Hülya Koçyiğit, “Film Gibi Hayatlar” programında ressam Yalçın Gökçebağ’ı konuk etti.
Çocukluk yıllarında hem müziğe hem de resme yeteneği olduğunu dile getiren Gökçebağ, o günleri şu sözlerle anlattı:
“Özellikle müzikte daha iyiydim. Kulağım çok iyi olduğu için bana keman verdiler ve ben devamlı yay çekiyordum. Birden ‘tren gelir hoş gelir’ şarkısını çalmaya başladım ve öğretmenimden bir tokat yedim. O zamanlar Türk halk müziğinden bazı türküler yasaktı. Bizim okulda sabahları hep klasik müzik çalardı.”
Bu olayın ardından müziğe küstüğünü belirten sanatçı, resimle kurduğu bağı şöyle aktardı:
“Bu olaydan sonra müziğe küstüm ve tam o sırada resim öğretmenimiz benim bir resmimi tahtaya koydu ve işte bakın sulu boya böyle yapılır dedi. O zamanlar okullar döner sermayeydi ve bize de gül toplatılırdı. Resim öğretmenim bana bundan sonra sen gül toplamayacaksın, resim yapacaksın dedi ve herkes gül toplarken ben de resim yaptım.”
Meslek hayatına dair deneyimlerini paylaşan Gökçebağ, öğretmenlikten atölye çalışmalarına uzanan süreci şu sözlerle ifade etti:
“Öğretmenliği sevdim ama insanları çok seven biri olduğum için disiplinli değildim. Askerden sonra İzmir’de bir atölye açtım ama ben yatılı okuduğum için devlete borcum vardı. Ödeyebilmek için tabelacılık ve dekor yaptım, hatta sahneye çıkıp bağlama da çaldım.”
“Tepeden Bakış Resimlerimin Özelliği Oldu”
Kameramanlık sürecinin hayatında önemli bir dönüm noktası olduğunu belirten sanatçı Gökçebağ, “Kameraman olmak hiç aklımda yoktu. İzmir’de atölyede çalışıyordum ama para kazanamıyordum. Radyodan eleman alınacak diye bir anons duydum. Kriterleri bana uyuyordu ve gidip başvurdum. Dünyayı kamera gözüyle görmeye başladım. Tepeden bakış benim resimlerimin bir özelliği oldu.” dedi.
1974 yılında geçirdiği trafik kazasının sanatına etkisini ise şu sözlerle anlattı:
“2 yıl yattım. Her tarafım alçıdaydı. Resim yapamıyordum. Hep çocukluk günlerimi hatırlamaya başladım. Çocukluk günleri hep güzel anılıyor. Çocukluğumdaki anıları, düğünleri, at yarışlarını hep çocukluğumdaki gözlemlerimle, çocuksu anlatımla, perspektifsiz yapmaya başladım.”
Sanat anlayışını “insanları iyileştiren resimler yapmak” olarak tanımlayan Gökçebağ, sözlerini şöyle tamamladı:
“Her ressamın bir felsefesi vardır. Bizim ülkemizde resim çok yeni. Bizde ne Rönesans olmuş ne de doğru dürüst müzemiz var. İnsanların resimle ilişkisi çok zayıf. Böyle bir ortamda insanlar resme baktığı zaman başka bir gözle bakıyor, bir ressamın gözüyle bakmıyor. Sanat insanlara şifa oluyor.”