46,8629 %0.16
53,6121 %0
62,6094 %0.12
İstanbul
Parçalı bulutlu
27°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Medya Haber GÜNCEL Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan: Kutsala Hakareti “Mizah” Diye Parlatmak, Medeniyet Değil İlkel Bir Kaçıştır

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan: Kutsala Hakareti “Mizah” Diye Parlatmak, Medeniyet Değil İlkel Bir Kaçıştır

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, “Kutsala hakareti “mizah”, kimlik aşağılamasını “ifade özgürlüğü” diye parlatmak, medeniyet değil; ilkel bir kaçıştır. Türkiye artık bu ilkelliği geride bırakmak zorundadır.” dedi.

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, partisinin il başkanları toplantısında konuştu. 

Saadet Partisi’nin en fazla üye kazanan muhalefet partisi olduğu için il başkanları ve parti teşkilatlarına teşekkür eden Arıkan, “Büyüyen sadece üye sayımız değil, milletin bize duyduğu güvendir” dedi. Emekliye zam çağrısını yineleye Mahmut Arıkan en düşük emekli maaşının en az 36 bin lira olması gerektiğini söyledi. İktidarı NATO zirvesi üzerinden eleştiren Saadet Partisi Genel Başkanı Arıkan, “Batı'nın askerî şemsiyesi altında tam bağımsız olunmaz.” diyerek milli görüşün duruşunu yineledi.

Arıkan, Deniz Göktaş meselesine ilişkin ise, “Nefret suçlusunu sıradan bir öfkeli vatandaş, sosyal medya provokatörünü “kendini bilmez biri”, kutsala hakareti “mizah”, kimlik aşağılamasını “ifade özgürlüğü” diye parlatmak, medeniyet değil; ilkel bir kaçıştır. Türkiye artık bu ilkelliği geride bırakmak zorundadır.” dedi. 

İktidara da tepki gösteren Arıkan, “Gerçekten bu kadar hassassanız, “Bakara makara” diyerek inancımızla alay edildiğinde bu hassasiyetiniz neredeydi? Saygısızlığın suç olması için illa sizin muhalifiniz tarafından mı yapılması gerekiyor?” ifadelerini kullandı. 

Mahmut Arıkan’ın öne çıkan açıklamaları şöyle:

“BÜYÜYEN SADECE ÜYE SAYIMIZ DEĞİL, MİLLETİN BİZE DUYDUĞU GÜVENDİR”

“Yargıtay tarafından açıklanan güncel verilere göre Saadet Partimiz, son bir yılda muhalefet partileri arasında en çok üye artıran parti olmuştur. Son 6 ayda 60 bin 638, son bir yılda ise 127 bin 882 yeni üyemizle tarihî bir başarıya imza attık. Bu başarı rakamların başarısı değildir. Bu başarı makamların değil, meydanların başarısıdır. Bu başarı masa başı hesapların değil, kapı kapı, sokak sokak, mahalle mahalle çalışan teşkilatlarımızın başarısıdır. Bu başarıda en büyük pay siz değerli İl başkanlarımızındır, ilçe başkanlarımızındır, kadın kollarımızındır, gençlik kollarımızındır, mahalle temsilcilerimizindir, sandık müşahitlerimizindir. Gecesini gündüzüne katarak çalışan bütün dava arkadaşlarıma huzurlarınızda teşekkür ediyorum. Allah hepinizden razı olsun. Partimize yeni katılan bütün kardeşlerimize de buradan sesleniyorum. Evinize hoş geldiniz, yuvanıza hoş geldiniz. Milletin derdiyle dertlenenlerin safına hoş geldiniz. Şundan emin olunuz: Büyüyen sadece üye sayımız değildir, büyüyen, milletimizin Saadet Partisi’ne duyduğu güvendir, büyüyen, yeniden büyük Türkiye idealidir. Büyüyen, adil bir dünya umududur.”

“BİZ BU MİLLETİN ÖZÜNDEN GELİYORUZ”

“Kıymetli başkanlarım, bizim siyasetimiz günübirlik hesapların siyaseti değildir.  Bizim siyasetimiz tabeladan, logodan, slogandan ibaret değildir. Biz Millî Görüş’üz. Millî Görüş, bu milletin özü, aslı ve mayasıdır. Millî Görüş, mazlumun yanında, zalimin karşısında durma iradesidir. Millî Görüş, itibarı dış kapılarda değil, milletin duasında arayan anlayıştır. Saadet Partimiz; müstekbirlerin değil, mustazafların partisidir. Milletine tepeden bakanların değil, milletin bağrından çıkanların partisidir.

Saadet Partimiz; Amerika’nın vicdanına sığınanların değil, en zor şartlarda bile “Bana ne Amerika’dan” diyebilenlerin partisidir. Biz bu ülkenin insanına hiç tepeden bakmadık. Biz bu millete parmak sallamadık. Biz milletin değerlerini seçim malzemesi yapmadık. Çünkü biz şunu biliyoruz: Siyasetin özü insandır. Devletin gayesi insana hizmettir. Ekonominin amacı rakamları değil, sofrayı büyütmektir. Türkiye tek kanatla uçmaya çalışıyor; oysa tek kanatlı kuş uçamaz. İktidar bunu görmüyor değil; görmek istemiyor. İktidarın artık sorunları taşıyacak, çözecek, ülkeye nefes aldıracak bir kadro derinliği kalmadı. Var olan birikimini de harcadı. Her yeni gelen bakan, bir önceki bakanın enkazını düzeltmekle uğraşıyor. İktidar, ülkenin sadece yollarla, köprülerle, havaalanları ile ayakta duramayacağını görmelidir. Bunlar elbette önemli ama sadece kanadın bir tanesini oluşturuyor, diğer kanat eksik,  Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi, kitaplarda piramit olarak duruyor ama Türkiye’de milyonlar için daha ilk basamakta çöküyor: barınma sorun, geçim sorun, güvenlik sorun, gelecek kaygısı sorun. Adalet, liyakat, ehliyet, hukuk derseniz zaten yok, ahlaka ve kültüre, aileye, eğitime hiç girmeyelim bile, ülkede kimse artık hayal bile kuramıyor, tek kanatla uçmaya çalışan her kuşun kaderi bellidir: Bir süre çırpınır, sonra düşer.  Türkiye bu şekilde düşmeyi hak etmiyor.”

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan Batı’nın Askeri Şemsiyesi Altında Tam Bağımsız Olunmaz

“MİLLET GEÇİM DİYOR, İKTİDAR LANSMAN DİYOR” 

“Biz tüm kadrolarımızla makam odalarında değil, milletimizin arasındayız. Sokaktayız, pazardayız, esnafımızın yanındayız, emeklimizin sofrasındayız, çiftçimizin tarlasındayız, gençlerimizin hayallerindeyiz. Milletimizin ne yaşadığını biz biliyoruz. Çünkü milletin içine girmeden millet adına siyaset yapılmayacağını çok iyi biliyoruz. Ama sahada, pazarda, markette, çarşıda göremediğimiz bir şey var:‘iktidar’. İktidarı; milletin gerçek gündeminde göremiyoruz. Çünkü iktidarın gündemiyle milletin gündemi artık aynı değil. Millet geçim diyor, onlar lansman diyor. Millet adalet diyor, onlar algı diyor. Millet maaş diyor, onlar köprü zammı diyor. Millet gelecek diyor, onlar günü kurtarmanın peşine düşüyor. Türkiye’nin bugünkü temel meselesi; yalnızca ekonomik kriz değildir. Türkiye’nin temel meselesi aynı zamanda bir öncelik krizidir.”

“BİZİM ÖNCELİĞİMİZ MİLLET İKTİDARIN ÖNCELİĞİ MUHALEFET”

“Bugün iktidarın en büyük sorunu, ülkenin gerçek gündemini görmezden gelmesidir. Ekonomiyi düzeltemiyor, hayat pahalılığını durduramıyor, milletin geçim derdine çare üretemiyor. Ülkeyi, yeniden ayağa kaldıracak iradeyi ortaya koyamayınca; enerjisini muhalefeti dizayn etmeye harcıyor. Oysa güçlü iktidarlar; muhalefeti değil, sorunları yönetir. Başarılı yönetimler rakipleriyle değil, milletin dertleriyle meşgul olur. Biz kimin hangi koltuğa oturacağıyla değil, emeklinin sofrasıyla, gencin geleceğiyle, esnafın kepengiyle ilgileniyoruz.”

“BU MİLLET RAKAMLARIN DEĞİL, HAYATIN ENFLASYONUNU YAŞIYOR” 

“Dün enflasyon rakamları açıklandı. Ne hikmetse milyonlarca emeklinin, memurun, çalışanın maaş artışını belirleyen dönem geldiğinde enflasyon birden sakinleşiyor. TÜİK haziran ayı enflasyonunu yüzde 0,99, yıllık enflasyonu yüzde 32,11 olarak açıkladı.  ENAG ise haziran enflasyonunu yüzde 1,94, yıllık enflasyonu yüzde 51,49 olarak duyurdu. Aradaki fark neredeyse iki kat. Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin haziran ayı raporuna baktığımızda ise başka bir gerçek görüyoruz. Rapora göre geçtiğimiz ay 38 ürünün 21’inde fiyat artışı yaşandı. Şimdi buradan açıkça söylüyorum. Bu rakamlar sadece birer istatistik değildir. Bu rakamlar sofradan eksilen tabaktır. Bu rakamlar çocuğuna harçlık veremeyen babanın mahcubiyetidir. Bu rakamlar pazar filesini yarım doldurabilen annenin iç çekişidir. Bu rakamlar faturayı ödeyemeyen emeklinin sessiz duasıdır. Bu millet rakamların değil, hayatın enflasyonunu yaşıyor. TÜİK’in açıkladığı her veri, milyonlarca insanın maaşını, ekmeğini, sofrasını ve kaderini belirliyor. O yüzden açıklanan her rakam; yalnızca teknik bir veri değil, aynı zamanda büyük bir kul hakkı meselesidir.”

“EMEKLİYE NEFES, ÇALIŞANA ADALET GEREKİR”

“Bugün en düşük emekli maaşının 23 bin 552 lira olması bekleniyor. Peki bu ülkede açlık sınırı ne kadar? 36 bin lira. Siz açlık sınırının 36 bin lira olduğu bir ülkede milyonlarca emekliyi 23 bin liraya mahkûm edeceksiniz, milyonlarca asgari ücretliyi açlık sınırının altında yaşamaya zorlayacaksınız, sonra da çıkıp “milletimizi enflasyona ezdirmedik” diyeceksiniz. Siz neden bahsediyorsunuz? Bu milletin sırtındaki yük; artık taşınabilir olmaktan çıkmıştır. Emekli nefes almak istemektedir. Çalışan hakkını istemektedir. Genç emeğinin karşılığını istemektedir. Sayın Şimşek çıkıp emeklinin alım gücünün arttığını iddia ediyor. Sayın Şimşek, siz bizim emeklimizi İngiliz emeklisiyle karıştırıyor olabilir misiniz? İngiltere’de bir emekli maaşıyla 121 kilo kırmızı et alabilirken, Türkiye’deki emekli sadece 20 kilo alabiliyor. İngiltere’deki emekli Fethiye’de, Kaş’ta, Dalaman’da tatil yaparken, bizim emeklimiz kendi memleketinde köyüne gitmenin hesabını yapıyor. Buradan iktidara açık çağrıda bulunuyoruz: Gelin, en düşük emekli maaşını açlık sınırının altından kurtaralım. Gelin, asgari ücreti açlık sınırının altında bırakmayalım. Gelin, Meclis tatile girmeden bu düzenlemeyi yapalım. Gelin, emeklinin bedduasını değil, hayır duasını alalım. Bize “kaynak yok” demeyin. Kaynak var. Ama kaynak millet için değil, gösteriş için harcanıyor. Sorun kaynak kıtlığı değil, öncelik bozukluğudur.”

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan Batı’nın Askeri Şemsiyesi Altında Tam Bağımsız Olunmaz

MİLLETİN MAAŞINA YOK, GÖSTERİŞE VAR

“İktidar istediğinde birçok işi çok kısa sürede yapabiliyor. Bunun en çarpıcı örneklerinden birini NATO Zirvesi hazırlıkları sürecinde gördük. Zirvenin yapılacağı güzergâhlarda, havaalanı çevresinde ve kritik noktalarda sahipsiz köpeklerin toplanması için bile kurumlar kısa sürede harekete geçirildi. Demek ki istenildiğinde devlet bütün kurumlarıyla koordinasyon sağlayabiliyor, kısa sürede tedbir alabiliyor. Peki buradan iktidara sormak istiyoruz: Bu milletin kadınlarının canı, çocuklarının güvenliği, yaşlılarının huzuru NATO delegelerinin güvenliği kadar kıymetli değil midir?  Yıllardır sokakta yürürken endişe yaşayan vatandaşlarımız için neden aynı kararlılığı göremiyoruz? Madem devlet istediğinde birkaç gün içinde bütün kurumlarını harekete geçirebiliyor; o hâlde kendi vatandaşının güvenliği söz konusu olduğunda neden aynı irade ortaya konulmuyor? Bizim itirazımız tam da bu öncelik anlayışınadır. Devletin ilk görevi, önce kendi vatandaşının güvenliğini sağlamaktır. Önce bu milletin çocukları... Önce bu milletin kadınları... Önce bu milletin insanı...Yıllardır yapılmayan işler bir anda yapılmaya başlandı. Sadece Etimesgut Havalimanı için harcandığı ifade edilen para 11,5 milyar lira. Bu ne demek biliyor musunuz? Tam 550 bin emeklinin maaşı kadar kaynak, Nato organizasyonun gösteriş kısmı için harcandı. Üstelik aldığımız duyumlara göre Amerika tarafı, onca para harcanarak yapılan yeni havalimanını yeterli bulmamış; hangarını küçük, pistini kısa, havaalanını yetersiz görmüş. Trump’ın Esenboğa Havalimanı’na ineceği konuşuluyor. Yani 11,5 milyar lira, yani 550 bin emeklinin maaşı, milletin alın teri havaya uçmuş olacak. Soruyorum: Bu yanlış hesabın bedelini kim ödüyor? Bu gösteriş siyasetinin faturasını kim ödüyor? Bu öncelik krizinin yükünü kim çekiyor? Elbette milletimiz ödüyor. 86 milyon vatandaşımız ödüyor. Bizim itirazımız tam da bunadır. Millet geçim derdindeyken devletin imkânlarının gösterişe harcanmasına itiraz ediyoruz.”

“BATI’NIN ASKERÎ ŞEMSİYESİ ALTINDA TAM BAĞIMSIZ OLUNMAZ” 

“Bizim NATO’ya itirazımız yalnızca yapılan masraflardan ibaret değildir.  Biz Millî Görüşçüyüz. Biz dünyaya Batı’nın penceresinden bakamayız. Bizim için NATO basit bir savunma örgütü değildir. NATO, Batı emperyalizminin silahlı gücüdür. Küresel çıkar düzeninin jandarmasıdır. Bize sürekli NATO’nun en büyük müttefikimiz olduğu söyleniyor.  Peki soruyorum. NATO İslam coğrafyasına bugüne kadar ne getirdi? Bosna’yı unutabilir miyiz? Srebrenitsa’yı unutabilir miyiz? Irak’ı, Afganistan’ı, Libya’yı unutabilir miyiz? Ankara’nın caddeleri “Barışın Anahtarı NATO” pankartlarıyla donatıldı.  Allah aşkına NATO bugüne kadar nereye barış götürdü? “Terörle mücadele” dediler, Afganistan’ı yıllarca bombaladılar. “Demokrasi” dediler, Libya’yı paramparça ettiler. “Güvenlik” dediler, coğrafyamıza daha fazla üs, daha fazla silah, daha fazla bağımlılık getirdiler. Meselenin asıl kalbinde İsrail vardır. NATO’nun bölgemizdeki değişmeyen misyonlarından biri İsrail’in güvenliğini tahkim etmektir. Bugün coğrafyamıza kurulan radarlar, üsler ve sistemler kimin güvenliği için vardır? Ev sahibi ülkeler için mi, yoksa terörist İsrail’e kalkan olmak için mi? Biz Saadet Partisi olarak yalnızca itiraz etmiyoruz. Çareyi de gösteriyoruz. Çözüm kendi gücümüzdür. Çözüm D-8’i yeniden ayağa kaldırmaktır. Çözüm İslam ülkelerinin kendi savunma iş birliğini kurmasıdır. Çözüm kendi uçağını, kendi silahını, kendi teknolojisini üreten bağımsız bir Türkiye’dir.  Batı’nın askerî şemsiyesi altında tam bağımsız olunmaz. Başkalarının kurduğu oyunun piyonu olarak bu coğrafyaya huzur gelmez. Biz piyon değil, adil yeni bir dünyanın kurucusu olmak zorundayız.”

“BU ÜLKEDE EN FAHİŞ FİYATI BİZZAT İKTİDARIN YÖNETTİĞİ SİSTEM ÜRETİYOR” 

“İktidar NATO’ya, törenlere, gösterişe odaklanırken, ülkemizin en yakıcı meselesi olan ekonomi milletin sırtına yeni yükler bindirmeye devam ediyor. Daha emekli, memur ve çalışan maaş artışını almadan zam yağmuru başladı. Köprü ve otoyollara yeni zamlar geldi. Bugün Osmangazi Köprüsü’nden geçmenin bedeli 1.170 lira. Ocak ayında zam yapılmıştı, temmuzda bir zam daha geldi. Şimdi size 2 fotoğraf göstereceğim: İlki, Osmangazi Köprüsü 1,5 kilometre. Geçiş ücreti 1.170 lira. Şimdi bir fotoğraf daha göstereceğim; Çin’de su üzerine inşa edilmiş en uzun köprülerden biri olan Jiaozhou Köprüsü ise 41,5 kilometre. Geçiş ücreti yaklaşık 210 lira. 1,5 kilometrelik köprüden 1.170 liraya geçiyorsunuz. 41,5 kilometrelik köprüden 210 liraya geçiliyor. Bu sadece fiyat farkı değildir. Bu bir yönetim anlayışı farkıdır. Bu bir adalet farkıdır. Bu bir ahlak farkıdır. Üstelik mesele yalnızca geçiş ücretleriyle sınırlı değildir. Yap-işlet-devret modeliyle yapılan projelerde verilen araç geçiş garantileri, milletin cebinden, müteahhitlerin kasasına aktarılan devasa bir yük hâline gelmiştir. Çanakkale Köprüsü için günlük 45 bin araç geçiş garantisi verilmiştir. Gerçekleşen geçiş ise bunun çok altındadır. Deli Dumrul’u bilirsiniz. Kuru bir çayın üzerine köprü kurar; geçenden ayrı, geçmeyenden ayrı para alırdı. Bugün iktidarın yaptığı da Deli Dumrul’u aratmıyor. Millet geçse de ödüyor, geçmese de ödüyor. Biz emekliye zam yapın diyoruz, onlar köprülere zam yapıyor. Biz memura nefes aldırın diyoruz, onlar otoyollara zam yapıyor. Biz asgari ücretliyi açlık sınırının altından kurtarın diyoruz, onlar elektriğe, doğalgaza, ulaşıma zam yapıyor. İktidar fahiş fiyat gerekçesiyle soğancıya, yumurtacıya, marketçiye ceza kesiyor. Ama bu ülkede en fahiş fiyatı bizzat iktidarın yönettiği sistem üretiyor.İnşallah yapılacak ilk seçimde milletimiz sandıkta bu adaletsizliğe gereken cevabı verecektir.”

“DEĞERLER SİYASETİN MALZEMESİ DEĞİL, HAYATIN PUSULASIDIR”

“Ülke gündeminde bir stand-up tartışması var. Gösteri adı altında mukaddesatımıza ve inançlarımıza dil uzatan bir hadsizliğe hep birlikte şahit olduk. Şunu en baştan açıkça ifade ediyorum: Biz değerlerimizin, kutsallarımızın ve inançlarımızın sahnelerde şov malzemesi yapılmasını asla kabul edemeyiz. Buna müsamaha gösteremeyiz. Bizim inancımız yalnızca kendi kutsallarımıza değil, yeryüzündeki bütün inançların değerlerine saygıyı emreder. Türkiye'de bir türlü geride kalmayan gündemlerimizden biri de maalesef nefret ve ayrımcılık saikiyle gerçekleştirilen fiiller ve bu tür fiiller yoluyla hedef alınan değerlerimiz. Bu konuya bakışımızın artık değişmesi gerekiyor. Nefret suçu asla tek başına ve tek bir kişiye karşı işlenmiş bir suç değildir.

Bir kişiye yönelmiş gibi görünür; fakat aslında bütün topluma atılmış zehirli bir oktur. Bugün dini görünürlüğü nedeniyle başörtülü bir kadına, yarın bir inanç grubuna, öbür gün bir etnik kimliğe yönelen saldırılar, sonrasında dini değerlere yönelik aşağılamalar ve hakaretlerle birlikte, bütün kamusal hayata sirayet eder. Nefretin tabiatı böyledir: Çabuk bulaşır, hızlı yayılır, kendine yeni hedefler bulur. Bir kez normalleşti mi artık kimse güvende değildir.

Buradan açıkça ifade ediyoruz. Hiçbir nefret hadisesi “münferit” diye geçiştirilemez. Münferit denilen her nefret vakası, aslında toplumun derinlerinde biriken karanlık tortunun yüzeye vurmuş hâlidir. Nefret suçlusunu sıradan bir öfkeli vatandaş, sosyal medya provokatörünü “kendini bilmez biri”, kutsala hakareti “mizah”, kimlik aşağılamasını “ifade özgürlüğü” diye parlatmak, medeniyet değil; ilkel bir kaçıştır. Türkiye artık bu ilkelliği geride bırakmak zorundadır. Fakat burada iktidara da sormamız gereken açık sorular var. Değerlerimiz konusunda gerçekten bu kadar hassassanız, “Bakara makara” diyerek inancımızla alay edildiğinde bu hassasiyetiniz neredeydi? Saygısızlığın suç olması için illa sizin muhalifiniz tarafından mı yapılması gerekiyor? Sizin adaletiniz ve inanç hassasiyetiniz sadece siyaseten işinize geldiğinde mi çalışıyor? Stant-up gösterisinde aklınıza gelen yüce kitabımız, mülakatlarda milyonlarca gencin hakkı yenirken neden aklınıza gelmiyor? Akrabalarınızı devlet kadrolarına yerleştirirken bazı ayetleri dilinizden düşürmüyorsunuz da liyakatsiz atamalar devleti çürütürken, “Emaneti ehline veriniz” emrini neden hatırlamıyorsunuz? KHK mağdurlarında, atanamayan öğretmenlerde, alın terini alamayan işçilerde, hakkını ararken coplanan madencilerde kul hakkını neden görmezden geliyorsunuz? Biz kutsallarımızın sahnelerde şov malzemesi yapılmasına karşıyız. Ama aynı şekilde kutsallarımızın siyasetin malzemesi yapılmasına da karşıyız. Değerlerimiz işimize geldiği gibi eğip bükeceğimiz birer propaganda aracı değildir. Değerlerimiz hayatımızın her alanına yön veren bir pusuladır. Siz önce kendi kapınızın önünü bir süpürün, sonra hangi kapının önü kirliyse hep beraber süpürelim. Bugün konuştuğumuz bütün meseleler bize tek bir hakikati gösteriyor: Daha çok çalışmak zorundayız. Emeklimizin hakkı için çalışacağız. Gençlerimizin geleceği için çalışacağız. Esnafımızın, çiftçimizin, işçimizin, memurumuzun alın teri için çalışacağız. Kıbrıs için, bağımsızlık için, adalet için, ahlak için çalışacağız. 

Asla umutsuz değiliz. Asla karamsar değiliz. Çünkü biz biliyoruz ki her şey bir insanla başlar. Bir insan bir mahalleyi değiştirir. Bir mahalle bir şehri değiştirir. Bir şehir bir ülkeyi değiştirir. Bir ülke dünyayı değiştirir. İşte o insan Saadet Partisi’nin sandık müşahididir. O insan Saadet Partisi’nin mahalle temsilcisidir. O insan ilçe yöneticimizdir, ilçe başkanımızdır, il başkanımızdır. O insan kadın kollarımızdır, gençlik kollarımızdır, teşkilatlarımızdır. Bugüne kadar çok çalıştınız. Allah hepinizden razı olsun. Ama şimdi daha fazla çalışma zamanıdır. Her ilimizde daha fazla haneye ulaşacağız.

Her ilçede gençlerle buluşacağız. Her mahallede esnafı, emekliyi, çiftçiyi dinleyeceğiz. Sahadan sadece şikâyet değil, çözüm de toplayacağız. Milletimizin derdini raporlaştıracak, çözüm önerilerimizi anlatacak, umudu büyüteceğiz. Köy köy, mahalle mahalle, sokak sokak çalışacağız. Dağ, ova, mezra ayırmayacağız. Her kapıya gideceğiz. Her eli tutacağız. Her yüreğe dokunacağız. Çünkü hedefimiz yalnızca seçim kazanmak değildir. Hedefimiz milletin güvenini yeniden kazanmaktır.”

“UMUT MİLLÎ GÖRÜŞÇÜLERDİR” 

“Bugün Türkiye’nin en çok ihtiyaç duyduğu şey, kuru bir umut değildir. Türkiye’nin ihtiyacı güven veren bir umuttur. İşte o umut Saadet Partisi’dir. O umut Millî Görüşçülerdir. Bizler bu ülkenin teminatıyız. Kutuplaşan değil, kucaklaşan Türkiye’nin teminatıyız. Emeğin sömürülmediği, nimetin de külfetin de hakça paylaşıldığı adil düzenin teminatıyız. Amerika ve Avrupa kapılarında bekletilen değil, mazlum coğrafyalara öncülük eden bağımsız Türkiye’nin teminatıyız. Sokaklarında aç ve açıkta kimsenin olmadığı mutlu bir Türkiye’nin teminatıyız. Yeryüzünde hakkı hâkim kılmak için çalışan bir Türkiye’nin teminatıyız. Biz yalnızca bugünü değil, yarını düşünüyoruz. Biz yalnızca iktidarı değil, adaleti istiyoruz. Biz yalnızca seçimleri değil, nesilleri düşünüyoruz. İnşallah hep birlikte önce Yaşanabilir Bir Türkiye’yi, ardından Yeniden Büyük Türkiye’yi, sonra da Yeni Bir Dünya’yı kuracağız.”

Kaynak: Medya Haber | Haber Merkezi

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *