İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin TBMM grup toplantısında konuştu. Kürtlerin temsilcisi olduğunu iddia edenlerin “Raporda Kürt meselesini, terör parantezine almayın” dediğini belirten Dervişoğlu, “Yahu memleketin tüm dertlerini, İmralı’daki katilin özgürlüğüne indiren sizsiniz. Kürtleri bu parantezin dışında tutun diye, 2 senedir anlatıyoruz. Ama siz, Kürtleri Öcalan’a ve PKK’ya sabitlemek için elinizden geleni ardınıza koymuyorsunuz. Bu işin nereye varacağını bile bile yapıyorsunuz. Kürtlere en büyük kötülüğü siz yapıyor, tüm milletinin tamamını da bu büyük tuzağa çekiyorsunuz. Çünkü siz, vatandaşların refaha ve bireysel haklarına kavuşmasını değil, bayiliğini yaptığınız İmralı’daki müebbetlik çakma mandıra filozofunun peşinde kendinize imtiyaz yaratma derdindesiniz.” dedi.
Dervişoğlu, emekliye verilecek bayram ikramiyesinin de asgari ücretin en az yarısı kadar olması gerektiğini ekledi.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin TBMM grup toplantısında konuştu.
Zonguldak’ın Kilimli ilçesinde bulunan kömür madeninde yaşanan göçüğe değinen Dervişoğlu, “Spekülasyon için söylemiyorum ama altından yine kuralsızlık ve denetimsizlik çıkması işten bile değildir. Haberdeki görüntülere baktığınızda, maden girişinin halini tüm açıklığıyla görüyorsunuz. Bina, adeta 19. yüzyılın başındaki standartların bile gerisindedir. Gördüklerimiz, Türkiye’de insan hayatına ve emeğe verilen değerin resmidir.” dedi.
Giresun’da bir polisin hayatına son verdiğine işaret eden Dervişoğlu, “Daha da acı olanı ise geride bıraktığı kızını devletine emanet etmemesidir. Devleti yönetenlerin hayatlarının geri kalanında aynaya bakmamasını gerektiren daha da elim hadise budur. Devletin polisi, devletine güvenmiyorsa; bu devlet güven üretmiyorsa ne için vardır? Son iki sene içerisinde polis intiharları neredeyse yüzde 30 artmıştır. Her 4,5 günde 1 polisimiz canına kıymaktadır. Var mıdır bu konuda, bilimsel ve kurumsal bir çabanız? 'İlgili birimlerin dikkatine' şeklinde yazılan tavsiyeler dışında bir çalışma yapılmakta mıdır? Nöbet, tayin ve mobbing konularındaki şikayetler dinlenilmekte midir? Elbette hayır!” ifadesini kullandı.
“Büyük Tuzağa Çekiyorsunuz”
"Bu ara teröristlere umut hakkı vermenin ve ona kılıf uydurmanın peşinde koştukları için bu hadiselerin onlar için bir önemi yoktur" diyerek iktidar ve ortaklarına yüklenen Dervişoğlu, “Konu insan hayatı ise gözler kör, kulaklar sağırdır. Çünkü hepsi hür fertlerden nefret etmektedir. Onlara maşa, maraba ve köle gerekir. Güya Kürtlerin temsilcisi olduğunu iddia edenler de ‘Raporda Kürt meselesini, terör parantezine almayın’ diyor. Yahu memleketin tüm dertlerini, İmralı’daki katilin özgürlüğüne indiren sizsiniz. Kürtleri bu parantezin dışında tutun diye, 2 senedir anlatıyoruz. Ama siz, Kürtleri Öcalan’a ve PKK’ya sabitlemek için elinizden geleni ardınıza koymuyorsunuz. Bu işin nereye varacağını bile bile yapıyorsunuz. Kürtlere en büyük kötülüğü siz yapıyor, tüm milletinin tamamını da bu büyük tuzağa çekiyorsunuz. Çünkü siz, vatandaşların refaha ve bireysel haklarına kavuşmasını değil, bayiliğini yaptığınız İmralı’daki müebbetlik çakma mandıra filozofunun peşinde kendinize imtiyaz yaratma derdindesiniz.” şeklinde konuştu.
“Ey Numan Kurtulmuş Sana Soruyorum”
Dervişoğlu, “Irak’ın kuzeyindeki aşiret devletinden bir tane de Türkiye’de istediğinizi biz bilmiyor muyuz sanıyorsunuz? Siz Cumhuriyete de bu yüzden düşman değil misiniz? İktidarın da bu sebeple fikir ve gönül ortağı değil misiniz? Entegrasyonmuş, eşit yurttaşlıkmış, barışmış… Eşit ve onurlu Türk vatandaşı Kürtler, bu ülkede Afgan göçmeni mi ki sen onu entegre edeceksin; ey Numan Kurtulmuş sana soruyorum. 40 sene, 50 bin insan terörden hayatını yitirmiş. Millet ise birbirine her zaman kenetlenmiş, kimse teröristle kardeşini karıştırmamış. Sen şimdi kimle kimi barıştırıyorsun? Önce bir söyle bakalım; sen Türkiye’yle barışık mısın? Sen Türk milletiyle barışık mısın? Sen bu ülkeyi kuran mücadeleyle, onu kuran anlaşmayla, Lozan’la, onu kuran önderle, Mustafa Kemal Atatürk’le barışık mısın?” diye sordu.
“Bu Tablonun Tek Bir Sebebi ‘Kasıtlı Kötü İdare’dir”
Ramazan ayı üzerinden ekonomiye dair değerlendirmelerde bulunan Dervişoğlu, “8 senedir imsakiyeyi değil market fişini kontrol ediyoruz? Neden? Neden gerçekten? Balıkesir’de, Iğdır’da hayvan mı üremiyor? Konya’da buğday, Trakya’da pirinç mi yetişmiyor? Akdeniz’de turunç, İzmir’de üzüm mü yetişmiyor? Aylık yüzde 6,6, yıllık 31,7 çıkan bu gıda enflasyonunun sebebi nedir Allah aşkına? Topraklarımıza hastalık mı dadanmıştır? Mahsulü ekecek, toplayacak kol gücü mü bitmiştir? Hayır! Memleketin üzerine karabasan gibi çöktükleri için bereket kesilmiştir. Aksi halde savaştaki Rusya’dan, Ukrayna’dan; kutuptaki Kanada’dan daha kötü durumda olmazdık. Çoğu çöl olan Sudan; yaptırımlarla, savaşlarla yaşayan İran bizden daha iyi durumda olmazdı. Bu tabloyu iklimle açıklayamazsınız. Toprağın verimsizliğiyle açıklayamazsınız. Çiftçinin becerisiyle hiç açıklayamazsınız! Bu tablonun tek bir sebebi vardır: Kasıtlı kötü idare… Ve o idarenin banisi de Recep Tayyip Erdoğan’dır.” dedi.
"Ramazan Kolilerinin Fiyatı Yüzde 1500 Artmış"
Ramazan kolisi fiyatlarına değinen Dervişoğlu, “Bu sene en düşüğü 500 liradan fazla. Geçen sene 400 liraymış. 10 sene önce ise 33 liraymış. Yani fiyatı yüzde 1500 artmış. Diyanet’in fitresine de baktım. Bu sene 240 lira. Geçen sene ise 180 liraymış. Yüzde 35 artmış. İnsanın aklına sormak geliyor: Fitre yüzde 35 artmış da asgari ücret niye yüzde 27’de kalmış? Aradaki yüzde 8 nereye gitmiş? 8 senedir düzenli olarak vatandaşı eriyip bitiren bu enflasyon canavarını kimler beslemiş, kimler semirtmiş, en önemlisi kimler ondan semirmiş? Vatandaş, fiyatları görünce pazarcıya saydırıyor. Pazarcı, 'Bize böyle geliyor' diyor. Geldiği yere bakıyorsun üretici ağlıyor. Kim sorumlu? Ses yok!” ifadesini kullandı.
"Her Kuşu Tuttunuz Bir Leylek Kaldı"
Uzmanların haberlerde "Ramazan’da çok yemeyin" dediğine işaret eden Dervişoğlu, “Bak niye öyle diyorlar, söyleyeyim. Daha 2 gün önce bir Cumhurbaşkanlığı kararı yayımlandı. Ziraat Bankası, Halk Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri'nin; çiftçiye, üreticiye vereceği Hazine destekli kredilerde vergi veya SGK borcu varsa, Hazine dörtte birine kadar el koyabilecekmiş. Ne güzel zamanlama değil mi? Her kuşu tuttunuz, bir kaldı leylek! Bu arada söz konusu kredilerin faizi de yüzde 31 seviyesinde. Tam da Ramazan ayında tarıma destek müthiş bir devlet aklı. Destek mi? yoksa tefecilik mi belli değil. Eleştirince de 'Efendim, teşvik veriyoruz', 'Vergi indirimi yapıyoruz' diyorlar. Peki bundan namuslu üreticinin niye haberi yok? Niye vatandaşın sofrasına giren bir dilim fazla ekmek yok? Niye da niye?!!! Madem bu tedbirleri alıyorsunuz, vatandaşın sofrasındaki ekmek diliminin artması gerekir.” şeklinde konuştu.
"Bu Bir Dil Sürçmesi Değildir"
“Tarımdan değil sanayiden kazanıyoruz” şeklindeki söylemlere tepki gösteren Dervişoğlu, “Peki hangi sanayi o? Bundan sanayicinin niye haberi yok, işçinin niye haberi yok. Eğer işinin hakkını veren medyadan takip ettiyseniz, geçtiğimiz hafta Merkez Bankası’nın enflasyon toplantısında çok trajik bir hadise yaşandığını görmüşsünüzdür. Merkez Bankası Başkan Yardımcısı uygulanan kur politikasının sürdürülebilir olmadığına dair bir değerlendirme yaparken Başkan ise hemen müdahale etti. Bu bir dil sürçmesi değildir. Bu bir anlık gerilim değildir. Bu, devletin ekonomi aklının dağılmış olduğunun itirafıdır. Kendi söylediklerine kendileri bile inanmıyor ki! Tek sesin çıkmadığı yerde istikrar olmaz. Koordinasyonun bittiği yerde güven oluşmaz. Güvenin olmadığı yerde ise ekonomi yürümez. Çünkü resmi rakamlarla sokağın gerçeği arasında koca bir uçurum var. Mutfaktaki yangını, üfürülen rakamlar söndürmüyor. Beklentileri yönetemeyenler, ekonomiyi yönetemez.” değerlendirmesini yaptı.
“Kanal İstanbul'da Yaşanan İmar Hareketliliği Tesadüf Değil”
İnşaat sektöründeki problemlere de dikkat çeken Dervişoğlu, “Sürdürülemeyen büyüme kendine kısa yol arar. İmar iznini alan, betona koşar. O kısa yolun adı ranttır. Bugün Türkiye’de üretim yerine arsa konuşuluyorsa, sanayi yerine imar planları manşet oluyorsa sebebi budur. Bu anlamda, Kanal İstanbul güzergâhında son bir yılda yaşanan imar hareketliliği de tesadüf değildir. Emlak Konut’un satış gelirlerinin rekor kırması, deprem bekleyen bir şehre halen lüks konut ve AVM önceliği verilmesi, ekonomik modelin nereye yaslandığını göstermektedir. Yılın 4 ayını susuzluk riskiyle geçiren bir memlekette, hele de İstanbul’da su toplama alanının bağrına beton dökmekse; bu ülke topraklarına hangi gözle baktıklarını anlatmaktadır.” dedi.
“Emekliye Bayramda Verilecek İkramiye Asgari Ücretin En Az Yarısı Kadar Olmalıdır”
Emekli verilen bayram ikramiyesine değinen Dervişoğlu, “2018 yılında ilk defa verilmeye başlandığında asgari ücretin yüzde 62’sine denk geliyordu. Bugün ise aynı ikramiye, asgari ücretin yalnızca yüzde 13’üne tekabül ediyor. Rakam ortada, yorum size ait. 2018’de 1.000 TL olan ikramiye yaklaşık 250 dolara karşılık geliyordu. Bugün o karşılık, 11 bin liradır. Asgari ücrete orandan gidersek, bugün o karşılık 17 bin liradır. Ama bugün konuştuğumuz rakam 3.000 TL. 2026’da 5.000 TL olursa dahi tablo değişmeyecek. Soruyorum: Bu bir bayram ikramiyesi mi? Yoksa emeklilere verilen sadaka mı? Bir zamanlar asgari ücretin yüzde 62’sine denk gelen ödeme, bugün yüzde 13’e düşmüşse, burada artıştan değil erozyondan söz edilir. Ama mesele ikramiyenin, maaşın artış oranı değil alım gücüdür. Emekliye verilen desteğin, ekonomik gerçekliğe göre belirlenmemesidir. Bayram çocuğuna harçlık vermiyorsunuz ey hükümet! 5 bin lirayla hiçbir şey alınmayacağını, sen de bu millet gibi biliyorsun. Yaşını başını almış, ömrünü bu ülkeye heba etmiş vatandaşa hak ettiği ikramiyeyi veriyorsunuz! İkramiyeyi nasıl vereceğinizi de milletle paylaşmak mecburiyetinde olduğunuzu unutuyorsunuz. Vatandaşı hangi miktarın tatmin ettiğinin doğru bir biçimde belirlenmesi gerekir. İYİ Parti’ye göre emekliye bayramda verilecek ikramiye asgari ücretin en az yarısı kadar olmalıdır. Ve senede iki bayram verilmelidir.” ifadesini kullandı.

“Anlatın Bilelim! Yahut İstifa Edin Görelim”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'e seslenen Dervişoğlu, “Bugün hepimizin duymak istediği bir itiraf vardır: Sayın Şimşek! Çift pasaport sahibi, mahir bir yatırım danışmanısınız. Merakımı mazur görün: Siz hangi yemininize bağlısınız? İngiliz kraliyetine ettiğiniz sadakat yeminine mi? Yoksa bu meclis çatısı altında ettiğiniz yeminlere mi? Hangisi geçerlidir? Sayın Erdoğan, siz Mehmet Şimşek’i hangi yemini üzerine işe aldınız? Hangi sadakatini önemsediniz? Türk milletine karşı olana mı? Yoksa İngiliz brokerlarına olana mı? Anlatın bilelim! Yahut istifa edin, görelim! Sayın Bakan, Sayın Cumhurbaşkanı! Türk milleti de kime güvenmemesi gerektiğini anlasın!” şeklinde konuştu.
“Bu İsimlerin Devlet Temsili İçerisinde Yer Alması Sorun Değil Mi?”
62. Münih Güvenlik Konferansı'na değinen Dervişoğlu, “Münih konferansı ilginç bir şekilde SDG'nin, yani Suriye PKK’sının adeta bir gövde gösterisine dönüştü. Burada, ABD Dışişleri Bakanı Mark Rubio ile Suriye Dışişleri Bakanı Hasan Şeybani bir görüşme gerçekleştirmiştir. Bizim açımızdan ilginç olansa; Suriye heyetinin içinde Türkiye tarafından kırmızı bültenle aranan SDG elebaşları Mazlum Abdi ve İlham Ahmed’in de bulunmasıdır. Şu soruları haklı olarak Dışişleri Bakanımıza ve MİT Başkanımıza sormamız gerekir: Türkiye Cumhuriyeti Milli Güvenlik Kurulu tarafından terör örgütünün uzantısı olarak tanımlanan ve geçtiğimiz günlerde Hakan Fidan tarafından PKK’nın emir-komuta zincirine bağlı oldukları açıklanan bu isimlerin, devlet temsili içerisinde yer alması bir sorun değil midir? Bu çelişki dikkate alınmayacak kadar önemsiz midir? SDG, Suriye’de anayasal bir pozisyona mı kavuşmuştur? Abdi ve Ahmed, Suriye hükûmeti içinde resmi bir görev mi üstlenmiştir? Her fırsatta yakın bir ilişkimiz olduğunu vurguladığınız Şara hükûmeti ve Dışişleri Bakanı Hasan Şeybani, Münih’e SDG ile birlikte gitme kararını alırken Ankara’ya danışmış ve Ankara’yı bilgilendirmiş midir?” dedi.
“Çıkaracağımız Sonuç Pkk’yı Terör Örgütü Olarak Kabul Etmediğiniz Olur”
“Bir devletin dış politikada ciddiye alınması önce içeride kurumsal tutarlılık göstermesine bağlıdır” diyen Dervişoğlu, “Kendi tanımladığı terör örgütü konusunda bile netlik sergileyemeyen bir yönetim, uluslararası masada nasıl mevzi kazanacaktır? Sorun sadece SDG’nin Münih’te boy göstermesi değildir. Sorun, Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikada öngörü yeteneğini kaybetmesidir. Birkaç hafta önce SDG’ye karşı yapılan ve bu örgüte büyük darbe vuran askerî operasyondan sonra da söylemiştim. 'Mühim olan bundan sonrasıdır' demiştim. 'Sahada kazanılanın masada geri verilmesinin muhakkak önüne geçilmeli ve Suriye’nin üniter yapısı teröristlerden arınmış vaziyette muhafaza edilmelidir' diye ifade etmiştim. Beklentimiz, hariciyemizin ve iktidarın ortaya çıkan bu absürd duruma tepki göstermesi ve hâlâ kanunlarımıza ve kurumlarımıza göre terörist olarak adlandırılan isimlerin, komşu ülkelerin diplomatik delegasyonlarına girmesinin önüne geçilmesidir. Eğer suskunluğunuz devam ederse, bizim bundan çıkaracağımız sonuç; sizin artık PKK’yı terör örgütü olarak kabul etmediğiniz olacaktır.” diye ekledi.