılsa tepki sönümlendi’ falan diye. İkincisi, Erdoğan geldiğinde en düşük emekli maaşı 8 çeyrek altın alıyordu. Bütün emeklilere bir kez daha hatırlatıyorum. Şimdi 2 çeyrek altın alamıyor. Erdoğan geldiğinde en düşük emekli maaşı 1,5 asgari ücretti ki asgari ücret de 7 çeyrek altın alırdı. Bir de böyle bir tarafı da var işin. Şunu görmek lazım. Bugün 38 bin lira açlık sınırı. Siz açlık sınırının üzerine taşımıyorsanız emekliyi, 23 bin liralık emekli aylığını; yapacağınız hiçbir şey gerçekten iyi niyetli bir şey değildir. Bugün açlık sınırı 38 bin lira.”

“GERÇEĞİ Mİ MANİPÜLASYONU MU KONUŞUYORUZ, BİLMİYORUM”

(YENİ Parti Milletvekili Mustafa Sarıgül’ün kendisine yönelik suçlamaların ardından üyeliğini askıya aldığını açıklamasına ilişkin talep sizden mi gitti, kendi kararı mıydı?) “Aslında şey diyecektim ama sorunun ciddiyetini bozmayayım. ‘Sarıgül değil Sarıgöl konuşabilir miyiz?’ diyecektim. Sarıgöl’de üzüm üreticisi perişan durumda. Hafta sonu Üzüm Mitingi yaptım, fırsat olursa buna da değinmek isterim. Şimdi evet, yani bir kelimeyle cevaplarsak ‘Evet.’ Şunu ifade edeyim. Sayın Sarıgül, YENİ Parti’nin 91 kurucusundan biri. İşte Murat Ağırel’in de ev hapsinden tutuklanmaya doğru gitmesiyle hepimiz dönüp baktık, ‘Ne oluyor?’ diye. Şimdi dönüp baktığımız yerde birincisi, Murat Ağırel’i bir selamlayayım ve bir kez daha dayanışma duygularımı ifade edeyim. Çünkü gazetecilik yapıyor, bugüne kadar birçok zor, kimsenin açıklamaya cesaret etmediği dosyayı sizin gibi, Sözcü’nün birçok yazarı gibi cesaretle üstüne gittiği dosyalar yüzünden hapislere girdi, çıktı. Ben cezaevinde ziyaret ettim. Bu sefer bir haberi yapmama suçundan içeriye atıldı. Bunun üstüne de sizler kanal olarak buna tepki gösterince, bu sefer de bugün RTÜK’ten ceza geldi o haberlere. Bunlar tabii artık böyle kara mizah konusu olabilecek şeyler. Normal siyasetin ya da haberciliğin konuları değil. Şimdi orada birçok bilgi var. Havada uçuşuyor. Esas meselenin şu boyutunu çok önemsiyorum. Soruşturmada gizlilik var ve savcılıklardan ifade tutanakları servis ediliyor, basına geçiliyor ve bunun üstünden konuşuyoruz. Yani bir gerçeği mi konuşuyoruz, bir manipülasyonu mu konuşuyoruz bilmiyorum. Bu ihtiyat payını koymam lazım. Neden bunu söylüyorum? Aynı savcılıklar ‘Bin 200 tane cep telefonunu da servis etmişti’ ve TGRT, TV100 altı ay bunu konuştu. ‘KİPTAŞ’tan daire vermişler’i servis ettiler. Biraz önce söylediğim ‘parke altı paraları.’ Jammer çantalarının içinde aslında para taşındığını söylediler ama iddianamede jammer olduğu ifade edildi. Böyle sekiz-dokuz büyük yalan servis edilmişti. ‘Savcılık ifadeleri, gizli tanık ifadeleri bunlar’ diye. İddianamede yer almadı ve bunları haberleştiren kimsenin ‘gerçek dışı bilgiyi yayma suçu’ndan başı derde de girmedi. İktidar medyasının. Bunu bir söyleyelim.” 

“İKİ SORUŞTURMA DOSYASI YAN YANA…”

“Şimdi soruşturmanın gizliliği olan, üzerinde gizlilik kararı olan iki tane dava var. İki tane soruşturma numarası var yan yana. Bir tanesi Sarıgül. İşte ‘Şu ifade var, bu ifade var’ diye havada uçuşuyor ve üzerinde tepiniyorlar. Bir tanesi, fon meselesi. Fon meselesini 100’e yakın tutuklu, 450 kişi ifade verdi. Bir tane ifade tutanağı var mı? Neden? Gizlilik var. Niye? Oradaki gizliliğin ihlali AK Parti’yi yakıyor, buradaki gizliliğin ihlali YENİ Parti’yi tartıştırıyor. İşte ‘Sarıgül’ün koruması bunu mu dedi? Oğlu itirafçı mı oldu?’ Hiçbirini bilmiyoruz. ‘Çünkü gizlilik var ve Sabah Gazetesi’nin yalancısıyım.’ Nasıl Sabah Gazetesi’nin yalancısı olayım? Bu şartlar altında esasen gerçek ortaya çıkana kadar ne yapsanız birinin manipülasyonuna gelebilirsiniz. Ama bir yanda da sürekli hem Sarıgül ailesi, sonra olay geniş de bir olay, başka aileler ve başka tutuklular falan. Öyle olunca her gün bir de YENİ Parti’yi de yıpratmak için ‘Vay efendim Sarıgül’ü attılar mı, atmadılar mı?’ Kardeşim hani görsem, gizlilik kalksa ve ifade tutanakları ortaya çıksa, ben görsem bunları neyse gereği onu yaparım. Haksız yere bir iş yapmak da olmaz. ‘Ben seni attım.’ ‘Neye göre attın?’ ‘Gizlilik kararı olan bir soruşturmada Sabah Gazetesi’nden duyduğuma göre attım.’ Bu olmaz. Ama atmasan, gerçek çıkarsa da bu sefer ‘Vay atmamışlardı’ diye de olabilir, o da var. Pazartesi günü kendisini davet ettim. Sorunun cevabı. Burada, benim odamda oturduk, konuştuk. Ben de kendisine bu meselenin hem kendisini sürekli buradan tartıştırdığını, hem partiye zarar verdiğini ama bir disiplin işlemi uygulamak için elde bir delile ihtiyacınız var. Sızıntılar var Sabah Gazetesi, oranın-buranın yazdığı. Kendisinin bunu değerlendirmesinin doğru olacağını ifade etmiştim. Partideki diğer yönetici arkadaşlarımız da bu konuları kendileriyle görüştüler. ve kendisi partimize başvurarak ‘Üyeliğimi askıya alın’ dedi. Siyasi Partiler Kanunu’nda ‘üyeliği askıya almak’ diye bir şey yok. İstifa olarak değerlendiriliyor bu talep. Biz Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na bugün bildirimini yaptık ve üyeliği bitti. Partimizle bir bağı yok. Ama o soruşturmadaki gizlilik ortadan kalkıp, gerçekler ortaya çıktığında esas olarak bir şey söylenebilir. Bu arada Murat Ağırel’in ya işte Almanya’da birileri gelmiş, başvurmuş ama sonra somut, yani aslında gazetecilikte bazı şeyleri korkmadan yazarken, doğruyu bile yazsa suçlanırken burada ‘Vay efendim, Sarıgül’le ilgili belge gelmiş. Yazmamışsın, neden yazmadın?’ diye suçlanıyor. Murat Bey’deki o mağduriyeti de ayrıca bir görmek lazım. Yani fon vurgundaki gizliliğe bir cümle sızmıyor bakın. Biz neden gidiyoruz cezaevlerine? Fon vurgunundaki ifade tutanaklarından bir kelime yok. Kimse sızdırmaya cesaret edemiyor. AK Parti için çok kritik, parti yıpranır. Öbür tarafta havada uçuşuyor. Hem ikili hukuku  buradan görmek lazım. Diğer yandan da siz duyduğunuz bir şeyi, kuvvetli kanıtları olan bir şeyi söylediğinizde bile ‘Vay efendim bu gerçek dışı bilgiyi yayma suçu’ ya da işte ‘alenen yayma suçu’ diye bir şeye getiriyor, dezenformasyona sokup içeri giriyorsunuz. Öbürleri düpedüz dezenformasyon yapıyor, kimseye bir şey olmuyor.”

“MANAVGAT OLAYINDA ERDOĞAN ÇARPITIYOR”

(Parti içi mekanizma ile bu iddialara bakma şansınız var mı? Sarıgül ne diyor?) “Tabii kendisini de sıkıntıya sokacak bir şey söylemek istemem. Kendisi bana büyük bir kumpasa, büyük bir haksızlığa uğradığını söyleyip yıllar önce ayrıldığı eşi içeride, çocukları içeride, o içeride, bu içeride anlattı falan. Kendisi bunların tamamen iftira olduğunu, kendisinin büyük bir haksızlığa uğradığını, son derece de böyle hani dramatik bir şekilde gözyaşlarına hakim olamayarak anlattı. Gerçekten ben de o içinde bulunduğu durumu gördüm ve zor bir durum. Hak verdim mi? Haklıyı-haksızı, gerçeği duymadan, gerçek ifadeleri görmeden bir şey diyemeyiz. Ama şunu çok açık söyleyeyim. Bakın Manavgat olayı. Şimdi Manavgat olayında bakmayın Erdoğan çarpıtıyor. Ben Manavgat Belediye Başkanı ki iki dönem önce birlikte milletvekilliği yapmışız. Manavgat Belediye Başkanını 6 saat içinde partiden attık. Neden, suç üstü görüntüleri var. Polis operasyon yapmış. Baklava kutusu, parası bilmem nesi. 6 saat içinde yani partiden attım dediğim, kesin ihraç talebi ile disipline vermek, o an için yapabileceğiniz en büyük şey. Bodrum’da bir belediye meclis üyesi, polis kontrolünde rüşvet olarak aldığı paralarla yakalandı. Numaralarını önceden emniyet almış. Bir saat içinde partiden attık. Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım. Gözaltında, avukat yolladık, yani görüşemiyoruz, bir bilgi yok. Sadece görüntüler var. Doğru, yanlış nedir? Böyle bir olay oldu mu, bir tek şunu sorun dedim Özkan Yalım’a, bir avukat gidecek, bu olay doğru mu? O da ‘Benim resmi kız arkadaşım, yaşı 20 değil, 26’ gibi bir haber yolladı. O dakika kesin ihraç talebi ile disipline verdim, hatta Özkan Yalım olayı çıktığında 8 saat sonra Çanakkale’de otobüs üstündeydim, herkes açar bakar. ‘Özkan’ın partimize karşı bizim de Uşak’a karşı sorumluluğumuz var, gereğini yapacağım’ dedim. Çünkü mesele kabak gibi ortada ve işte polis bilmem ne. Manavgat‘taki baklava kutusu meselesinde sonradan şu bilgi çıktı. Onu söyledim, onu çarpıtıyorlar, ‘Onu bile savunmuştu.’ O gün attık hem o kişiyi hem belediye başkanı. Ama şunu öğrendik sonradan, ben 32 saatlik görüntü izledim. O görüntüleri de isteyen AK Partili de gelsin gösteririm. Yani 32 saatlik görüntüyü izlemiş arkadaşlar oradan bir şey gösterdiler bana. Meselenin özü şu Manavgat‘taki, bunu da anlatma imkanı oldu. Baklava kutusunda parayı alan kişi, bir ay önce işte kaçakçılık ve uyuşturucu madde ticaretinden yakalanıyor. Gözaltına alınıyor, 8 saat emniyette tutulduktan sonra bırakılıyor. Bir ay sonra tekrar alınıyor ve bu meselenin videosu çekiliyor. Yani tekrar alınıyor, tekrar bırakılıyor ve ertesi gün operasyon yapılıyor, bu iş oluyor. Sonradan biz gördük ki bu mesele gerçekten bu kişi suçlu, kıskıvrak yakalanmış, bütün bağlantılar doğru, burada bir durum yok. Ancak daha önce uyuşturucudan alınıp bırakılıp bu rüşvet operasyonunun filminin çekileceği, kurgu değil, gerçekten de o para oraya gidiyor, geliyor. Kurgu değil ama polis kamerasına girsin istiyorlar ve sonra da bu servis ediyorlar. O başka bir şey. Ama orada büyük bir rüşvet skandalı olduğu gerçek bir şey.”

“’EVET’ DİYENLER BUTLAN CHP’Sİ”

(YENİ Parti’nin bakışı nedir? Siyasi operasyon mudur? Meclis’e gelirse ne yapılacak?) Şimdi bunu bir ayrı, dokunulmazlık meselesini ayrı söyleyeyim. İlk önce şu kadarını söyleyeyim, bu vahim iddialar doğru çıkarsa, Sarıgül’ü biz de savunmayız, en sevdikleri de savunamaz. Ama gizlilik kararı olup basına sızdırılan belgeler üzerinden resmi bir işlem yapıp biz sayın Sarıgül’ü partiden atsak, bunun hukuki bir tarafı olmaz o yüzden kendi istifasını isteme veya onun bu süreçte partisini de kendisini de rahatlatmayı talep etme doğru bir yöntemdir. Bu başka bir şey, birincisi bu. İkincisi şimdi Sarıgül meselesi üzerinden, böyle çok özel zamanlı seçilmiş bazı şeyler var. Nedir onlar? Önceki partimizde dört kez mazbata aldığı ve bir seçimde yetkisi olmayan bir Medeni Hukuk Mahkemesi tarafından birinin iptali ile bütün seçimlerimizin iptal kabul edildiği bir süreçte göreve geri gelen kişi. Durduk yerde tam da Yargıtay’ın butlan kararını iptal etmesi gündemdeyken yani olası iken ve işgal ettikleri makamı terk etmek zorunda Yargıtay kararıyla kalabilmelerinin arifesinde, olur olmaz, göreceğiz, bir mülakat verildi, özenli bir mülakat. Mülakatta birkaç tane şey söylendi. Bu söylenen şeylerden bir tanesi benim sorduğum bir soru vardı. Hatta burada DEM Parti ziyaret ettiğinde yanlarında da sordum, orada da cevap verdiler. Seçimlerin öne alınması ve bunun şimdiden yapılmasını, Mehmet Uçum söylemişti, Devlet Bey söyledi. Mehmet Uçum sonra ‘Tarih kesinleşti gibi’ dedi. Yahu kardeşim 360’a ihtiyaç var. Kaldı ki onu ayrıca tartışırız ama öyle bugünden öne alma diye bir şeyin anayasal olarak mümkün olmadığını da düşünüyoruz. Ama AK Parti 281, MHP 46, oradan buradan başka şeyle hadi olsun 330. İYİ Parti’nin oyu, o kadar milletvekili yok, gruplar olarak bakıyorum, Yeni Yol Grubu’nun yok. ‘Ben zinhar orada yokum’ demişim. Ya DEM’le anlaşmışlar CHP ile. DEM Parti‘ de dedi ki ‘Bizim böyle bir şeyimiz kesinlikle yok, gündemimizde yok.’ Sonra çıktı bu butlandan atanan kişi de dedi ki ‘Biz bir hafta bile olsa erken seçime, erken seçim, erken seçimdir oy veririz.’ İki, dedi ki yine, ‘Mekke anlaşmasına oy veririz.’ Dedi ki ‘Anayasa değişikliğine oy veririz. Dokunulmazlıkların kaldırılmasına destek veririm hatta bunun için Anayasa’yı da değiştiririm. Bu Anayasa’nın değiştirilmesini de desteklerim’ dedi. Bu şu demek, son dediği. Selahattin Demirtaş’ın, Figen Yüksekdağ’ın çok sayıda siyasetçinin toplu halde cezaevine gitmesine sebebiyet veren, bu tartışmalı dokunulmazlık sürecinde, ‘Anayasa’ya aykırı ama evet vereceğim’ dediği yöntemle de ‘O gün nasıl DEM’lileri gönderdik, YENİ Partilileri cezaevine göndermenin önünü açarım’ dedi. Çünkü yöntem o yöntem. Normalde dokunulmazlık dosyaları tek tek ele alınır Anayasaya göre. Anayasaya dokunulmazlıkla ilgili geçici madde koyarak bir oylamanın sonucunda o gün için 110 CHP’li hayır demiştik ama ihtiyaç kadar CHP’li evet dedi. Sonradan şimdi o evet diyenlerin butlan CHP‘si olduğu ortaya çıktı. Zaten savundu ve ‘Hatalı buluyor musunuz’ sorusuna, ‘Yok bugün de olsa aynı şeyi yapardım’ dedi. O gün DEM’lileri içeri gönderdikleri yöntemle, YENİ Partilileri içeri yollamanın zemini ve ışığını yaktı. Şimdi de Sarıgül meselesi, hele hele bu vahim iddialar doğru çıkarsa toplumda yaratacağı rızayı düşünün. Meseleyi düşünün. Onun yaratabileceği mevzu üzerinden, topyekün bir dokunulmazlık meselesi ile Tayyip Erdoğan’ın o zaman hani Alaaddin’in sihirli lambasından cin çıksa ne ister? Şu DEM’lileri içeri at. Şimdi ne ister? YENİ Parti’den kurtulmak ister. ‘Beni butlanda tutun, ben anayasayı değiştirirken sizinleyim, dokunulmazlık kaldırılırken sizinleyim, bu kadar tartışmalı Mekke Anlaşması var sizinleyin, seçimi öne alacaksanız, beni baş sıraya yaz, ben sizinleyim’ dediğini görüp sonra bu eşzamanlılık üzerinden düşünmek lazım. Anlatabiliyor muyum? Esas benim kaygım o yani.

“DEM’E NASIL YAPTILARSA BİZE YAPMA İMKANLARI VAR”

(Butlan kararı sürecinde ‘İktidarla Kılıçdaroğlu arasında ittifak var’ dediğinizde…) “Artık hiç şüphe kalmadı. (Bu son gelişmeleri onun devam olarak yorumluyorsunuz.) Şimdi o günlerde zaten ben saray ile butlan CHP’si niye anlaşsın? Veya geçmişse Kemal Bey Erdoğan’a dünya kadar hakaret etmiş, kavga etmişler, tartışmışlar, bilmem ne yapmışlar. Adını bile söylemiyor lakapla hitap ediyordu Erdoğan, Kemal Bey’e filan. Kara kaşına, kara gözüne bütün dünyanın gözünün önünde bizim dört tane mazbatamız varken ve o seçimin üstünden dört seçim geçmişken… Haydi ben burada Kemal Bey’i yendim. Burada, burada tek aday oldum. Burada da tek başımaydım, oyların tamamını aldım. Burada örneğin Barış Bey’le yarıştık ve Barış Bey kazandı. Bizim buradaki Kemal Bey’le olan seçimimizden Barış Bey’e ne? Sen yeni yapılmış bir seçimin sonucunu da yok sayıyorsun. Böyle bir kararı almak bütün dünyanın gözü önünde hani 19 Mart darbesi kişilerin özgürlüğünü de elinden aldı ama 19 Mart darbesinde muhalefeti adaysızlaştırdılar. Şimdi de muhalefeti kurumsuzlaştırıyorlar. Dünyadaki en diktatör yapıların bile bu kadar gözünün içine baka baka ana muhalefet partisinin gidip de başındaki lideri değiştirip, girdiği tek seçimi kazanan lideri götürüp, 14 kez yendiğin kişiyi getiriyorsun. Bunu ne karşılığında, bunu nasıl göze almış olabilirler? (Baştan bir anlaşma mı vardı?) Görülüyor ki… Ne taahhüt edilmiş de olabilir? Şimdi butlan CHP’si sıraladı ne taahhüt edildiğini. Bayağı bayağı Erdoğan’ı yeniden aday yapmayı, bizi içeri atmayı, YENİ Partililerin topyekun dokunulmazlıklarını kaldırmayı. Benim 63 tane fezlekem var. Birinden değilse birinden bir şey çıkar. Herhangi birinde bir tutuklama kararıyla birlikte bizim bütün milletvekillerini veya önemli sayıda milletvekilini cezaevine koyma imkanları var. O dönemde DEM’e nasıl yaptılarsa var. O yüzden bu teker teker bakıldığında böyle bir görevi, yani böyle bir hukuksuz karar… Boşanma davalarına filan bakacak bir mahkemenin, Medeni Hukuk Mahkemesi’nin ana muhalefet partisinin Genel Başkanı’nı değiştirme. Buna iktidar nasıl yeltenir, bir de bunu göreve getirilenler nasıl kabul eder, nasıl bir şey var? İşte şimdi ortaya çıktı, işler çok acayip işler yani.”

“ERKEN SEÇİMDE 2028’E KAPALIYIZ”

(Erken seçim için en son tarihiniz ne?) “Geçen seneydi. Ben açıklamıştım onu. Tabii o zaman CHP’deydik. Şeyi hatırlatayım diye söyledim. ‘2,5 yıl geçtikten sonra yapalım bunu, millet kimi istiyorsa. Ya ilave 2,5 yıl kazan, ya da buradaki 2,5 yılı kaybet’ diye adilane bir teklifim olmuştu kendisine. ‘O tarihten sonra biz yokuz’ demiştik. Şimdi bugün burada bir kere 2028, bir ay-iki ay önceki seçimi öne almayı anayasanın arkasından dolaşma olarak düşünüyoruz. Bugünlerde bize somut bir erken seçim tarihi ile gelirlerse toplarız hemen PM’yi, toplarız milletvekili grubunu ve bir karar verir, ilan ederiz. Ama şu anda ben Erdoğan’ın adaylığının önünü açacak bir erken seçime ‘evet’ demem. (2028’den önceki bir seçime ‘evet’ diyor musunuz?) 2028 yılı içinde bir kaç ay öne çekme meselesini söylüyordum. Bu tamamen anayasanın arkasından dolaşmaktır, seçimlerin öne alınması. Yani ‘Bir hafta da öne alınsa erken seçim, erken seçim’ değildir. O yüzden orada zaten anayasal bir durum var. Onun dışında muhalefet partileri erken seçimden kaçmaz. İktidar partisi erken seçim yapmayı göze alıyorsa, işte kış şartları diyelim bir şey yaptınız, mart ayında bir erken seçim teklif ediyorlarsa bunu biz ciddi şekilde oturup konuşuruz. Ama ondan sonra ‘Yazı da geçelim, sonbahara gelelim. Kasım olsun, bilmem ne olsun’ oralar bizim için zor. 2027’de herhangi bir tarihe ‘evet’ diyeceğiz diye bir şey yok. 2028’e kapalıyız. 2027’ye bir seçim tarihi söylüyorlarsa, kış geldiği için artık 2026’da olamayacak diye düşünüyoruz. Ne kadar erken bir tarih olursa o kadar sıcak bakarız. Söylesinler tarihi, bakalım.”

“BAŞKANIN ADINI VERSİNLER DİYE ZORLUYORLAR”

(Belediyelere yönelik çok sayıda operasyon düzenlendi. Son operasyonlarda baskı, tehdit var mıydı?) “Merkezefendi için vardı. Hatta Merkezefendi Belediye Başkanımız ilk önce YENİ Parti’ye katılıyordu, o sırada işte ‘Katılma operasyon yersin’ laflarından sonra bir süre katılmadı. Bu sefer kendisi bana şey dedi ‘Ya ben normalde sizden asla ayrı olamam.’ Kendisi bizim sevdiğimiz, beğendiğimiz bir çalışma arkadaşı, bir siyaset arkadaşımız.’ Ama yani bir yandan öyle endişeler oldu ama bir yandan da sokakta bana, ‘Yahu sen Özgür Özel‘i nasıl satarsan, partiyi nasıl biz işte oy verirken sana butlancı ol diye mi oy verdik’ diye. O yüzden ‘Sokakta da çok baskı var, ben geliyorum’ dedi, geldi. Hatta kendisi bildirmek istediğini söyledi, bizzat aradı, ‘Ben partiye kendi kendime, öyle tören filan de olmadan online kaydoldum. Çünkü seçmenle de ciddi tepki var. Anlatamıyorsunuz ondan sonra’ dedi. Zaten içeride birtakım belediye çalışanlarının olduğu, o çalışanlara Şeniz’in adını verdirmeye uğraşıldığı söyleniyordu. Bu Denizli’ye geçen hafta gittiğimde de en çok konuşulan konuydu. Hatta Şeniz Başkan beni karşılamaya geldi. Elimi sıktı. Bana mazeretini bildirdi. Ödül törenine yetişmek için bir ilçeye gitti. Dikkat çekti, ‘Ya Şeniz yok, gelmedi mi’ filan. ‘Yok, geldi karşıladı. Mazeretini söyledi, hatta fotoğraf çekildik, sonradan çıktı. Gitti’ dedim. Öyle bir gündem kaynıyordu. İstanbul’da her belediye ile ilgili zaten ortalığı kaynatıyorlar. Belediye başkanlarına oradan haberler, buradan haberler geliyor. Yarın ziyaret edeceğim Bakırköy Belediye Başkanını. Bu noktada son günlerle ilgili, güncel bir şey söylemeyeyim. Yarın ziyaret edeceğim, devamında konuşuruz. Belediyelerle ilgili esas meselemiz şu. Meseleye şuradan bakmak lazım. Bir belediyenin nasıl soruşturulacağı belli. Bu, Türkiye Cumhuriyeti’nde yerel yönetimlerin baskı altına alınmaması için güvence altına alınmış bir iş. Belediyede bir yolsuzluk varsa kanıttan suçluya gidilir. Suçlu belediye başkanı ise belediye başkanına gidilir ve yargılanır. Ceza alınca da görevden uzaklaştırılır. Buna itiraz etmiyoruz. Hiçbir zaman etmedik, etmeyiz de. Bizim itiraz ettiğimiz, başkana kanıt bulunmaya çalışılması. Önce hedefe başkan alınıyor. Normal usulde ama rutin denetimler sırasında, bütün ihale dosyalarına müfettişler bakıyor ama bir ihbar üzerine özel müfettiş görevlendirmesi ile ya da belediyenin iç denetimde fark etmesi ile birlikte bir şüpheli durum varsa nedir şüpheli durum? İhalede rakamlarda bir şey. Araştırmaya başlanır ve bunun kim yüzünden olduğu, yani bir yanlış yapılmış bu yanlışı kim yaptı? İhale yetkilisi, ihale komisyonu. İhale yetkilisine, komisyonuna gittiniz yargılıyorsunuz. O sırada ki bunlar için de soruşturma izni alınır. Bu sırada ihale yetkilisi dedi ki ya ben bunu böyle yapmazdım ama belediye başkanı beni zorladı derse belediye başkanının sorumluluğu ancak orada devreye girer. Ama şimdiki yöntemde Türkiye’de bütün AK Partili belediyeler bu yöntemle denetleniyor. Bugüne kadar bütün belediyeler bu yöntemle denetleniyordu ama İstanbul Esenyurt‘ta kayyım üzerinden, sonra işte Aziz İhsan Aktaş’ın itirafçılığı ile Beşiktaş dosyası ki 62 iftiradan 58’inden beraat, dört tanesinden ceza. Neden? Aziz İhsan Aktaş kurtarılacak.’ Bin yılla yargılananı kurtaracaklar ama belediye meclis üyelerini filan içeri atacaklar. Şimdi şöyle yapılıyor, ilk önce Senem Hanım’ı alacağız, onun için bir kanıt bulalım. Belediyeye yazı yazıyorlar. Hatta şimdi Bakırköy’de nasıl yazmışlar yazıyı? 2024-2026 arası dosyalar. Önceki döneme de bakmayalım demişler. Bir tek bu döneme bakalım demişler. Oysaki mevcut belediye başkanı iki dönemdir görevdeyse 2019’dan bugüne kadar diye istiyorlar. Bakın iş yolsuzluk aramak olsa her iki belediyede de 2019’dan beri, son 10 yıla bakarsınız. Ama iş bir kişiyi hedef almak olunca Bakırköy Belediye Başkanı iki yıldır görevde, iki yıllık dosyayı istiyor. Ama diğer taraftan bir başka belediye başkanımız örneğin Ekrem İmamoğlu bir buçuk dönemdir görevde, bir buçuk dönemlik dosyayı istiyor hatta onun bir önceki ilçe belediyesindeki dosyalarını da istiyor. Amaç, belediye başkanını kendini cezalandırmak. Sizinle ilgili bütün ihale dosyalarını alıyor, ihaleye girenleri tek tek çağırıyor hatta bazılarının önce mal varlığına tedbir koyuyor. Sonra diyor ki ‘Bu ihaleyi alırken bunlara bir şey verdin mi? Bunu itiraf edersen sana ceza vermeyeceğim, malını mülkünü geri vereceğim. Yoksa seni içeri atacağım.’ ‘Yok iftira atamam, olmaz’ diyeni götürüyor o altı ay yatırıyor, altı ay sonra çağırıp bir daha soruyor. Önüne belgeyi koyuyor, bunu söylersen çıkarsın diyor. Hatta bunun için uzmanlaşmış avukatları var. Kişinin kendi avukatı müvekkilini yalana zorlayamayacağı için özel görevlendirilmiş avukatlar gece gidiyorlar ya da pazar günü gidiyorlar, bir avukat sizinle görüşmeye geldi, diyorlar. Giden kişiye iş adamına, ‘Ya sen burada duruyorsun, işin maddi ve manevi unsurlarını yerine getirirsen seni serbest bırakabiliriz’ diyorlar. ‘Şunu söylersen savcıya seni bırakacak’ diyorlar. Böyle bir sistem kuruldu. Hatta şimdi çok daha inovatifi, çok da yaratıcısı, ihaleye girenler yetmedi, ihaleye girmeyenleri çağırıyorlar. Diyor ki ‘Ya arkadaş burada bir asfalt ihalesi olmuş, sen kamu kurumlarının asfalt ihalelerine giriyorsun, buraya girmemişsin. Bak malına, mülküne çökeriz doğruyu söyle, sana belediye başkanından, belediye başkan yardımcısından bu ihaleye girme diye bir telkin mi geldi?’ Bunun için para vermene de gerek yok. Para ispatına da gerek yok. Çünkü biz sıkıştırıyoruz ya madem ihaleyi almak için, nerede para diyoruz? ‘Birine verdim, nerede verdiğimi unuttum, görmedim, şurada çekmiştim vermiştim.’ Baz tutarsa, herkesin ‘baz’ı bir yerlerde tutturuluyor birbiriyle. Biliyorsunuz o mevzuları. Şimdi daha yeni, çok yaratıcı. ‘İhaleye girmeyene neden girmedin? Girme mi dediler.’ ‘Girme dediler, korktum girmedim.’ Girmedin diye para da vermezsin. Ama ihaleye fesat karıştırma. Böyle acayip işler. Yani Murat Ağırel’in yapmadığı haberden yargılanması gibi girmediği ihaleden tehdit edilip, alınan şey var. O yüzden bu cevap uzun oldu, ilk bölümdeki performansla döneyim hemen. Bir belediye başkanı suçlanacaksa önce kanıt, suçu bulacaksın. Sonra onu suçlayacaksın. Bunlar hedefe koydukları kişiyi bulup onun için kanıt üretmeye çalışıyorlar ve ürettikleri kanıt hep belediyeyle de iş yapan müteahhitlerin zorla verdikleri beyanlar oluyor.”

“BU, ÇÖZÜMÜNÜ EN ZOR BULDUĞUM KONUYDU”

(İBB Meclisi’nde tablo sürekli değişiyor. İmamoğlu’na siyasi yasak gelmesi halinde seçim yenilecek ve el değiştirme riskine karşı bir politikanız, hazırlığınız var mı? CHP’ye ittifak teklif edecek misiniz?)  Şimdi birkaç şeyi anlatmam lazım. ‘YENİ Parti’yi kurarken en çok neyde zorlandın?’ derseniz ki ben Cumhuriyet Halk Partisi’ni hani takım tutar gibi tutan biriydim. Çocukluğumdan beri oradayım. Dedem CHP’li, babam CHP’li, ben CHP’liyim. Saatin vidasından geliyoruz partide böyle. Günlerce düşündük. Bazıları ‘Butlana hazırlıksız mısınız?’ diyordu. Ne kadar hazırlıklı olduğumuz ortaya çıktı. Butlan kararı alındığı gün, grubu olağanüstü toplantıya çağırıp, milletvekilleri tarafından Grup Başkanı seçilip, partiden atıldığımız gün Meclis’e taşınıp, Grup Başkanlığı üzerinden yürüttüğümüz mücadele. Hem partide kalıp, hem bir yeri tutup devam etme süreci. Hepsini düşünüp, her şeye bir çözüm buldum. Daha doğrusu aklımı en çok zorlayan, kafamı en çok karıştıran, çözümünü en zor bulduğum konu bu sorduğunuz soruydu. Bunu Antalya Büyükşehir‘e uyarlayabilirsiniz, bazı küçük illere uyarlayabilirsiniz. Ama İBB bambaşka bir şey. Mesele şu. Partiyi kuracağız ve diyeceğiz ki ‘Gelen gelsin.’ Bazı arkadaşlar gelecek, bir miktar arkadaş kalacak. Burada örneğin 30 kişilik bir ilçeyi düşünün; 10 AK Parti’de var, 20 CHP’de var. CHP 12 ve sekiz diye bölündüğü anda hedef haline gelecek başkan ve ben o o anda demiştim ki ‘Hiçbir belediye başkanımızı YENİ Parti’ye davet etmiyoruz. Kendi durumlarına bakacaklar. ‘Ben Özgür Özel’le, YENİ Parti’yle yokum’ diyenler hariç ki bunu derse duyarım. Herkesi bizimle bir kabul edin, yani linç etmeyin onları. Bırakın, kalsın orada’ demiştim. İlk başta bu böyleydi ama bir anda sokakta YENİ Parti’nin kurulma günlerindeki o coşku, o heyecanla önce hiç riski olmayanlar… Bizim Hüseyin Can da YENİ Parti’ye birden Çankaya Belediyesi geçiverdi. Ondan sonra belediye meclis üyelerinin çok önemli bir kısmı geçiverdi. Birçok arkadaşımız hızla hızla… Yani dinlemediler değil, sokağın baskısına, ailelerin baskısına, ‘Genel Başkan’ı yalnız bırakmayın. Sende bir tehlike yok, sen gidersin. Korkacak neyimiz var?’ falan filan, belli bir miktar arkadaş geldi. Bu sefer kalanlara ‘git’ baskıları artmaya başladı kamuoyu tarafından. Bazı yerler izin istedi, ‘Gelin’ dedik, bazılarına ‘Durun’ dedik ama İBB’ye ‘Çok önemli bir risk olabilir, durun arkadaş’ dedik. Durdular, durdular, durdular. Ne zamana kadar? Ya ben YENİ Parti’yi kurmuşum. İstanbul’da, yerel seçim başarımın en önemli yerlerinden bir tanesi İstanbul. 26 belediyeye çıkmışız kazanmakta ve ben ‘Gelmeyin’ diyorum. Düşünün risk olmasın diye. Butlan CHP’si belediye başkanlarını ihraç etmeye başladı.” 

“BUTLAN CHP’SİNDE İYİ NİYET YOK”

“Orada yani öyle bir şey var ki, neymiş suçları? YENİ Parti’nin kuruluş kurultayına çiçek yollamış, kendisi gelmiş. Bazıları geldiği halde görmemişler, onları atmadılar. Örneğin Küçükçekmece Belediye Başkanı. O da dün kendi katıldı. ‘Madem YENİ Parti’ye gidene ki bizim gelmemiz bir aritmetik risk ortaya çıkmasın diye iken YENİ Parti’ye selam vereni partiden atıyorlarsa’ diye işte önce iki, üç ve dün dört belediyemiz katıldı, daha da katılıyor. Şu ana kadar yanılmıyorsam 107 de belediye meclis üyesi YENİ Parti’ye geçti. Sizdekiler CHP bütünselliği içinde doğru. Bu işte 115 olur, 120 olur. Sizin rakamın içinde Kent Uzlaşısı ile gelen arkadaşlar da var. Onlar da belki gider, kendi gruplarını kurarlar. Böyle bir durum var ortada. Günü geldiğinde… Sizin verdiğiniz rakama göre bende fark altı değil, yedi diye biliyorum ama çok yakınız birbirimize. Tabii burada Ekrem İmamoğlu’nun bir cezasının onaylanması ya da Allah göstermesin Belediye Başkanvekili’ne bir operasyon yapılması. Çünkü cezanın onaylanmasını beklemeyip  belediye başkanlarına hep operasyonları takır takır yapıyorlar, belediye başkanının seçilen vekiline de operasyon yapıp bir daha seçim yaptırıyor o sırada transferi tamamladıysalar. Butlan CHP’sinde bir iyi niyet yok. Şöyle söyleyeyim. Belediyeler Birliği seçimini bahane ediyorlar ya bazen. Yani hayatımda gördüğüm en büyük yalan. Şak diye de ortaya çıktı. Anlatayım, hiçbir yerde anlatmadım. TBB sürecini kısaca anlatayım. Türkiye Belediyeler Birliği başkanı Ekrem İmamoğlu idi, içeri aldılar. Zeydan Karalar’ı koyduk, içeri aldılar. Vahap Seçer oldu, içeri aldılar. Dördüncü kez başkanvekili seçeceğiz. Normalde rakamlar var ya? CHP’de 50 var, bizde de 350 var. Ama bizim ‘Durun’ dediğimiz, hani bugün geçen 107 arkadaşı CHP kendisine sayıp, butlan kendisine sayıp, ‘TBB’de adayı biz çıkaracağız’ diyor. Şaka gibi değil mi? ‘Türkiye Belediyeler Birliği’nde adayı biz çıkaracağız’ diyor. Onların normalde sayısı 46, 47. Bizim 350-400’e yakın. Bize diyor ki ‘Adayı biz çıkartacağız, siz bize oy verin.’ İsim söylüyorlar bize. Biz yine de… Bize diyorlar ki. Resmi rakamları 250 ya. ‘Biz 250’yiz, siz 150’siniz. Bize oy verin, TBB elden gitmesin.’ İsim söylüyorlar bize. Hatta ikinci söyledikleri isme dedim ki, yani bize gelip doğrudan söylemiyorlar da belediye başkanı bizim arkadaşlara ‘Aday olsam oy verirsiniz’ falan filan diye. Doğrudan da konuşmak isterler, muhatap kabul etmek istemiyoruz. Meşruiyet devşirmemeye çalışıyorlar kendilerine. ‘Ya 45 belediye meclis üyeniz var, siz nasıl belirliyorsunuz? Hiç olmazsa dediğiniz kişi istifa etse, bağımsız olsa, bize gelse tamam. Hep beraber seçelim.’” 

“BELEDİYELER BİRLİĞİ’Nİ DE BUTLANLA ALMAYA ÇALIŞTILAR”

“Biz 400 kişiyle 50 kişiye oy vereceğiz, Belediyeler Birliği’ni de alacaklar butlanla. ‘Yok öyle şey’ dedik. Ayşe Ünlüce’yi aday çıkardık. Ertesi gün herkes bildiği yere oy atacağı için şöyle açıklama yapıyor butlan sözcüsü. ‘Bağrımıza taş basarak sayıları az olmasına rağmen YENİ Parti’nin adayını destekleyeceğiz.’ Ya sen ne diyorsun? Şimdi bu adamlarla, bunlarla ne konuşacaksın yani? Öyle bir noktaya getiriyorlar ki işi. İBB’de, İBB’nin, İstanbul’un iradesi Ekrem İmamoğlu’dur. O içeride. Ekrem İmamoğlu ile birlikte seçilmiş belediye meclis grubundan birisinin görevi yapması lazım. Recep Tayyip Erdoğan bir gün gözaltına alınmadan, bir gün tutuklu kalmadan, yargılandığı bir dosya nihayete erip Yargıtay’da onaylandığında belediye başkanlığını kaybetti ve Pınarhisar Cezaevi’ne davet edildi. O gün çoğunluğu yoktu belediye meclisinde ama bir çok muhalefet partisi aday çıkarmayarak ‘Bu sizin hakkınız’ dedi ve Ali Müfit Gürtuna’yı seçtiler. Nereden nereye? Şimdi o Recep Tayyip Erdoğan operasyonlarla ve transferlerle İstanbullunun 13 bin 600 oyla seçtiği Ekrem İmamoğlu’na ‘Sana burayı 13 bin 600 oyla bırakmam’ deyip mazbatasını iptal etti. Sonra da beş yıl boyunca her kötülüğü yaptılar, hem de azınlık grubuyduk. Bu sefer de 1 milyon 151 bin oy farkla İstanbul’da seçmen demiş ki, ‘Burayı Ekrem İmamoğlu ve o günün Cumhuriyet Halk Partilileri, bugünün YENİ Partilileri yönetecek.’ Şimdi çeşitli numaralarla belediye meclisinde çoğunluğu ele geçirmeye çalışıyor, kendi döneminde belediye başkanı iken çoğunluk partisinde değildi, hapse düşünce muhalefet partileri Ali Müfit Gürtuna’nın önünü açtılar, kendisi hayatta ve tane tane bunu size anlatabilir. Gerçek demokratlık, milletin dediğine saygı duymaktır. Bunlar İstanbul’un iradesine darbe yapmaya çalışıyorlar.”

“TAKTİKLERİMİZİ AÇIKLAMAYIZ”

(İBB’nin AK Parti yönetimine geçme riski doğarsa ne yapacaksınız?) Kendimi yakacağım. Sosyal medyada soruyorlar, ‘hazır mısınız’ diye yakacağım kendimi. Bunu mu istiyorsunuz? Bir kere hiçbir mücadele yoktur ki bütün stratejiniz, bütün taktiğiniz her şeyi baştan ilan edin ve rakibiniz bilsin. Şöyle oynayamazsınız. Ben elimi açayım, senin elin kapalı olsun. Biz senle oynayalım bakalım bu kağıt oyununu kim kazanacak? Ya da ben bir sonraki satrançta yapacağım hamleyi buraya yazıyorum. Sen aklında tutabilirsin, biz senle rekabet edelim. ‘Ne yapacaksın’ sorusuna o duruma karşı milletin iradesini savunmak için ne yapmak gerekir konuşuyoruz, tartışıyoruz, örgütlerimizi görevlendirdik bu konuda, yerelleri, ilçelerimiz, İstanbul ilin tutumu önemli, Ekrem Başkanın düşüncesi önemli. Biz çalışıyoruz. O gün geldiğinde ne olacağını bugünden söyleyemem. Ama elimizden gelen her şeyle bu darbeye karşı mücadele ederiz, direniriz, önemli olan milletin bugünden ne yapılmaya çalışıldığını görmesi. O yüzden biraz önce söylediğim bu sorunuzun cevabı biz 400’ken 40’la bizi destekleyin dedi. Biz de adayımızı çıkardık, dedik ki kaybettireceksiniz siz kaybettirin.”

“İKTİDAR OLACAĞIZ”

(Seçmenin siyasete küskünlüğünün önüne nasıl geçilir?) İktidar olmak suretiyle geçmek istiyoruz. Şimdi şöyle bir şey var. İlk seçimde biz iktidar olursak bizim bakanlarımız, belediye başkanlarına ‘Ya AK Parti’ye katılacaksın ya hapse atılacaksın’ demeyeceğine göre, bizim bakanlarımız sizi Cumhurbaşkanımızla görüştürelim, bu dosyanızı unutturalım’ bilmem ne demeyeceğine göre, yani belediye başkanları üzerindeki baskı sona ereceğine göre zaten belediyelerle ilgili bu işler zaten biter. Bir Siyasi Etik Kanunu çalışıyoruz, kurultay sürecinde de partinin etik çizgisini anlatacağımız, önerilerimizi sıralayacağımız konular var. O detaylara şimdi girip cevabı uzatmayayım ama söylemeye çalıştığım şu, şimdi doğru, bir yandan şunu duyuyorum, bazı oradan buradan yazan çizen hele hele yine yani böyle çok sevmem ama şimdi efendim, belediye başkanları yolsuzluk yapanlar ya diyor AK Parti’ye gidiyorlar ya da YENİ Parti’ye gidip oradan AK Parti’ye geçiyorlar diye bir laf duydum. O çok ayıp bir laf. Bir, karşılaştırma, bir sayı saymak için falan değil de mesela asla da ben bu yargının elinde iftira atılan belediye başkanlarının orada mı duruyor burada mı duruyor ona bakmam. Ben Vahap Seçer’le Ekrem İmamoğlu’nu ikisini de siyasi taarruza uğramış iki mağdur belediye başkanı olarak görürüm. Kimin ne tarafta durduğuna bakmam. İki, ilk giden Aydın Belediye Başkanı kimin ilan ettiği belediye başkanıydı? İlk kapıyı açan? Afyon kimin prensesiydi? Bunlar AK Parti’ye gitmiş, sanki hiç olmamış gibi diyor ki Özgür Bey’in belirlediği belediye başkanları önce YENİ Parti’ye gidiyor sonra AK Parti’ye katılıyor. Böyle bir belediye başkanı yok. YENİ Parti’ye gelmiş AK Parti’ye katılmış bir belediye başkanı yok. Ama CHP’li belediye başkanları AK Parti’ye katılıyor. Ayrıca YENİ Parti’ye gelmiş bir belediye başkanı AK Parti’ye katılsa da bu onun karakter sorununu gösterir. Bizim YENİ Parti’ye almamızın değil. Ama işin tuhafı ‘yolsuzluk yapan belediye başkanları’ diyor. ‘Yolsuzluk yapan belediye başkanları ya YENİ Parti’ye gidiyor’ diyor, bu çok ayıplı bir laf. Düşünün bir yandan yargının bu kadar baskı altında olduğu bir dönemi göreceksiniz, bir yandan masumiyet karinesini konuşacaksınız, bir yandan hiç kimse suçu kesinleşene kadar suçlu sayılamaz ama ‘belediye başkanı YENİ Parti’ye geçiyorsa hırsız olacak’. Böyle bir rezalet cümleyi de duydu hepimizin kulakları. Bunu bir ifade etmek lazım.” 

“EN BAŞTA İKİSİNİ DE SEN BELİRLEDİN”

“Bunun dışında belediye başkanını aday gösteriyorsunuz ve o belediye başkanını, ben 410 yani 2019 yılında partinin Grup Başkanvekili iken 41 yılda 273 aday tanıtmıştım. Bu seçimde de 105 mitingde sayısız aday tanıttım. Çünkü bir mitinge birçok ilçe belediye başkanı falan da geliyor. Bazı kritik yerlerde yani mesela diyor ki sana, ‘Ya Başkanım belediye başkanını gösterdik ama geçmişte muhtardı. ‘Yönetemez belediyeyi, diyorlar. Aslında arkadaşımız iyidir’ diyor. O yerel sana bir brief veriyor. Sen de diyorsun ki ‘Diyorlarmış ki ‘Muhtar yönetemez.’ ‘Ver, İçişleri Bakanlığı yapar’ diyor. Adam daha sonra bir problem çıkınca bu senin başına bela oluyor. Siyasette maalesef bu var. Maalesef var. Ama insan bazen de öyle yanıltılıyor ki veya o kadar kötü bir pozisyon ortaya çıkıyor ki gerçekten bugünden baktığında kim ne söylüyorsa haklı. Ama o güne döndüğünüzde… Bir kere şunu söyleyeyim, siz hak verirsiniz. 5 Kasım kurultayı 5 Kasım’da mı olmalıydı? Ki aday belirlemeye bir ay kalmış. Bütün Türkiye’de aday göstereceğim. Sen 28 Mayıs günü seçimi kaybettiğinde efendi gibi ‘Ben 14’tür seçim kaybediyorum. Olağanüstü kongre talebi var. Kongreye gidiyorum, yeni yönetim gelsin. Yerel seçimlere hazırlansın’ dese gelen yönetimin sekiz ayı vardı adayları belirlemek için. Ama 5 Kasım’a kadar dur, ‘Güvenli limanı yapacağım’ de, 5 Kasım gününden sonra bir ayda aday göstereceğiz. O bir ayda 47 yıl sonra partiye birinci parti yapacak ve Türkiye’nin yüzde 65’ini kazanacak adayları gösterip seçimi kazanmışım. Orada bir şey yok. Sonra yargı baskısıyla, bilmem neyle açığı bulunan, tehdide dayanamayan, şantaja gelemeyip de giden üç-beş karaktersiz olunca da ‘Vay efendim bu adayları kim belirledi?’ En önemli ikisini de sen belirledin.” (‘İzmir’de Cemil Tugay kurultayda Özgür Özel’i destekleyen İzmir’deki belediye başkanlarından biriydi’ deniyor. İzmir Büyükşehir’e gerçekten bu yöntemle mi aday belirlediniz?) “Bütün arkadaşlar o anketi gördüler, Parti Meclisi üyeleri. Şimdi şöyle bir şey var. Bir, Tunç Soyer benim Bornova Anadolu Lisesi’nden ağabeyim. İnanılmaz derecede de geçmişte kendisiyle çok iyi ilişkilerimiz vardı. Seçim döneminde aday gösterme sürecinden önce de mesela herhalde dört-beş kez randevusu olmuştur, gelmiştir. Yani bir kırgınlık, bir kızgınlık üzerinden ‘Sizi aday yapmayacağım’ demedim. Ama ben Tunç Soyer’e bir anket gösterdim, dedim ki ‘Başkanım İzmir’de yani kesin kaybederiz değil ama tehlike çanları çalıyor.’ Şunu da söyleyeyim yani. Toplamda. Manisa’da yüzde 60 oy aldığınız, Denizli’de yüzde 60 oy aldığınız gün İzmir’de yüzde 48 alıyorsanız zaten İzmir’de seçmen bize bir mesaj veriyordu yani. Onu söyleyeyim. Öyle bir rüzgârda İzmir’de yüzde 48 ile kazandık. O yüzden de en mükemmel adayı zaten bulamadığımız da ortada yani. Veya İzmir’in öfkesini yeterince dindiremediğimiz ortada. Biz Manisa’da yüzde 18 aldığımız gün İzmir’de yüzde 60 alıyorduk. Manisa yüzde 60 alırken İzmir yüzde 48 alır mı? Topyekün biz yanlışımız var bizim. Hiçbirimizin kendisini kenara ayırması lazım. Yani ‘İzmir’e Genel Başkan olarak beni liste başına koy. Genel sekreteri liste başına koy. İstanbul’da yer kalmadı, İzmir’de liste başına.’ Koyduğuna da yazık, İzmir’e de yazık. ‘İzmir’deki siyaset alanını daralt, İzmir’i tanıma, çantada keklik gör, falan.’ Bu hatalar bir kişinin hatası değil. Tunç Soyer cezaevine düştüğünde de üç - dört kez gittim. Gidemedim bir aydır. O bile içime dert, acaba şey midir diye. Ama o günlerde Tunç Soyer’e ben bir anket söyledim. Allah var o da bana ‘Bende de başka anket var’ dedi. ‘Benim anketlerim öyle değil, ben kesin alıyorum Başkanım’ dedi. Ona da inanıyorum. Biz böyle dedik. İsmini vereyim. Hani şahit tutmak için. Selçuk Belediye Başkanı beni de yürekten destekleyen ve Selçuk’a belediye başkanı olması önemli ve İzmir’in kadın belediye başkanı Filiz Ceritoğlu Sengel olsun çok istedim ben. Onu da ankete koyduk. Cemil Tugay’ı da koyduk. İşte beş aday adayını ankete koyduk. Anketin sonucunda küçük bir farkla da olsa Cemil Tugay önde çıktı. Filiz mesela kendi bölgesinde iyiydi ama Körfez’in diğer taraflarında tanımadığı için, küçük ilçe belediye başkanı olduğu için Cemil Tugay’ın ismi biraz daha önce çıktı. Biz de Cemil Tugay’ı aday gösterdik. Dedim ya ‘Elim kırılsaydı göstermeseydim, kafam kırılsaydı.’ Filiz’i göstersek de kazanacakmışız, belki de çok daha büyük bir şeyle kazanacaktık. Çünkü bakıyorum o telaşlarla biz o işleri görmemişiz. Geçen gün birisi gösterdi. Cemil Tugay’ın adaylığına İzmirlilerden işte sosyal medya eleştirilerini derlemiş bir arkadaş falan. Hakikaten baktım, tabii biz Türkiye’de 900 aday veya işte 750 ciddi aday arayışı içinde olduğum bir yerde, hakikaten yarışta olduğumuz 450 seçim bölgesinin 411’ini kazandığımız bir yerde ondan sonra ‘Hata yapmadık’ desek doğru olmaz.” 

“İZMİR’İN BELEDİYE BAŞKAN ADAYINI İZMİRLİLER BELİRLEYECEK”

“Bugünkü aklın olsa ne yaparsın? Bir kere şöyle bir şey var. İzmir gibi bir yerde daha farklı bir tutum, ben yani gelecek seçim İzmir’le öyle bir helalleşmeyi düşünüyorum ki. Zaten dokuz milletvekili var. Artı ben. ‘10 milletvekili var artık İzmir’in’ diye söyledik. Kendimi gidip de orada listeye koyacak değilim, memleketin Manisa benim. Çok çağırdım İzmir’e ama büyük haksızlık görürüm bunu İzmir’in siyasetine ve siyasetçilerine, insanlarına. Ama İzmir milletvekiliyim artık, çalışacağız. Günü gelince İzmir’in belediye başkanını İzmirliler belirleyecek. ‘Bu YENİ Parti’de ne yeni?’ diyoruz ya. Nasıl bütün ilçe başkanlarını bütün üyeler, bütün il başkanlarını bütün üyeler seçti. İzmir’de etkili bir yöntemle, geniş seçmen katılımıyla, belki Ekrem Başkan’ın ön seçiminde yaptığımız gibi üyeler bir sandığa, millet bir sandığa oy atarak. Belki deriz ki ‘İzmir’in adayını belirlemek istiyorsan gel, YENİ Parti’ye katıl. Ön seçimle sen belirle İzmir Büyükşehir adayını, kim’ diye. Tunç Soyer’i de cezaevinde ziyaret ettiğinde şey yaptım, yani onun gönlünde İzmir varsa İzmirliye onu da sormak lazım. Belki de Cemil Tugay’ı gördükten sonra, yani İzmirli, gönül umduğuna küsüyor. Ben İzmir’de çok dostu olan, çok arkadaşı olan biriyim ki ben 10 yaşında İzmir’e gittim ve ortaokul, lise, üniversite ve askerliği İzmir’de yaptım. Onda da ‘Torpilliymiş, İzmir’de askerliği yapmış’ yazmış troller. Ben Samsun Sahra Sıhhiye Okulu’nda 550 kişiden dönem ikincisi oldum, ‘İstediğin yerde yap’ dediler diye İzmir’de gittim, yaptım. Ondan sonra İzmirli’nin bir, notu kıt. Neden? ‘Çünkü kardeşim’ diyor, ‘Hep bize yaslanıyorsunuz’. İkincisi, gönül umduğuna küsüyor. Kendinden olanın… Örneğin İzmir’de yaptığın belediyeciliği bambaşka bir yerde yapsan yüzde 70 memnun olacakken, İzmir’de olunca yüzde 35-40 oluyor. İzmir’in geçmişten beri birikmiş öfkesi var. ‘Bizi hep çantada keklik görüyorsunuz’ diyorlar. Bu yüzden biz İzmir’i çok kırdık. Önümüzdeki dönemde hem milletvekili sürecinde geçmişte İzmir’de yapılmış bütün haksızlıkları telafi ederek, hem de yerel yönetim adaylarının belirlenmesi sürecinde. Öyle, ‘Neyi yapmazsın?’ diyorsanız Cemil Tugay’ı yapmam. En büyük pişmanlığım.”

“DOSYASINA KADAR BİLİYORUZ”

(Cemil Tugay’ın neden AK Parti’ye geçtiğini bildiğinizi söylediniz, neyi biliyorsunuz?) “Birkaç dosya var. Bunlardan bir Halk TV ile ilgili bir dosyayı da ilişkilendirmişler. Bir içeride olan değerli bürokrat kardeşimizin dosyasında kendisini ilişkilendirmişler. Çağırdılar, gösterdiler. ‘Ya AK Parti‘ye katılacaksın ya içeriye atılacaksın’ diye. Tayyip Erdoğan’ın hazmedemediği şu. Geçmişte diyordu ya ‘Ey CeHaPe Samsun’un doğusuna gidemiyorsun ya.’. ‘Ey Erdoğan Ege’ye giremiyorsun ya’ oldu ya. Ege’de toprağı olan dokuz ilin dokuzunu da kazandık biz. Kütahya’ya kadar bütün illeri kazandık biz. Balıkesir de sayıldığında. Direkt Ege’de sayılan yedi ilin yedisini de kazandık. Şimdi güya Tayyip Bey, İzmir’i kazandı. O yüzden Cemil Tugay’ın transfer edinmesi için her şeyi yaptılar. Dosyasına kadar biliyoruz. Zaman aşımı da olmayacak o işlerin. Bir de ayrıca neler konuştu, neler yaptı, neler yazdı, neler çizdi? Ama şöyle. Bazıları var ki o kadar değmez ki onu gündeminde tutup, ona söz söyledikçe… Gittim İzmir’de gördüm; paspas olmuş, izmarit olmuş, perişan olmuş. O yüzden şu genel seçime kadar dursun, zaten bakalım genel seçimden sonrası ne olacak, ne bitecek. Biz iktidar olacağız orada şüphemiz yok. Ümit ediyorum onu dokunulmazlıktan milletvekilliğine falan kaçırmazlar. Ondan sonrasında hep birlikte göreceğiz. (“Burnundan fitil fitil getirmezsem namussuzum” dediğiniz tehdit olarak algılandı.) Tehdit değil, kararlılık ifadesi.”

“HAM VERİLERİN ÇOK UMUT VERİCİ OLDUĞUNU SÖYLEDİLER”

(Masanızdaki ankette birincisiniz ama hafta sonu yayınlanan anketlerin çoğunluğunda YENİ Parti ikinci parti gösteriliyordu. YENİ Parti ivme mi kaybetti?) Bir kez anketlerin ortalamasına bakıyoruz ya, şu üç harfli bir takım böyle ‘Ya geçen ay yoktu bunlar nereden çıktı?’ denen bir anda bir grup anket şirketi ürettiler. Onları hiç ciddiye almıyoruz. Genelde aboneliği olan bütün anketler butlanı yüzde 2-2,5 arası ölçerken yüzde 7-8 ölçen bile çıktı. Onları biz hiç dikkate almıyoruz. Zaten onlar da geri çekildi, hiç inandırıcı olmadıkları için. Benim ‘Bize dün yapılan anket’ diye söylediğimiz, bir sunum değil; ‘Anketin sahası bitmiş, raporu yazılıyormuş’ diye bir anket şirketinin araştırmasından. İşte ‘YENİ Parti birinci parti’ dedi.  Gündem- Ar kendi yayınladı, ‘Birinci parti’ diye. Diğeri, işte sahadan gelen birkaç gün sonra yayınlayacak. Abonelik sistemi olanlarda YENİ Parti’nin birinci parti olduğu görülüyor. Ama AK Parti’yi çok yakın şirketler, AK Parti’deki düşüşü görünür kılmamak için tamamını kararsızda gösterdikleri söyleniyor. Zaten bizi hiçbir zaman birinci parti… Yani düşünün bütün anketlerde birinci parti iken, işte üç firmada o zaman bile ikinci parti gösteren, iktidara çok yakın, biraz da manipülatif anketler var. Onlarda öyle gözüküyordu. Şimdi ben esas meseleyi söyleyeyim. Hiç düşündüğünüz gibi itiraz da edecek değilim. Benim güvendiğim arkadaşlar var. Bu yerel seçimlerde de partinin içinde bir değerlendirme ekibi yaptık. Altı anket firmasına eşit iş verip kimin hangisini yapacağının kurayla belirlendiği ve oradan gelen bilgilerin hatta bizim dinleme denetimimizi hatta orada yapay zekayla filan başımıza da bela oldu ya. Dijital dinleme yapıyor yapay zeka. 22 yaşındaki birisi 44 yaşında kaydedilirse durduruyor anketi, bir sürü şey var. O arkadaşların bana söyledikleri şu. ‘Bir, YENİ Parti’nin kuruluşunda evet yüzde 32 diyen var, yüzde 34 diyen var ama herkes dilindeki bir yeniyi söyler. Kurulmadan göremezsin. Herkes der ki ‘Yeni’ye vereceğim’ ama biri YENİ Parti’den onu bekler, biri bunu bekler. Kurulan neyse ona göre bir daha karar verir. Yani yüzde 35-36 diyenler var ama bir parti yüzde 36 ile kurulmaz. Acele etmeyin, kurultayını yapıp ardından bir ay geçtikten sonra sağlıklı bir anket yapmak lazım. Ama ‘Nasıl kurulduk?’ diyorsanız ona bakarız’ demişlerdi. Bizim arkadaşlarımızın şu anda bizim oyumuzun yüzde 30’un biraz üstünde ya da biraz altında olduğuna ilişkin genel kanaati var. Ama fon vurgundan sonra ortaya çıkan büyük depremle AK Parti’deki sert düşüşle birlikte YENİ Parti’nin öne çıktığını söyleyen arkadaşlar var. Bu biraz önce söylenen işte sahada olan bir firmanın ham verilerinin çok umut verici olduğunu söylediler. Onu söylemiş arkadaşlar. Yoksa bu sunum değil, söylemdi sadece. Gündem-Ar anketini gördüm. Orda da 2,7 puan mı ne öndeydik. Onun da abonesiyiz zaten, herkes yapıyor. Geçen ay da bizi ikinci göstermişti.”

“KÖTÜ OLMAYA, YORULMAYA HAKKIM YOK”

(YENİ Parti’nin ve sizin başlangıçtaki enerjinin düştüğü izlenimleri var. Yorgunluk, yılgınlık var mı?) “Telkin ediyor bana ‘Biraz az enerjik ol’ diye. Var gibi mi görülüyor? YENİ Parti şöyle bir şey başardı. Kurulduğu gün ana muhalefet partisi. Dünyada yok. Kurulduğu ay birinci parti ya da ikinci parti. Ama kurulduğu ay birinci parti diyelim. Kurulduktan 18 gün içinde 500 bin üye, kurulduktan iki ay içinde 750 bin üye ve normalde partiler kurulduğunda olağanüstü yetkiler var. Yani kurucular kurulu ne karar alsa kurultay kararı gibi; tüzüğü değiştirsin, programı değiştirsin, onu ata, bunu yan, çiz. İlk kurultaydan sonra katı denetim başlıyor. Yani görevden aldın, 45 gün sonra kongre yapman lazım… Ama ‘Şimdi istediğini yap’, öyle bir esneklik var; ‘Bir an önce kur’. Bu esneklik içinde ne yaptık biliyor musunuz? Türkiye’de ilk kez tüm üyelerle içe, il, genel başkan seçimi gibi yepyeni bir şey yaptık. Mahalle meclisleri, ilçe meclisleri, il meclislerine yönelik de yönergelerimizi ve tüzük değişikliklerimizi yaptık, hazırladık. Böyle bir noktadayız. YENİ Parti’de şöyle bir şey olabilir belki. Çok çalışmaktan yorulmuş olabiliriz. Çünkü hiçbir örgütün başaramayacağı bir şekilde, yani mesela hatırlayın yeni bir sürü parti kuruldu. Şimdi isim vermeyeyim ama kimi şimdi var, kimi son zamanlarda yok ama geçen seçime giren partilerden. Yani 41 ilde örgütlenmesi ne kadar sürdü, kaç kişiyle yaptılar? Biz 81 ilde, 900 üzerinde ilçede örgütlenmiş durumdayız. Acayip bir şey. Ama şipşak yapılması gereken işleri; bir hafta üyelerle seçim, öbür hafta resmi seçim. Hem mahalleye delege seçiyoruz, ilçeye delege seçiyoruz, ile delege seçiyoruz, hem bütün üyelerle yapıyoruz. Sonra da onları resmi kongrelerle kesinleştiriyoruz kanuna aykırı bir iş yapmamak için. Bir yandan işte dünyanın üye sayısı açısından en çok üyeden aidat alan partisi noktası haline geldik. Herkes kredi kartını vermiş. Bu acayip bir şey. Kimse harcımız yok, borcumuz yok. Ama bir tane malımız yok, mülkümüz yok. Hepsini bıraktık. O yüzden ben kendimde şöyle mesela. Ayvalık’a cumartesi gününe program koyuyorlar. Yedi tane program. İşte beşmiş, benim onay vermem yedi. Kızıyor arkadaşlar; ‘Bu kadar yoğun program olmaz.’ Bize, ‘Dur, yavaş… Birazcık durarak, yavaşlayarak, sindire sindire. Az ama daha böyle etkili işler’ diye şey yapılıyor. Ben kendimde bir enerji kaybı hissetmiyorum. Ama Osman Gürün, önceki dönem Muğla Belediye Başkanımız ki çok severim. Yani ‘Atatürk gibi adamsın’ derdim, yakışıklı, çok da Muğla’da muhteşem hizmetleri oldu, tertemiz, dolu bir kasayla belediye bıraktı. Selam olsun. Onun bir lafı var bayıldığım, ‘Nasılsın?’ denildiğinde ‘Benim kötü olmaya hakkım yok’ derdi. Benim de kötü olmaya, yorulmaya filan hakkım yok.”

“ELEŞTİRİLERDEN PAYIMIZA DÜŞENİ ALMAK LAZIM”

(Tabanınızın etkisiz muhalefet yaptığınız yönünde eleştirileri var. Bu eleştirilere ne dersiniz?) “Şimdi kimine hak veriyorum. Ya siyasette bazen toplumdaki duyguyu kavrayamadığınız ya da ıskaladığınız zamanlar olabilir. Zaten hatasız yapıyor olsanız insanla yapılan hiç bir iş hatasız olmaz. Ben bir şey söyleyeyim, kendimden anlatayım. Gece 01.00’deydi uçak, uçağa bindim. Ertesi gün ya Mersin’e iniyor, Alanya tarafında bir havaalanına iniyor. Gazipaşa’da festival var. Başkan diyor ki ‘Her sorunları dile getirdiz ama bizim burada çok önemli bir tarım alanı var, çok sorunları var. Ben festival yaptım, gelin de şu festivalde bir konuşma yapın.’ Gece 01.00’de uçak, 02.30’da iniyor. Alanya’ya iniyor, herhalde o tarafa iniyor. Oradan Gazipaşa’ya gidiyoruz. Yatasıya 04.00. Sabahleyin 09.00 - 09.30’da kalktık, kahvaltı yaptık. Festivale gittik. Arkada kocaman tabela; ‘Tropik Meyveler Festivali.’ Galiba ‘Çekirdeksiz Nar ve Tropik Meyveler Festivali.’ Kürsüye çıkarken anlamaya çalıştık ama çıktık, konuşma yaptık. Bir not da verdiler, dedim ki ‘Yenidoğan çetesi, kuvözde ölen çocuklar dikkatimizde…’ Ama o çiftçinin sorunlarını anlattık. Tropik meyve üreticilerinin. Ama Türkiye’de gündem, kuvözde ölen çocuklar. O kadar çok kızdı ki insanlar bana. Bugünden bakınca kızana hak veriyorsun. Ama o güne gidince öyle birşey ki. İstanbul’da bir şeyler oluyor televizyonda, sen paldır küldür gece gitmişsin, sabah gitmişsin, açılışa gitmişsin. Önceden söz vermişsin. Çiftçiler gelmiş, sen de tropik meyve üreticilerinin sorunlarını konuşuyorsun. Millet neler, neler söylüyor. Bazen çok talihsiz işler oluyor böyle. Bazen bir şey yapmak istiyorsun, iletişim kazasına gidiyor. Açık söyleyeyim yine. Hani böyle şey istediniz diye. Sizin kurcalamadığınız yerleri ben kurcalayayım. Emeklileri örgütlüyoruz, bu altın hesabı da çok vurucu. Altın hesaplarını yazmışız filan. Dedik ki ‘Bunları emeklilere dağıtalım, emekliler hükümete kırmızı kart göstersinler.’ Çünkü biz hükümete ‘Yerel seçimde verdiğiniz sarı kart ama sizin dinlemezlerse kırmızı kartı siz verirsiniz’ filan demişiz. Mersin’e gittik. Mersin’de emeklilerin de olduğu bir toplantıda hükümete kırmızı kart çekeceğiz. Mersin basını etrafımızı sardı. geldi, tuttu mikrofonu. Soru soruyor. ‘Arkadaşlar açıklama saat 14.30’da. Şimdi bir şey söylemeyeyim. 14.30’da önemli bir başlangıcı hep birlikte yapacağız’ dedim. Sosyal medyada ‘Özgür Özel ne başlatacak, ne olacak?’ diye o kadar büyüdü. Hiçbir şey söylemesen, emekliye kart dağıtsan bir şey olmaz. ‘Vay efendim Özgür Özel’in dediği kırmızı kart çıktı çıka çıka’ diye acayip kızdı insanlar. Bazen oluyor. Her işin acemiliği zor. Olabilir. Mesela bizim arkadaşların o siyah bant meselesi. Normal günlerde Meclis’te bin kere yapılmış eylemdir. İlk kürsüde yapan yanılmıyorsam neyse şimdi ismini yanlış söylemeyeyim. DEM’li bir arkadaş ağzını bantlayıp beş dakika durmuştu. Ama öyle bir günde, tansiyonun öyle bozuk, canın öyle sıkkın olduğu bir güne denk gelmiş; oluyor bazen böyle şeyler. ‘Etkisiz muhalefet’ dediğiniz tepki ve protesto, hani ‘Meydanlara çıkmayalım. Sokakları karıştırmak istiyorlar, bilmem ne yapmak istiyorlar’dan 118 tepki ve protesto mitinginden geliyoruz. Şimdiye kadar 400 kez otobüsün üstüne çıkmışım. Allah’a şükür hiçbir yerde boş bir şeye denk gelmedik ve büyük bir mücadele veriyoruz. Biz de etkisiz muhalefet yapıyorsak kim etkili muhalefet yapıyor şaşarım. Ama İzmir’in sokağında öyle bir şey yok veya Anadolu’ya gittiğinde öyle bir şey yok. Ama haklı olarak eleştiren arkadaşlar var. Eleştirilerden de payımıza düşeni alıp doğrusunu bulmak lazım.”

“MANSUR BAŞKAN KONUSUNDA HERHANGİ BİR ŞÜPHEM YOK”

(Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ile Murat Kurum’un bugünkü görüşmesinden haberiniz var mıydı?) “Mansur Başkan daha önce de zaten Cumhurbaşkanı’na gitmeden önce hem Murat Kurum’la görüşmüştü, Cumhurbaşkanı’na gitme meselesini de söylemişti. Cumhurbaşkanı’na gittikten sonra aslında cümleler arasında vardı. Cumhurbaşkanı da Mansur Başkan şeyi söylemişti. Yani ‘Çalışın’ demiş, Murat Kurum‘la birlikte bir şey yapılacak. Bundan daha doğal bir şey yok. Haberim var, şaşılacak bir durum yok. Beklenen bir şey yani. Cumhurbaşkanı’na gidip Ankara’nın bekleyen büyük projeleri için imzasını istemiş, desteğini istemiş. O da Bakanına demiş ki ‘Çalışın.’ Sonuçta bu görüşmeler yapılacak. Mansur Başkan‘a sorulacak sorular değil bunlar. Bizim Mansur Başkan’dan şüphemiz yok. Bugün de gördüm yine yani. Ne yapsın, gizli mi görüşsün? Görüştüğünü kendi paylaşıyor, ‘Acaba AK Parti’ye mi geçecek?’ Linç falan. Tabii insanları şey olarak anlıyorum. Yani öyle şeyler yaşadık ki. Her şeye şüpheyle yaklaşıyorlar ama Mansur Başkan konusunda benim herhangi bir şüphem yok. Sürekli de diyalog halindeyiz, devam ediyor. Ben ilk başta da o mesela bizim bu YENİ Parti kurulduğunda herkesi çağırmama meselesini söylediğimde o da ‘Çok doğru düşündünüz, çok olgun düşündünüz’ diye söylemişti. Aramızda en ufak bir sorunumuz yok Mansur Yavaş‘la ilgili. Ne diyalog sorunumuz var, ne yanlış anlama… CHP’den ayrılış süreci de hani CHP bize kalsa orada bir bütün halinde dursunlardı, bir sıkıntı oluşmasın diye o zaman ama CHP, Mansur Yavaş’ı istifa ettirmek için her şeyi yaptı. Kendisi de anlattı.” 

“O BİRLİK, BERABERLİK ORTADAN KALKMIŞ DEĞİL”

(“İki forvetinden biri” diyordunuz. Hala aday adayı mı sizin adınıza, kendisi adına?) “Benim adıma öyle. Türkiye adına önemli bir seçenek. Onun adına ‘şöyle’ demeyeyim. Ama kendisinin şu yaklaşımına saygı duymak lazım. Ben çok hak veriyorum kendisine. Bir kere şuraya bir gidelim, geçen sefer bizim adayımızın ilan edildiği güne gidelim. O gün bir sürpriz yapıp ‘Mansur Yavaş’ desek, bugün Türkiye bambaşka bir yerdeydi. O gün bir sürpriz yapıp ‘Ekrem İmamoğlu’ desek bugün Türkiye bambaşka bir yerdeydi. Mansur Bey o noktaya yani yüzde 60’lar noktasına, Erdoğan’ın önünde, gelene kadar ne yaptı? Belediyecilik yaptı. Ne diyor? O diyor ki ‘Ben belediye başkanıyım, görevimin başındayım. Görevimi yapacağım. Günü gelmeden de bunu konuşmayacağım.’ Bu son derece bence saygıyla karşılanması gereken bir durum. Zorla da tutup adamı ikide bir ‘Aday mısın, aday mısın?’ demeye gerek yok. ‘Ben işimi iyi yapayım. Günü geldiğinde bunu değerlendireyim’ diyor. Mansur Yavaş kimsenin ihmal edemeyeceği, Türkiye için önemli bir seçenektir. ‘Adayınız mı?’ Değil. Bizim adayımız şu anda Ekrem İmamoğlu. Benim de oyum var, Mansur Başkan’ın da oyu var. Ama Ekrem Başkan’ın diplomasını iptal ettiler. Bir yandan bir Danıştay süreci var. Diploma iptali dışında şu anda kesinleşmiş bir cezası yok. Ekrem İmamoğlu’nun adaylığı veya Ekrem İmamoğlu’nun adı geçtiğinde meydanlara inliyor. Ekrem İmamoğlu’na büyük bir destek var. Ama diplomayı ben ümit ediyordum, gittim de o duruşmaya. Bu kadar büyük haksızlık olmaz. 33 yıl önce adam öldüren zamanaşımına uğradı diye yargılanamıyor. 18 yaşında bir çocuk denklik-menklik filan ki o zamanlar denklik diye bir şey yok. Ben bunun İdare Mahkemesi’nden kesin döneceğini düşünüyordum, dönmedi. Öbür tarafta bilmem ne. Bu işin Danıştay evresi var. Döner diye ümit ediyoruz. Döndüğü taktirde adayımız Ekrem İmamoğlu. 15,5 milyon kişinin oyu var, 25 milyon kişinin attığı imza var. Ama Ekrem Başkan aday olamıyorsa, Ekrem Başkan’ın yedeği olarak da değil… Ben bunu ilk günden beri söylüyorum, kimseyi kimsenin yedeği gibi konumlandırmak doğru değildir. Ama Allah var ya. Ekrem Başkan ‘Ben ön seçime gireceğim’ dedi, Mansur Başkan ‘Ben o seçime girmeyeyim. Hani yarışmamız, birimizin kazanıp birimizin kaybetmesi de doğru değil, ben durayım’ dedi. Ekrem Başkan dedi ki… Ben oradaydım, üç kişilik masadan bahsediyorum. ‘Başkanım, ölüm var, kalım var. Sağlık var. Bir sürü şey var. Bak davalar. Hani bekleniyor, o zaman konuşuluyor. Başıma hukukken bir şey gelir, sağlığıma bir şey gelir. Ben emaneti Genel Başkan’a gelir veririm, sonra da senin kapına gelirim’ dedi. Bunu Ekrem Başkan Mansur Başkan‘a söyledi ve biz öyle kalktık oradan. Kavga ederek değil, bir birlik ve beraberlik görüntüsü ile. O birlik, beraberlik ortadan kalkmış değil. O görüntü Türkiye’nin umudu. Ama Ekrem Başkan aday olsa, olabilecek olsa Mansur Başkan çok olgun bir şey söyledi. ‘Ekrem Bey bu haldeyken ben adaylıkla ilgili bütün iddiamı dondurmuş durumdayım’ diye zaten söylemiş. Ama Ekrem Başkan aday olmuyorsa Mansur Başkan ‘Şimdilik değil ama o gün gelince konuşuruz’ diyorsa o gün gelince değerlendirince önemli bir seçenektir.”

“BENİM ADAYLIĞIMA DAİR İDDİALAR KÜLLÜM YALAN”

(Zaten siz “Doğru adayı belirlemek benim görevim” diyorsunuz) “O görevi doğru yapmayanların başımıza ne işler açtığını gördük yani. (Son birkaç gündür sizin Cumhurbaşkanlığı adaylığınızı açıklamaya hazırlandığınız…) Küllüm yalan o. (Partililerden bu yönde telkin aldığınız söyleniyor. Hatta MHP’li Mevlüt Karakaya bile ‘İmamoğlu ve Yavaş seçeneği düştü, Özgür Özel aday olacak’ dedi.) Mevlüt Bey oy verecek miymiş? Mevlüt Bey’in karar verebileceği tek şey kendi oyu. (Niye bunu gündeme getiriyorlar?) Şimdi Mevlüt Bey’i severim, ona şaka oluyor, takılıyorum. Herkesin siyasi analiz yapma hakkı var. Ondan sonra aday olursam da oyunu alırım Mevlüt Bey’in. Ama şu kadarını söyleyeyim. Bu meseleyi nifak sokmak için, Mevlüt Bey’i ayırıyorum. Ama bu meseleyi sosyal medyada bakıyorum, olmadık yerlerde ‘Özgür Özel kurmaylarıyla toplandı.’ Allah’tan korkun. Veli Ağbaba belinde korsesiyle. Veli Ağbaba bir rahatsızlık geçirdi, yoğun bakımlarda yattı. Stres kırığı oluştu kaslar yüzünden belinde. Korsesiyle Malatya’da çıkabildiğince Malatya’da bir-iki şey yapıyor, ağrıları artınca gidiyor, dinleniyor. Diğer taraftan mesela söyledikleri gün Ali Mahir Başarır… Burada Fon Toplantımız vardı, İstanbul’da operasyon oldu. ‘Aman Ali Mahir orada kalsın’ dedik. Söyledikleri gün Veli Ağbaba Malatya’da, Ali Mahir Başarır İstanbul’da, ben buradayım, Burhanettin Bulut Adana’da. ‘Kurmaylarını toplamış, adaylığa karar vermiş.’ Öyle bir şey yok. Benim karar verdiğim bir şey var. Mücadeleyi sürdürmek. YENİ Parti’nin teknik kurulumu bitti, siyasi kurulumunu yapıyoruz. Kurultayla birlikte güçlü kadrolar, yeni kadrolar, Türkiye’nin sorunlarını nasıl çözeceğimizi anlatacağımız bir hükümet programı, bir vaatler listesi ve bu güçlü, dinamik, yerinde duramayan, yepyeni örgüte mahallelerden başlayarak hep birlikte tarihin en büyük seçim ordusunu kurarak kampanya… Tarihin en büyük bir WhatsApp gruplarını kurarak, tarihin en büyük seçim kampanyasını, en uzun seçim kampanyasını zaten yapıyoruz. Bunu seçime kadar artan ivmeyle sürdürmek ve günü geldiğinde doğru adayı belirlemek, Türkiye’yi bu kabustan uyandırmak. Benim işim o.” 

“KENDİNİ SEÇENEKLERE KOYANIN ÖNÜMÜZÜ KARARTTIĞINI GÖRDÜM”

“(Kayıtlara geçmesi açısından soruyorum. Doğru adayı belirlerken seçenekler arasında Özgür Özel ismi var mı, yok mu?) Şimdi benim seçeneklerim arasında yok. Samimi bir cevap vereceğim. Ben seçeneklerin arasına kendini koyan birinin nasıl bir ihtirasla Türkiye’nin önünü kararttığını, hayatını kararttığını gördüm. Orada benim de sorumluluğum var. Son kabul eden oldum ama sonunda kabul ettim ben de. Benim de hatam var. Esas o etraf, dar kadro. ‘Siz olun, siz olun, siz olun. Olmayan adayları ölçülemez, olacaksınız bak 60 ölçmüşler sizi’ derken, kazanacak iki aday varken Türkiye’yi karanlığa itenin sorumluluğunu, hatasını tekrar etmek istemem. O yüzden benim seçeneklerimde ben yokum. Ben ilk Genel Başkan seçildim, kendi kendime ‘Oğlum Özgür sana çok gaz veren olur’ dedim. ‘Burada şimdi geldin Atatürk’ün koltuğuna oturdun. ‘Öbür koltuğa da otur’ derler. Bilmem ne derler. İhtirasa kapılmak yok, senin görevin doğru adayı bulmak. Bu yanlışı yapmayacağım’ dedim. O noktadayım kendim açısından. Dediğiniz şu. ‘Ya anketlerde çıktı.’ ‘Ben bir şey istemiyorum da bir ben kazanıyorum falan.’ O zaman yani diyelim ki Mansur Bey yok, başka aday yok, hiçbir şey yok ve sen de kazanıyorsun. O zaman kimse sorumluluktan kaçamaz. Yani ne yapacaksın? Barış kazanıyorsa ben Barış‘ı bir şekilde ikna ederim aday olmaya. Siz kazanıyorsanız sizi gelir ikna ederim. Kimse… Orada öyle bir şey soruyorsunuz ki laboratuvar ortamında bir soru. ‘Kimse kazanamıyor, siz kazanıyorsunuz, yine mi?’ Bir tek ben kazanırsam doğru aday benim demektir. O zaman olur. Ama bu şu. Ben kendimi bir seçenek olarak kendi aklımda da tutmuyorum, ortada da tutmuyorum. Dedikleri gibi bir toplantıyı bırakın, o heyeti toplasam; dedikleri arkadaşları, o heyet bugün bana, ‘Aman ağabey kazanacak adayı yapalım, yolumuza bakalım’ der. Bu kadar zorluğun içinde kimse hayal görmesin. (Kurmaylarınızla toplantı yaptığınız iddiası…) Baz vermiş miyiz, bir baksınlar bakalım. (Ekrem İmamoğlu’nun adaylığınıza karşı çıktığı, aralarında sorunlar olduğu iddiası) Bir şunu söyleyeyim. Ekrem Başkan’ın en son duruşmasına gittim ama ondan önceki ziyaretinde ‘69 gündür ilk defa gidiyor’ diye yazdılar. Üçüncü kez gidiyordum. Bu cuma iznim de yazısı da yazıldı. Bu cuma yine gidiyorum. Yani kesinlikle aramızda bir şey olmadığı gibi telefonum yanımda değil, getirin varsa Ekrem Başkan’ın bana duruşmadan sonra attığım notu okuyayım size. Bütün bir haftayı orada geçirmemden duyduğum memnuniyeti, böyle kardeşçe duygularla yazmış. Biz Ekrem Başkanla birbirimize böyle artık hani bu cezaevi süreciyle de birlikte kardeşliği aşan bir hukukla bağlıyız. Bunu en çok da Ekrem Başkan ifade ediyor. O da benle ilgili rızalığını söylüyor. Ben de onun o içerideki onurlu duruşundan, partinin Genel Başkanı olarak ve yol arkadaşı olarak da çok razıyım. O da bana 19 Mart’tan beri verdiğimiz mücadelede, yani bunu kardeş, kardeşe yapmaz. Buradan çıkacağız, çıkmayacağız, o gün gelecek, bugün gelecek ama biz sonuçta bir yaşam süreceğiz. Biz birbirimize emanetiz bundan sonra. Kardeşliği aşan, ki kardeşim Barış’a düşkünlüğümü herkes bilir. Kardeşim Barış’la bir yere koyduğum, onun da evlatlarıyla, kardeşleriyle bir yere koyduğu bir ilişkimiz var. O söylenen isimler benim partide hiçbir sorun yaşamadığım, hep böyle yani ne bileyim işte bu YENİ Parti’nin kuruluşunda arkadaşlar dediler ki ‘Parti yeni ya MYK yeni olsun, biz görev almayalım.’ Ben yerlerine hangi arkadaşlara görev verelim diye kendilerine sormuşum. O kadar inandığım, güvendiğim arkadaşlar. Kimseyle partide bir gerginliğimiz yok. Zaten şu anda bir gerginlik yaşayan ve bir gerginlik çıkaran hani Türkiye’ye ihanet eder. Biz oralarda değiliz. Ne sanıyor bunlar bilmiyorum. Bunların bir eli yağda, bir eli balda. Oturuyor orada köşe yazacak. Okuyorum. Baştan sona yalan yazıyor. Biz gidiyoruz cezaevinde görüşüyoruz. İki kişiyiz. ‘Özgür Özel şöyle dedi Ekrem İmamoğlu böyle dedi.’ Hiç olmayan yalan, yanlış işler. Ekrem İmamoğlu’yla aramda bugüne kadar sıfır sorun oldu, şu anda da aramızdaki ilişki, birbirimizi özlemek, birbirimizi sevmek, birbirimize destek olmak ve birbirimizden razı olma dışında hiçbir duygu yok aramızda.

“YUSUF TEKİN BİZDEN UZAK DURSUN”

(Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, sizi de çocuğunun düğününe davet etti mi?) Düğün evine çağırıyor, memleket yas evi. MESEM’de ölen çocuklar, Soma’da en son bir evladımız öldü MESEM’de. MESEM’de ölen çocukların yas evine gitmiş mi Yusuf Tekin de beni düğün evine çağırıyor? Dün çağrısını Erzurum’daki konuşmasından gördüm çağrı metnini yani. Bu kadar kirli, bu kadar üslupsuz bir dil kullanacaksın sonra da randevu isteyeceksin, biz de o şey gibi kapıda karşılayıp omurgasız omurgasız sarılmalar bilmem neler. Bırak. Şimdi ya bugün akşam Nehir ile Nevin demişler ki ‘Benim geleceğim yoksa sana da huzur yok.’ Yusuf Tekin’i çoklu kişi olarak tehdit etme suçundan cezaevine koydular gencecik çocukları. Şimdi çıktılar, biz bu yayına çıkmadan önce çıktı. Bir düğüne gideceksem Nevin ile Nehir’inn düğününe giderim, Yusuf Tekin’in düğününe gitmem. Randevu istemedi, isterse de vermeyeceğiz. Bir köşe yazarı sormuş, Yavuz Donat olabilir. Ya işte Kemal Bey’e gittiniz, öbürlerine de gidecek misiniz? O da ‘İsteyeceğim, gideceğim’ demiş. Yani Yusuf Tekin çocuklara yaptıklarıyla, eğitim sistemine yaptıklarıyla, her aldığı kararla her rezaletle şüphe yok ki AK Parti’de öyle başarılı Milli Eğitim Bakanları görmedik ama Cumhuriyet tarihinin belki dünya tarihinin en kötü, en başarısız, en kötü niyetli, en ağzı bozuk Milli Eğitim Bakanı. Ben Manisa’da AK Parti milletvekilleri davet eder, AK Parti milletvekillerinin kızının düğünde nikah şahidi olmuşum ama Yusuf Tekin öyle bir adam değil yani. Utanırım. Nevin ile Nehir’den utanırım, MESEM’de ölen çocuklardan utanırım. Yusuf Tekin’in bu yaptıklarından sonra az uzak dursun bizden.”

“BEŞTEPE’DEN DAVET GELSE DE GİTMEYİZ”

(29 Ekim’de Beştepe’den davet geldi mi?) Yok yine bir hata payı koyayım ama ben bu programa davet aldığımızı bilmiyorum. Ama resmi programlara çağırıyorlar, resepsiyonlara çağırıyorlar onu söyleyeyim. Biz ilkesel olarak o kısma katılmayız ama Anıtkabir’deki törenlere katılacağım.” (Baro seçimleri dip dalga sonucu mu) Tercihimizin aksi yönde bir dip dalga yok. Zaten biz YENİ Parti olarak daha kurulduktan hemen sonra Meclis komisyonunu önermiş, komisyonda yer almışız. Komisyondaki 10 arkadaştan 9’u YENİ Parti’ye. Oğuz Kaan Salıcı hariç YENİ Parti’ye gelmiş. Elbette ilkesel olarak terör örgütünün silah bırakmasına ve bununla ilgili yapılacak çalışmaya ‘evet’ diyeceğiz ama vatandaşın da bu konuda tereddütleri var. Grubu serbest bıraktık, sorun dedik. Hatta 81 il başkanına sordurduk. Bütün milletvekillerine sordurduk. Parti Meclisimize sordurduk ve dedik ki ‘Grup serbesttir. Bölgesinin hassasiyetlerini düşünerek oy versin.’ Yani Trabzon milletvekili, Ordu milletvekili, Diyarbakır milletvekili, Edirne milletvekili, ondan sonra aynı noktada aynı karara zorlanmak zorunda değil. Kendi bölgesinin kararını versin diye söyledik. Ve bu hibrit çözüm, hani böyle iki duyguyu birden ifade eden yaklaşımında genel olarak herhangi bir kararı kati olarak alıp grubu bu yönde hareket ettirmekten daha doğru bir karar olduğunu arkadaşlarımız sahadan sonra gelip ‘çok doğru bir karar vermişiz’ dediler. Ben böyle görüyorum. Şimdi baroda açık söyleyeyim. İbrahim Bey’i ben çok severim ama biz baro seçiminde öyle açıktan, örtülü falan taraf olmadık. Çünkü doğru İbrahim Bey’in ekipte çok sayıda YENİ Partili arkadaşımız vardı ama Ümit Kocasakal’ın seçilen yönetiminde de üç tane YENİ Partili arkadaşımız var yani. Üç üyemiz Ümit Kocasakal’ın ekibinde baroya seçildi. Ben kendim meslek örgütünden geliyorum. İsim vermeyeyim. Ben daha yeni milletvekili olduğumda Türk Eczacılar Birliği’ni bırakıp gelmiştim. Parti içinden bana yok şu grup desteklenecek, şurada şu var, orada o var. Ya meslek örgütü siyaseti başka bir şeydir ve avukatlar gibi, savunma mesleğinin sahiplerine bir siyasi partinin gidip de ‘Biz bunu destekliyoruz, siz buraya gelin, buraya gidin.’ Korkut Bey de vardı. Biz bir aday, iki aday olsa eşit prosedürü uyguladık. Bütün adaylara da üzüntülerimizi bildirdik. Bir tek biz aynı anda duruşma izledik. Yemek sırasında İbrahim Kaboğlu ile baro odasında oturduk kim varsa bütün avukatlarla birlikte. Ümit Bey’i de samimiyetle tebrik ettim. (İstanbul Barosu’nun bundan sonra İBB davalarında geri planda kalacağını düşünüyor musun?) Sanmam. Ümit Bey Ergenekon, Balyoz, askeri casusluk süreçlerinde de kendisi geri durmuyordu. Bir de kimse bu toplumsal davalarda ben savunma mesleği, hele hele bu kadar savunma hakkının ihlal edildiği bir yer Ümit Bey gibi bir baro başkanının geride duracağını düşünmem. Ben bu işleri, böyle hani ‘YENİ Parti burayı destekledi’ filan, daha çok YENİ Partili belki orada daha çok görüntü vermiş, daha aktif mücadele vermiş olabilir ama hepsi kendi mesleklerinde karar verdiler. Onların partili kimlikleri. Her tarafta YENİ Partililer vardı.”

“MUHALEFETİ ADAYSIZLAŞTIRMA VE SESSİZLEŞTİRME GİRİŞİMİ”

(Artan baskıların nedenleri) Muhalefeti adaysızlaştırma, kurumsuzlaştırma, lidersizleştirme ve sessizleştirme girişimi olarak görüyorum. Bu sessizleştirmenin en önemli ayağını ekran karartma, mecraları karartma, erişim engelleri. Biliyorsunuz geçtiğimiz haftalarda erişim engeli konusunda mağdur olanları ve bu konuda başvurusu olanları ve bütün siyasi partileri ve bütün sivil toplum örgütlerini Anayasa Mahkemesi’nin önüne çağırdık biz. Bir YENİ Parti olarak değil, YENİ Parti’nin moderasyonunda herkesin konuştuğu bir şey olarak ve hem çok kitleselleşti hem de çok katılım bütün hemen hemen muhalefet partilerini, seçilmiş bütün muhalefet partilerini davet ettik. Hepsi oradaydı. Çok önemli mesajlar verildi. Halk TV’nin kapatılması da fon meselesinin konuşulmasını engellemek içindir. Bugün İpek hanımla da konuşuyorduk, Sözcü TV’nin aldığı reytingler üzerine ve kimler izliyor da elbette Halk TV kapandı, muhalefet liderine, muhalefetin sesine yer veren bir mecra olarak, gazeteciliği yapan bir mecra olarak ama mesela Sözcü TV’yi ben görüyorum, ve okuyorum. Fon meselesinde gerçekleri biraz duymak, bir şeyler duymak isteyen iktidar seçimini dönüyor Sözcü TV’ye bakıyor ve diğer muhalif kanallara bakıyor. Çünkü bir tarafta acayip bir karartma, sırf istedikleri alanda bir tartışma var. İşin aslı nedir diye bakılıyor. O noktada da iktidarın bu hamlelerini hem orta vadede seçim döneminde muhalefeti sessizleştirmeye, kısa vadede ki fon meselesinden çok ciddi zarar görüyorlar. Bu meselenin gerçek boyutları ile ele alındığı mecraları sindirmeye yönelik bir tutum olarak görüyorum. (İktidara gelirseniz nasıl bir Cumhuriyet vaat ediyorsunuz?) Madem sona geldik, bu son soruyu yanıtlamadan önce bir şeyi söyleyeyim. Çünkü fon meselesi konuşulurken oraları da hızlı geçtik biraz. Bu fon meselesinde atayan, atanan, çalan, malı çalınanlar, parası çalınan, geleceği çalınanların hepsi AK Partili. Burada önemli bir grup, faiz olmasın diye ya da yüksek kar oldu, ‘Kredi kartının yüzde 20’sini ödüyordum, buna koyayım üçe, dörde katlarsam bütün borçtan kurtulurum’ diyen, birikmişini koyup maaş ödemekte zorlanan KOBİ, maaşları koymuş, bütün maaşı kaptırmış. Bu durumda olanlar. Ameliyat parasını yatırmış, ameliyat olamayanlar. Biz bu fon meselesinde bu hafta başında bir, biraz önce siz söylediniz bu işten tutuklananları ya da soruşturulanlarla teker teker görüşecek 10 kişilik bir milletvekili heyeti kurduk. Bu heyet çalışacak. İkincisi, bir heyetimiz fon mağdurlarını hem bir çağrı merkezi üzerinden, bir çağrı merkezi açmayı, derlemeyi hem fon mağdurlarıyla görüşmeyi düşünüyoruz. Üçüncüsü, Meclis ayağında biliyorsunuz ilk gün çözümü söyleyen parti olarak biz bu Madoff krizinin Amerika’da nasıl çözüldüğünü çok iyi çalışmış, bizim biliyorsunuz 11 kişilik ekonomi eşgüdüm konseyi var. Çok kıymetli isimler var. Tabii Ümit Özlale milletvekili olarak belki görünüyor ama özellikle Kerim Rota bu finans dünyasında, bu fon işlerinde 35 yıldır çok deneyimli bir isim. Bu kriz gelirken zaten yakında bu fonlar işleme kapanır dedi üç gün önce. O dedikten üç gün sonra kapandı. Biz ilk toplantımızı iki gün önce yapmıştık. O dedi ki Madoff formülü üzerinden çalışmak lazım. Yani haksız kazanç elde edenlerden parayı almak lazım. Bu parayı yurtdışına götürdülerse de arkadaşlarımız dedi götürsünler fark etmez. Biz star grup üyesiyiz 184 üye ile birlikte. Malezya’nın paraları, birçok ülke örneği nasıl kaçırılan paralar ülkeye iade ettiyse star group üzerinden çalışarak gerçekten samimi olurlarsa olur. Bu konuda çok güzel bir kanun teklifi yaptık ama geçtiğimiz hafta bizim kanun teklifimizi hiç dikkate almayan, mağdurların mağduriyetini ortadan kaldırmayan, birtakım şeyler yapan ve özellikle de bu mağdurların takas kesinliğini sağladıkları halde kanunla yani düğmeye basmış, ‘Benim malımı, fonumu, senedimi sat’ demiş. Devlet de taahhüt etmiş. Takas kesinliği güvencesinde olan yani bu şöyle bir şey diyelim ki bir kişi fonunu sattı, iki gün sonra parası gelecek, hisse senedini sattı, bu kişiyi icra geliyor ya. O parayı icra edemiyorlar. Çünkü o para artık başkasının parası. Buna devlet güvencesi var. Bunu ortadan kaldırdılar. O son günlerde talimat verenlerin ‘Parasını vermeyelim havuza atalım’ dediler. Bu meselenin hukuki öngörülebilirlik açısından ve piyasa güvenliği açısından bir sürü de mağdur yarattı. Bunun üzerinde çalışıyoruz. O gün düğmeye basanlardan önden ucuza alıp pahalıya satanlar, zaten o bizim konumuz değil. O parayı el koyman gereken para. Küçük yatırımcı koymuş. Sorunu duymuş, ‘Fonu sat’ demiş. ‘Yok, biz aldık.’ Yani adamın 100 lirası 10 lira verecekler, havuzun içinde atıyorlar. Bu mağduriyetleri gören ciddi çalışmalar yapıyoruz. Bu konu çünkü çok merak ediliyor.

“ÖĞRETMENLER İÇİN ÖZEL BİR GÜNDEMİMİZ VAR”

(Öğretmenlerin aile birliği konusunda atama talepleri) Suat Özçağdaş bu konuda sürekli çalışıyor. Hatta önümüzdeki haftalarda 24 Kasım günü salıya geliyor. 24 Kasım günü sadece öğretmenlerin, milli eğitimin ve eğitimin sorularını konuşacağımız, çeşitli öğretmenlerin, atanmayan öğretmenlerin, özel okul öğretmenlerinin, engelli öğretmenlerin grubumuzda ağırlanacağı özel bir gündemimiz var. Ben iki emekli öğretmenin evladıyım. Kendimi en öğretmen dostu siyasetçi ve Genel Başkan olarak görüyorum. Bu konuda üzerimize ne düşüyorsa yapacağız. (Nafaka düzenlemesi geliyor) Çok haklılar itirazda. Gelir mi bilmiyorum, bu nafaka konusunda çok acayip bir çarpıtma var. Şunu söylemem gerekir. Diyorlar ki ‘Ömür boyu nafaka mı olur kadına?’ Bu bir kere kadına değil, mağdura bir güvence. Boşandığın zaman eğer yoksulluğa düşüyorsan, diğer eşin durumuna göre mahkeme bir nafakaya karar veriyor. Süresine de karar verir. Her nafaka süresi olmayan, maddi durumu değişen, evlendi de değişti, iş buldu da değişti ve hemen mahkemeye başvuruyorsun değişiyor. Öyle bir söylüyorlar ki sanki böyle büyük, büyük. Türkiye’de nafaka ortalaması bin 164 lira. Asgari ücretin yüzde 6.5’inden bahsediliyor. Bir de bunu yok ‘öyle mi olur böyle mi olur’ kadın örgütlerinin tepkisi haklıdır. Ayrıca bu nafaka elbette daha çok kadınlar yoksul kaldığı için evlilikten sonra öyle oluyor ama cinsiyet ayırmayan bir düzenlemedir. Topu, tüfeği ortalaması ayda bin 164 lira nafaka ödenmektedir. Ödenen bütün nafakalar bölündüğünde, çıkan ortalama budur.”

“DEVLETİ KADININ ARKASINDAN ÇEKEN İMZAYI ERDOĞAN ATTI”

(‘Mağduriyet olabilir diye Cumhurbaşkanı veto edebilir’ haberleri de var) Hemen iyi polis, kötü polis... Göz dikenler Cumhurbaşkanı’nın etrafındaki kötü AK Partililer, nafakaya göz diktirmeyen Cumhurbaşkanı Erdoğan. İstanbul Sözleşmesi’nden de kötüler çıkarttırdı Erdoğan’ı. Devleti kadının arkasından çeken imzayı Erdoğan atmıştır. İstanbul Sözleşmesi’nin yürürlüğe girdiği sene, bunu hatırlatmam lazım, bir ara en büyük derdimiz, sokakta motosikletli çetelerin kadınların gelip çantalarını çalması ve sürüklemesiydi. Bir gün Meclis’te oturduk, bir kanun yaptık. Bu kapıdan girip diğerinden çıkıyorlardı o kapkaççılar. Acayip ağır maddeler koyduk, 7 ile 14 yıl ceza. O gün bitti Türkiye’de kadınların çantasının motosikletle çalınması meselesi. Aynı şekilde İstanbul Sözleşmesi’nin çıktığı sene kadın cinayetleri ve kadına karşı şiddet inmişti. Neden? ‘Bunlar kafaya taktılar, bu kadına karşı şiddete göz açtırmayacaklar’ dedi herkes. Herkes bir ay ayağını denk almıştı. Şimdi hafifledi, hafifledi, Erdoğan onun gazıyla HÜDA PAR'a verdiği sözle bir imza attı, koca Meclis’in girdiği sözleşmeden çıktı. AK Parti’nin yaptığı iyi bir şey olması Erdoğan’a yazsın, kötü bir şeyde ‘Çevresi söyledi, bilmem ne.’ Nafakaya göz diken de Erdoğan’dır, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkan da Erdoğan’dır.’ Yoksa çıkacaklar açıklayacaklar ‘Böyle bir çalışmamız yok’ diye. Niye insanları tedirgin ediyorlar?

“CUMHURİYET’İN TEMEL KOLONLARINA SALDIRILMIŞTIR”

(Cumhuriyetin 103. yaşı…) Bir kere sizi böyle bir günde YENİ Parti’de  ağırlamaktan büyük bir memnuniyet duyduk. YENİ Parti, renklerini  bayrağımızın renklerinden alan, Cumhuriyet’in kurucu kadrolarının kuruluş heyecanını, kurucu değerlerini sahiplenen, Atatürk’ün partisinden mecburen ayrılmak zorunda kalan ama Cumhuriyet’in değerlerine sonuna kadar, Cumhuriyet’i Cumhuriyet yapan değerlere sonuna kadar sahip çıkanların partisidir. Cumhuriyet ki bir bahçıvan Abdullah Aga’nın torunuyla İsmet Paşa’nın kızını, İsmet Paşa’nın torununu Meclis’te yan yana oturtan şeydir. Buna Cumhuriyet diyoruz. Fırsat eşitliğidir. O yüzden Cumhuriyet’in değerini bilmek lazım. Bugün geldiğimiz noktada Cumhuriyet’in temel kolonlarına saldırmıştır. İlk başta Cumhuriyet’in ana taşıyıcı kolunu adalettir. Bugün mahkemede adalet yoktur, yargıya güven yüzde 18’dir, gelirde adalet yoktur, vergide adalet yoktur ve sosyal adalet yoktur. Ve bütün bunların toplamında liyakatsizlik, adam kayırmacılık, yani Cumhuriyet’i Cumhuriyet yapan değerler, eşitliktir, devlet herkese eşit davranır, fırsat eşitliği sağlar. Hiçbir çocuğu kapatamayacağı bir farkla geriden başlatmaz. Bambaşkadır. Anası babası olmayanın anası babası Cumhuriyet‘tir. Çocuk yuvası vardır, koruyucu ailesi vardır, denetimi vardır. Her şeyin güvencesi yani malınızın, canınızın, namusunuz, birlikte attığınız oyun eşit olmasının güvencesi Cumhuriyet fikridir. Cumhuriyetin temel taşıyıcı kolonu olan adalet dört boyutuyla da ortadan kalkmıştır. Biz şu anda sorunuzda olduğu için, seçime kadar herkese Cumhuriyeti korumak için moralini yüksek tutmak, direncini yüksek tutmak, inancını yüksek tutmak, karamsarlığa kapılmamak, sandıktan ve Cumhuriyet‘ten ümidi kesmemeyi ve nereye çağrılırsa oraya gitmeyi, barışçıl mücadeleye karınca kararınca gücü nispetinde herkesin destek vermesini söylüyoruz.”

“ERDOĞAN KAZANIRSA UMUTSUZLUK KAZANIR”

“Bugün dünyada otoriterlerin, işte ‘gitmez’ denilen Orban gitti, Lula’ya karşı diktatörün oğlunu geri getirmeye çalıştılar, Brezilya. Sırbistan’da öğrencilerinin listesi, öğrenci hareketinin adaylaştırdıkları parlamentoda çoğunluğu elde ettiler, iktidara geldiler. Yarın işte Trump’ın hep sevdikleri gidiyor, yakında Arnavutluk Edi Rama gider ondan sonra sıra Erdoğan’a gelir. Amerika’da Erdoğan’ı seven tek kişi Amerika’yı yönetiyor, Türkiye’de Trump‘ı seven tek kişi Türkiye’yi yönetiyor. Bu ilişki üzerinden bir meşruiyetle muhalefetin üzerine gelerek, sosyal medya kapatılarak, basın susturularak, siyasetçiler içeri atılarak, ailelere baskılar yapılarak bir karamsarlık yaratıp ‘bunlar kaybetmez, kaybetse de gitmez, gitse de vermez’ falan gibisinden bir olumsuzluk. Erdoğan kazanırsa bu umutsuzluktan kazanır. O yüzden herkes umudunu diri tutacak. Kimsenin kötü olmaya hakkı yok. Dedim ya hiçbirimizin kötü olmaya, teslim olmaya hakkımız yok. Çünkü bu ülkeyi teslim edemeyiz, bu ülkenin evlatlarının yarınlarının karartılmasına izin veremeyiz. Herkesi yiyen, yiyen en son geldi kendisine oy veren seçmenin küçücük birikimlerini bile aldı, yedi, yuttu, suçüstü yakalandı. Bu ülkeyi yönetme kapasiteleri yok. Erdoğan’ın fon krizinden haberi varsa da çok kötü, yoksa da çok kötü. İkisi de. Biri kötü niyet, biri kötü yönetim. Ama sonuç değişmiyor. O yüzden seçime kadar herkesin, meslek örgütüyse meslek örgütüne sahip çıksınlar. Meslek örgütünün çağırdığı yere, partinin çağırdığı yere, muhalefetin çağırdığı yere, meydanlara, sokaklara, barışçıl eylemlere gelsinler. Ama en çok, en çok büyük bir sabırla bekleyip o sandığa gitsinler. Sandıkta katılım oranının yüksekliği Brezilya’da halkı uçurumun kenarından aldı. Sırbistan’da ‘sandıklarda kuyruk var’ dedi, görevlendirmiştik seçimi izleyen partili arkadaşlarımız. ‘Oh’ dedim ‘öğrenciler kazanıyor.’ Seçimde katılım oranının yüksek olması, morallerin bozulmaması ve değiştirmeye inancı korumak lazım. Biz o sandığa varacağız, o seçimi alacağız. Ondan sonra hep beraber ki ümit ediyorum seçimden önce çok geniş bir muhalefet kitlesinin temel ortaklaşılan meseleler üzerinde uzlaşmasıyla, doğru bir Cumhurbaşkanı adayı üzerinde birleşmekle, seçimden sonra ilk yapılacak reformlar üzerinde halka da net taahhütler söyleyerek, birbirine de kenetlenerek biz bu iktidarı değiştiririz. Neyi tesis edeceğiz? Ortadan ne kaldırdılar, adalet. Mahkemede adalet önemli ama geliri adaleti, vergi adaleti ve sosyal adaleti sağlayacağımız gerçekten tam 29 Ekim’de, Cumhuriyet fikrinin bir kez daha hayat bulacağı bir yönetim kurmamız lazım. Bunun için biz YENİ Parti olarak bir, bunu yapmak için bize katılacak olan tüm demokratlara kapımız açık. Burada hiçbir sınırlamamız yok. Vatan, millet, bayrak ve Atatürk sevgisi olan, bunlarla derdi olmayan herkesle birlikte olabiliriz, kapı ardına kadar açık. Ayrıca anamuhalefetiz, oyumuz yüksek, biz öndeyiz, lokomotifiz, ‘gelsin vagonlar takılsın’ diye kibirli bir ana muhalefet yaklaşımımız yok. Sağımızdaki ve solumuzdaki bütün siyasi partilere birden ortak katların en küçüğü demokrasi talebidir, Cumhuriyet’tir. Sandığa sahip çıkmaktır ve hep birlikte başarmaktır. Bu noktada her türlü işbirliğine ve ittifaka, iyi niyet sözleşmesine ve birlikte hareket etmeye de açığız. Kimseyi dışlamaksızın tam bir birliktelikle ve kimsenin patronluk taslamadan, yukarıdan bakmadan, ‘ben büyüğüm, sen küçüksün’ kibirine kapılmadan gerçek bir Türkiye İttifakı’nın niyetindeyiz. Bu noktada sorumluluksa sorumluluk, fedakarlıksa fedakarlık. Çünkü üstlenecek her sorumluluk da yapılacak her fedakarlık da bu milletin yarınlarına katkı sağlayacak o yüzden Cumhuriyetin kıymetini bilmek lazım. Son 25 yılda çok aşındı. Ama Cumhuriyeti bu sefer büyük bir toplumsal mutabakatla bir kez daha ayağa kaldırmak, yıpratılan kolonlarını güçlendirmek ve o güçlü çatının altında birleşmek hepimizin görevi. Şimdiden herkesin Cumhuriyet Bayramı’nı kutluyorum. ‘Yaşasın Cumhuriyet’ diyorum.”

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *