44,9276 %0.01
52,6712 %0.16
İstanbul
Parçalı bulutlu
12°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Medya Haber SİYASET Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan: Kel Başa Şimşir Tarak, Defol Git Artık Tom Barrack

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan: Kel Başa Şimşir Tarak, Defol Git Artık Tom Barrack

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, partisinin haftalık grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Arıkan, Tom Barrack'ın sözlerine tepkisini sürdürdü.

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, TBMM’de düzenlenen grup toplantısında yaptığı konuşmada okul güvenliğinden medya politikalarına, madenci haklarından dış politikadaki son gelişmelere ilişkin konuştu. “Yas gölgesinde Çocuk Bayramı” vurgusuyla güvenlik zaaflarına dikkat çeken Arıkan, Gülistan Doku dosyasını “yeni Susurluk” olarak nitelendirdi. ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın çıklamaları hakkında da değerlendirme yapan Saadet Partisi lideri Mahmut Arıkan, “Kel Başa Şimşir Tarak, Defol Git Artık Tom Barrack” dedi.

Saadet Partisi Grup Toplantısı

Mahmut Arıkan’ın konuşmasında öne çıkan başlıklar:

YAS’IN GÖLGESİNDE ÇOCUK BAYRAMI

“Değerli arkadaşlar, bugün 22 Nisan 2026. Yarın milli iradenin tecelligahı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin
Açılışının 106. yıl dönümünü idrak edeceğiz. Akif’in ifadesiyle bu toprakların gördüğü en hayasız, en vahşi saldırıların yaşandığı bir dönemde kurulan Meclis’imiz, Millî Mücadele’nin karargâhı Anadolu’nun kalbi olmuştur.
106 yıl boyunca her türlü vesayet girişimine karşı milli irade, bu çatı altında tecelli etti; milletimizin sorunlarına çözüm burada arandı.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile Meclis değersizleştirilmeye çalışılsa da bizler biliyoruz ki; Türkiye’nin geleceği yine bu sıralarda yazılacaktır. Bu vesileyle, 23 Nisan Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılışının 106. yıl dönümünü ve Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı en kalbî duygularımla kutluyorum. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı; çocukların okullarda katledildiği bir haftanın gölgesinde karşılayacağız… Vefat eden çocukların yasıyla çocuk bayramına giriyoruz... Dünyada çocuklara bayram armağan eden, tek ülke olan Türkiye’de bugün -maalesef- çocuklarını koruyamayan bir düzenin içindeyiz.

Evet, çocuklarını; şiddetten, çetelerden, uyuşturucudan koruyamayan bir düzen ile karşı karşıyayız siz yıllardır bizim en fazla önem gösterdiğimiz; Ahlakı bir "ayrıntı" gibi gördünüz, Maneviyata "şimdi bu lafların" zamanı değil dediniz, Önce Ahlak ve Maneviyat diyenlere “siz geçmişten çıkamıyorsunuz” dediniz. Böyle olunca da İnşa ettiğiniz bozuk düzende çocuklarımızı bile koruyamaz hale geldik. Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan saldırılar; ahlaki çürümenin, üstünü artık örtemediği bir düzenin kaçınılmaz bir sonucudur. Bu bozuk düzen! Ekranlarda şiddeti çocuklara kahramanlık olarak gösterdi. Sokaklarda vicdanın değil, kabadayılığın ayakta kaldığını gösterdi, çocuklar bunlarla büyüdü. Bu düzen; Aileyi değil, bireyi büyüttü; komşuluğu değil, rekabeti büyüttü; paylaşmayı değil, tüketmeyi yücelten bir kültürü büyüttü, çocuklar da bu bozuk düzen içinde büyüdü. Sonra da kalkıp soruyorlar: “Bu çocuklar niye böyle oldu?”

İktidara soruyorum; 24 yıl boyunca ne ektiniz de ne biçmeyi umuyorsunuz? Bu hadiseler, “güvenlik tedbiri aldık” deyip işin içinden çıkılacak hadiseler değildir. Bu mesele, güvenlik meselesinden önce, ahlak ve maneviyat meselesidir!
Hayatını kaybeden yavrularımıza ve kıymetli öğretmenimize Yüce Allah'tan rahmet; ailelerine ve aziz milletimize bir kez daha başsağlığı diliyorum. Yaralı evlatlarımızın da bir an önce sağlıklarına kavuşmasını temenni ediyorum.
Şu da bilinmelidir ki; bu millet, evlatlarının canı pahasına, yaşanan bu ihmalleri ne unutur ne de unutturur!”

EN BÜYÜK GÜVENLİK AÇIĞI

“Okullarımızda bir güvenlik sorunu olduğu aşikâr. Ancak, bu sorun sadece polisiye tedbirlerle çözülemez! Bozuk olan bu düzeni değiştirmeden, her öğrencimizin başına bir polis de koysanız bu sorunu çözemezsiniz! Bakınız, ben size rakamlarla anlatayım: 1 yandaş bürokrata, 5 maaş düşen bir ülkede 450 öğrenciye, 1 rehber öğretmen düşmüyorsa bu, en büyük güvenlik açığıdır. Tarım Kredi Kooperatifi Genel Müdürünün 1,5 milyon, Türk Hava Yolları Genel Müdürünün 2,5 milyon maaş aldığı konuşulan bir ülkede Millî Eğitim Bakanlığının bütçesinin %1'i bile güvenliğe aktarılmıyorsa, bu, en büyük güvenlik açığıdır. Eğer; Sosyal medya fenomenlerine, yandaş gazetecilere, iktidar trollüğü yapan TikTok hocalarına, hatta organize suç örgütü liderlerine koruma polisi tahsis ederken; okullardaki güvenlik açığı meselesi, on evladımızı kaybettikten sonra aklınıza geliyorsa, bakanlar kurulunda on öğrencimiz hayatını kaybettikten sonra konu gündem oluyorsa; Bu, en büyük güvenlik açığıdır.”

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan
Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan

“ÇOCUKLARIMIZIN CENAZESİNDE BİLE POLİTİK SAFLER BELİRLEMEYE UTANMADINIZ MI?”

“Başka bir gerçeği daha sizlerle paylaşmak istiyorum: İçişleri Bakanlığı’nın 2025 tarihli “Çocukların karıştığı Suç Raporu” var. Bu rapor diyor ki, Türkiye’de; Kasten yaralama %68, cinsel suçlar %64 uyuşturucu suçları %144, organize suçlar %236 artmış! Yani rapor diyor ki; Şanlıurfa’daki ve Kahramanmaraş’taki katliamlar, göz göre göre gelmiş, bağıra bağıra gelmiş! İstatistikler böyleyken iktidar ne diyor? Efendim “bu mesele siyaset üstüdür”.

Evet! Bu mesele siyaset üstüdür ama “siyaset üstü” diyerek sorunları “sümen altı” yapamazsınız, sorumluluktan kaçamazsınız. Bizler bu konuları anlatırken siyaset yapmıyoruz. Bizler aziz milletimizden aldığımız yetkiyle hesap soruyoruz! Hesap sorulması gereken başka şeyler de var; bu elim hadisenin ardından arkadaşlar bana bir konuyu aktardılar. İlk söylediklerinde hadi canım dedim, bu kadar da olmaz dedim. Maalesef anlatılanlar gerçekmiş. Evet arkadaşlar; Yusuf Tarık Gül’den bahsediyorum. Okulda düzenlenen saldırıda hayatını Yusuf’un ismi listede parantez içinde yazıldı. Fotoğrafı medyaya servis edilmedi, Bakanlar cenaze namazına katılmadı. Bütün bunların sebebi ne biliyor musunuz? Çünkü yavrumuzun babası KHK’lı polis memuruymuş. Şimdi sormak istiyorum; bu ülkede, çocuklar için kılınan cenaze namazlarında dahi politik saflar belirlemeye hiç mi utanmadınız? “Siyaset üstü bir meseledir” dediğiniz bu konuyu musalla taşının üstünde nasıl siyasete indirgediniz? Bu hadise; tarihe sizin işlediğiniz bir utanç olarak yazılacak. Bundan hiç şüpheniz olmasın…

“ALO MEHMET DEYİP, RTÜK BAŞKANI MEHMET DANİŞ’İ ARAMANIZI BEKLİYORUZ”

“Sayın Cumhurbaşkanı kabine toplantısı sonrası: “şiddetin tırmanmasında bir diğer etken de çocuklar üzerinde olumsuz etki oluşturan diziler, filmler, haber sunumları ve popüler kültür ürünleridir” dedi. Açıklamaya bakılırsa sayın Cumhurbaşkanı da durumdan en az bizim kadar rahatsız.  Buradan Sayın Cumhurbaşkanına milletimiz adına sesleniyorum: Siz rahatsızlık makamında değil sorumluluk makamındasınız! Ha şimdiden muhalefetteki günlerinize hazırlık yapıyorsanız o başka tabiki, antrenman yapmak iyidir! Sayın Cumhurbaşkanı; Biz şikâyet etmenizi değil, “Alo Mehmet” deyip, RTÜK başkanı Mehmet Daniş’i aramanızı bekliyoruz. Hani bir zamanlar, Bir alt yazı için
“Alo Fatih” diye telefon açıyordunuz ya! Bugün de “Alo Mehmet” deyip RTÜK başkanını arayarak ekranlardaki bu rezalete bir telefonla son verebilirsiniz! Milletimiz size bu yetkiyi 8 sene önce verdi. Telefonu elinize almışken bir de;
“Alo Serhat” deyip en büyük destekçiniz olan ATV’nin ahlaksızlık akan dizilerini, aile değerlerinin köküne dinamit koyan sabah kuşağı programlarını bir telefonla kaldırtabilirsiniz. Sayın Cumhurbaşkanı; Milli ve manevi değerlerimiz, aile yapımız, çocuklarımızın canları, o hoşunuza gitmediği için kaldırttığınız alt yazıdan çok daha değerlidir!”

“DİZİLER İLE TOPLUMA YÖN VERİLEMEZ”

“Hiç kusura bakmayın! Arka Sokaklar ile bu ülkeye huzur ve güven gelmez. Teşkilat ile devlet güçlenmez, karanlık yapılar çökertilmez. Eşref Rüya ile racon keserek topluma yön verilmez. Kızılcık Şerbeti ile aile korunmaz. Kızıl Goncalar ile inanç ve değerler inşa edilmez. Toplumlar dizilerle değil, adaletle ayağa kalkar!”

“MADENCİLERİMİZİN HAKLI TALEPLERİ BİR AN ÖNCE YERİNE GETİRİLMELİ” 

“Bugün Türkiye'nin sokaklarında ve adliye koridorlarında kurguyla örtülemeyecek kadar ağır bir adalet krizi hüküm sürüyor. Gülistan Doku’nun ailesi adalet bekliyor, Rabia Naz'ın ailesi adalet bekliyor, Rojin Kabaiş'in ailesi adalet bekliyor... İşte! Dün adalet arayan 110 madencimiz, protesto hakkını kullanırken gözaltına alındı! Bu madencilerimizin feryadı, ücret meselesinin çok ötesinde. Madencilerimizin bu feryadı; Türkiye’de emeğin nasıl sahipsiz bırakıldığının, işçinin nasıl yalnızlaştırıldığının, iktidarın da nasıl sermayenin bekçiliğine soyunduğunun açık ilanı. Yer altında canını ortaya koyan madenciye, yer üstünde reva görülen muamele; bu olmamalı. Madencilerimizin haklı talepleri bir an önce yerine getirilmeli.”

“GÜLİSTAN DOKU VAKASI YENİ SUSURLUKTUR!”

Adalet arayışında başka bir vaka… Gülistan Doku… Vahim, korkunç iddialar var… Sormak istiyorum ya: “Dicle’nin kenarında kurdun kaptığı kuzunun hesabını soracağız” diye çıktığınız yolda; Uzunçayır’ın kenarında katledilen kızımızın, cesedini dahi ailesine çok görenleri, koruyacak sistemi siz Hangi ara kurdunuz? Bu ülkede kartel medya adeta bir sis makinesine dönüştü. Gerçeği göstermiyor, gerçeklerin üzerini örtüyor. Peki bu sis makinesinde biz neyi kaybediyoruz? Evlatlarımızı kaybediyoruz. Çocuklarımız hayatlarını okul sıralarında kaybediyor. Bu sisin içinde geçim derdini, yoksulluğu, açlığı unutuyoruz! Bu sisin içinde gençlerimizi, ailelerimizi, kültürümüzü, inancımızı kaybediyoruz. Bu sis makinasına göre bu problemlerin hiçbirisinin sorumlusu iktidar değil değerli arkadaşlar! Sis makinasına göre; Çocuklarımızı şiddete yönlendirenler, muhalefet partilerinin yöneticileri.

Bu tablo; Türkiye’nin yeni Susurluğudur! Yıllar evvel o kamyonun altından çıkan kirli ilişkiler ağı, bugün devletin koridorlarında boy gösteriyor! Ancak bir farkla! O gün suçlular kaçacak delik arıyordu, bugünse suçun delillerini bizzat devlet gücüyle, devletin imkanlarıyla yok etmeye çalışıyorlar! Bu olay, dünya suç tarihinin gördüğü en büyük delil karartma operasyonudur. Hannah Arendt'in (Hanna Arend’in) “Kötülüğün Sıradanlığında” dediği gibi; “En büyük kötülükler, canavarlar tarafından değil; düşünme ve muhakeme yeteneğini kaybetmiş, sadece emirleri sorgulamadan uygulayan, "sıradan" insanlar tarafından işlenebilir.” Enflasyonun sebebi; esnaf, market ve fırsatçılar. Dijital ortamları denetlemek, radyo ve televizyonlara çeki düzen vermek, toplumu şekillendiren yayınları kontrol etmek, silahların ülkemizde kontrolsüzce dolaşmasını engellemek de iktidarın değil, dış güçlerin görevi! Bu düpedüz milletin aklıyla alay etmektir! Değerli arkadaşlar, Bizim ihtiyacımız olan şey yeni bahaneler değil, yeni suçlular değil, yeni algı operasyonları değil…
Bizim ihtiyacımız olan şey: Ahlaklı ve liyakatli kadrolardır, bu kadroların bir an önce iş başına gelmesidir. Bugün bırakın valiyi, bir başsavcı ve bir emniyet müdürü görevini rahat yapabilirse; o şehirde kuş uçamaz, silahla okul basılamaz, torbacılar gezemez, insan ticareti yapılamaz, kadın ve çocuklara işkence edilemez durum bu kadar basit!
Sizin yapacağınız tek bir şey var o da ahlaklı ve liyakatli, işinin ehli insanları göreve getireceksiniz o kadar!

“KEL BAŞA ŞİMŞİR TARAK, DEFOL GİT ARTIK TOM BARACK”

“Pekii birçok şeyin müsebbibi olarak gördükleri dış güçler, bu esnada ne yapıyor? Malumunuz geçtiğimiz hafta, ülkemizde, Antalya Diplomasi Forumu yapıldı.  Maalesef bu kadar önemli bir forum ABD’nin Ankara Büyükelçisi, Epstein müdavimi Tom Barrack’ın hadsiz ve küstah açıklamalarının gölgesinde kaldı. Barrack diyor ki, bu bölge “güce” saygı duyuyormuş…Böyle bir cehalet, ancak Trump'ın atadığı bir büyükelçiye yakışırdı. Barrack eğer bu bölgenin neye saygı duyduğunu görmek isterse; Bu bölgeye, geçmişte gücüne güvenerek gelen, geldikleri gibi gidenlere baksın. Vietnam’da, Afganistan’da, Irak'ta ve bugün İran’da bataklığa saplanan ordularına baksın. Çanakkale’ye, Dumlupınar’a, Sakarya’ya baksın. Bu bölgenin, güce; saygısı değil tam tersi alerjisi var. Bundan dolayı bu coğrafyada zalim olanlar değil, adil olanlar kök salmıştır. Bu topraklarda tanka, topa, tüfeğe, değil; adalete, vicdana ve hoşgörüye saygı vardır. Sakın ha! Ne Barrack ne de avanesi, bu toprakları Epstein adası ile karıştırmasın. Barrack meydanı boş bulunca, Türkiye’yi de boş geçmedi.
Türkiye’nin İsrail karşıtlığının sadece “sözde” olduğunu söyledi. Yetmedi, yakın bir zamanda da Türkiye ile İsrail'in aynı ittifakta buluşacağını söylüyor. Açık ve net söylüyorum; Bizim iktidarımızda; Ülkemiz değil Siyonizm’le aynı ittifak, aynı cümle içinde bile anılamaz. Bu arada! Tom Barrack bu hadsiz açıklamaları yaparken iktidar yetkilileri aynı salonda oturuyordu. O sahne hepimizin yüreğini yaktı! Ya hu Allah aşkına! Ülkemizin, İsrail ile aynı cümlede anılması, aynı ittifakta yer alacağımızdan bahsedilmesi sizi hiç mi rahatsız etmedi mi? Sayın Cumhurbaşkanının “Egemenlik haklarımızla ilgili konudur ve bundan geri adım atmayacağız!” dediği S-400 hakkında da Barrack konuştu; "yakında çözülecek." dedi,
Bütün bunlar olurken hiçbir iktidar yetkilisi çıkıpta; "One Minute Barrack, haddini aşma!" diyemedi!
Çok net söylüyorum: Türkiye, AK Parti’den büyüktür!

İktidar sessiz kalmış olabilir, ama milletimiz adına, Türkiye adın aziz milletimizin iradesinin tecelligahı olan bu Meclisten söylüyoruz. “One Minute Barrack” Siz bu millete yön tayin edemezsiniz.  Siz ülkemiz hakkında fikir belirtemezsiniz.  Size karşı vermiş olduğumuz destansı mücadeleyle ayakta kalan bu devleti, Siyonistİsrail ile aynı ittifakta gösteremezsiniz.
Ve iktidara da bir kez daha sesleniyoruz; Tom Barrack denen bu şahıs "İstenmeyen Kişi" ilan edilmelidir. Epstein Adası müdavimlerinin bu ülkede yeri olmamalıdır! Tom Barack bunu nasıl İngilizceye çevirir bilmiyoruz ama Türkçemizde bu durumu anlatmak için güzel bir deyim var. Derler ki; "Kel başa şimşir tarak, defol git artık Tom Barack"”

“SAHADAYIZ, MİLLETİMİZİN DERDİYLE DERTLENİYORUZ”

“Değerli arkadaşlar, bugün salonumuzda çok kıymetli misafirlerimiz var. Ben de onları takdim etmekten büyük mutluluk duyacağım. Serhat boylarında, Milli Görüş bayrağını taşıyan, teşkilatlarımızın en inançlı, en azimli çalışan kadroları
Saadet Avrupa teşkilatımız bugün aramızda! Yuvanıza hoş geldiniz, şeref verdiniz! Değerli arkadaşlar, Hep söylediğimiz bir şey var: “Sahadayız, milletimizin derdiyle dertleniyoruz” Ancak sadece Anadolu’yu değil, Avrupa’yı da karış karış geziyoruz, vatandaşlarımızın dertlerini dinliyoruz. Avrupa’da yaşayan vatandaşlarımızın “sıla yolunda” karşılaştığı sorunları hem yerinde görmek hem dinlemek hem de çözüm önerilerini ilgili mercilere taşımak üzere kapsamlı bir saha çalışması gerçekleştirdik. Münih’ten başlayıp Budapeşte, Belgrad, Niş ve Sofya hattında yürüttüğümüz temaslarda gördük ki; sıla yolu sadece bir ulaşım güzergâhı değil! Sıla yolu, milletimizin anavatana uzanan hasret yoludur. Bu mesele, birkaç yaz ayı şikâyeti değil; devlet ciddiyetiyle ele alınması gereken milli bir sorumluluktur. Sınır kapılarındaki kapasite artırılmalı, geçiş süreçleri hızlandırılmalı, acil yardım ve teknik destek mekanizmaları kurulmalı, alternatif ulaşım modelleri devreye alınmalı, sıla yolu diplomatik iş birlikleriyle güvence altına alınmalı. Sürecin sürdürülebilir ve koordineli yönetimi için kamu-özel iş birliği modeliyle bir dijital platform hayata geçirilmelidir. Ayrıca yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın temsilini güçlendirecek kurumsal adımlar da bir an önce atılmalıdır. Bizim için; Avrupa’da yaşayan 7,5 milyon vatandaşımızın meselesi, Türkiye’nin meselesidir. Bu kıymetli çalışmayı yürüten, Başta İstanbul Milletvekilimiz Birol Aydın’a Avrupa Saadet Başkanımız Samet Sami Temel’e, Avrupa Hak Arama Derneği Başkanı Şirvan Ünal’a Şaban Turhal’a ve Sadık Turhal’a teşekkür ederim. Avrupa teşkilatlarımıza bir kez daha teşekkür ediyor çalışmalarında başarılar diliyorum.”

“BU MUDUR 20 GÜN ÖNCE TÖRENLE İLAN EDİLEN 5G?”

“Geçtiğimiz pazar günü, Ankara Büyük Kongre Merkezi'nde tarihî bir Türkiye Divanı gerçekleştirdik. On binlerce teşkilat mensubumuz, 81 ilden, 973 ilçeden ve Avrupa'nın dört bir yanından başkente aktı! Türkiye’nin ve Avrupa’nın dört bir tarafından gelen teşkilat mensuplarımız huzurlarınızda bir kez daha teşekkür ediyorum. Hafta sonu aynı zamanda;
Ülkemizin gündemine yoğun bir şekilde giren 5G altyapısını da test etmiş olduk. Hatırlayacaksınız, geçtiğimiz günlerde iktidar, şaşalı lansmanlar yaptı, milyon dolarlık reklamlar yaptı 5G'ye geçtiğimizi ilan etti! O gün açıklanan vaat neydi? “5G ile kalabalık alanlarda yaşanan bağlantı sorunları ortadan kalkacak!”

Evet, tam olarak böyle dediler! "Kalabalık alanlarda bağlantı sorunları ortadan kalkacak!" Peki ne oldu değerli arkadaşlar? Türkiye Divanımızda; On binler bir araya geldiğinde, Salonlar yetmeyip caddeler dolduğunda, Başkentte ne oldu biliyor musunuz? Telefonlar yine sağlıklı çalışmadı! İnternet gerektiren işlemler işkenceye dönüştü! Basın mensupları haber geçemedi! Vatandaşlarımız yakınlarıyla sağlıklı iletişim kuramadılar! Allah aşkına! Bu mudur 20 gün önce törenle ilan edilen 5G? Bu mudur milyonları aşan reklam bütçeleriyle pazarlanan yeni nesil teknoloji? Hep söyledik yine söylüyoruz: Bir ülkenin gücü, şaşalı lansmanlarla değil, Sahada çalışan altyapıyla ölçülür. Bir ülkenin gücü; Milyon dolarlık reklamlarla değil, Kriz anında ayakta kalan sistemle ölçülür.  Allah muhafaza Bir afette, bir büyük depremde, bu şebeke ne hale gelir? Bu sistem vatandaşımıza ulaşabilir mi? Anne evladına, baba çocuğuna telefon açabilir mi? Enkaz altında kalan bir can, sesini duyurabilir mi? Hayır! Çünkü! Bu altyapı pazar günü sınandı ve sınıfta kaldı! Tekrar söylüyorum: Bize milyon dolarlık reklam değil, çalışan altyapı lazım! Bize 1 Nisan şakası gibi lansmanlar değil, millete hizmet eden sistemler lazım! Bize; PR değil, iş üretin iş! Ama şunu da ifade edeyim değerli arkadaşlar; Bu sahnenin, Türk siyasi tarihine geçecek başka bir yönü daha var. 18 günlük 5G, Saadet Partisi'nin kalabalığına dayanamadı! Başkenti, Salonu, Caddeleri, Fuayeleri, Bahçeyi Ve hatta şebekeyi dolduran bu kalabalık, Saadet Partisi'nin sahadak gücünün, teşkilatımızın büyüklüğünün, milletimizle kurduğumuz bağın en somut, en teknik, en inkâr edilemez kanıtıdır! İktidarın 18 günlük teknoloji gururu, Saadet'in 57 yıllık dava gururuna dayanamadı!”

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *