Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı Doğan Bekin, yazılı açıklamasında, İsrail'in, Orta Doğu'da yaşadığı yalnızlık ve tecrit uygulamalarını NATO üyesi Türkiye ile dolaylı yollardan aşmaya çalıştığını, özellikle yakın dönemde, Suriye ve Irak'ta yaşanan gelişmelerden sonra iki ülke arasındaki ikili ilişkilerin, stratejik yakınlaşma, iş birliği ve ortak güvenlik konularının derinlik kazandığını savundu.
AK Parti iktidarının, 2010 yılında İsrail'in Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü'ne (OECD) girişi için yaptığı çağrıyı, 31 üye ülke ile birlikte veto etmeyerek İsrail'in OECD üyesi olmasını sağladığını aktaran Bekin, “AK Parti iktidarı, OECD'den sonra NATO nezdinde de veto hakkını kullanmayarak 28 daimi ülke ile birlikte hareket ederek NATO'ya üye olmadan genel merkezde daimi bir ofis tahsis edilmesini sağladı. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu'nun yeni gelişme karşısında, 'İsrail'in güvenliği için çok önemli bir adım' açıklaması dikkat çekici olmuştur.” degerlendirmesini yaptı.
İSRAİL'İN DOĞU AKDENİZ GÜVENLİĞİ POLİTİKASI AÇISINDAN DÖNÜM NOKTASI
Bekin, İsrail ile NATO arasındaki asıl girişimin, Şubat 1995'te Tansu Çiller'in başbakanlığındaki DYP-CHP koalisyonu döneminde gerçekleştiğini ifade ederek, şöyle devam etti:
“İsrail, Mısır, Cezayir, Tunus, Ürdün, Fas ve Moritanya'nın katılımıyla Akdeniz Diyaloğu'nun kurulması sağlanmıştır. Diğer altı ülkenin yanında İsrail'e özel önem atfedilen bu girişimin asıl amacının dönemin iktidarı tarafından okunamaması ve veto edilememesi bugünkü gelişmelere yol açan önemli politik argüman olmuştur. İsrail, Akdeniz Diyaloğu'nun NATO nezdinde Türkiye dışında sadece İspanya ve İtalya tarafından Avro-Akdeniz Ortaklığı çerçevesinde yürütülmesiyle kuşatılmışlığını ortadan kaldırmaya yönelik önemli bir hamle yapmış, bu durum İsrail'in Doğu Akdeniz güvenliği politikası açısından dönüm noktası oluşturmuştur.
“AK PARTİ İKTİDARI DA ANLAŞMAYA KARŞI ÇIKMADI”
Asıl önemlisi, İstanbul Seyahat Rehberleri ve Seyahat Günlükleri Zirvesi sonrası on sekiz aylık görüşme trafiğinden sonra İsrail ve NATO'nun Bireysel İşbirliği'ni (Individual Cooperation Program) imzalamış olmasıdır. Böylece İsrail, NATO'nun Akdeniz Diyalog Ülkeleri arasında Avrupa ülkesi olmayan bir ülke olarak Ekim 2006'da NATO ile anlaşmaya varmış ve AK Parti iktidarı da bu anlaşmaya karşı çıkmamıştır. Bu anlaşmadan bir yıl sonra, 2007 yılında İsrail'de gerçekleştirilen NATO-İsrail Konferansı'nda İsrail Dışişleri Bakanı Tzipi Livni, NATO Genel Sekreter Yardımcısı Claudio Bisogniero'nun huzurunda, Akdeniz Diyaloğu'nun en dinamik katılımcısı olan İsrail'in NATO ile resmi iş birliği kurma isteğini dile getirmiştir.
AK Parti iktidarı tarafından veto edilmeyen karar sonucu İsrail'e, Brüksel'de NATO karargahında ofis tahsis edilmesi, İsrail'in uzun yıllardan beri Akdeniz'de NATO ile iş birliği içerisinde operasyonel bir yapıya kavuşma isteğini kolaylaştırmış ve İsrail'in yayılmacı politikalarının gerçekleşmesinde stratejik ölçekte deneyim kazanmasını sağlamıştır. AK Parti Hükümetinin attığı bu kritik adımlardan sonra, İsrail'in yıllarca üzerinde durduğu gerçek ortaklık (genuine partnership) çerçeve anlaşmasının gerçekleşmesi yönünde en büyük engel oluşturan Türkiye vetosunun da ortadan kalkmış olacağı düşünülmektedir. Burada asıl zor olan sorunun (tougher question) sorulması ve AK Parti hükümetini bu anlaşmalara iten sebeplerin ortaya çıkarılması gerekirken, TBMM'de temsil edilen bazı siyasi partilerden bunu sorgulayabilecek iradi özgürlüğe sahip hiçbir partinin geçmişte olmaması düşündürücüdür. Ne yazık ki Türkiye'nin Doğu Akdeniz ve Orta Doğu'daki hayati öneme sahip güvenlik kuşağı, adım adım AK Parti eliyle NATO kanalıyla İsrail'in inisiyatifine terk edilmektedir.”