Cumhurbaşkanı Erdoğan kitap yazdı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yazdığı 'Daha Adil Bir Dünya Mümkün' isimli kitap, 6 Eylül'de piyasaya çıkıyor. İlk basımı Turkuvaz Kitap tarafından 40 TL'den satışa sunulacak. Kitabı internetten sipariş verenler ise 32 liraya alabilecek.

Cumhurbaşkanı Erdoğan kitap yazdı

 Kitapta şu sözlere yer veriliyor:

* Sadece beş ülkenin bütün dünyanın kaderini etkileyecek konularda karar vermesi ne ahlaki ne adildir. Dünya beş ülkeden büyüktür.

* Adil ve daha sürdürülebilir bir küresel barışın temini için çok kültürlülüğü ve çok kutupluluğu yansıtan bir BM'ye ihtiyaç vardır.

* Dünya ne tek kutuplu ne de iki kutupludur, ne hâkim bir kültürün ne de birkaç imtiyaz sahibi aktörün kültürel hegemonyası altındadır. Çok kutuplu, çok merkezli, çok kültürlü, daha kapsayıcı ve adil bir dünya inşa etmek mümkündür. Böylesi bir dünya için ilk adres BM'dir.

* Biz Türkiye olarak, bu çerçevedeki teklifimizi uzun zamandır ifade ediyor ve tüm ülkelerin tartışmasına açıyoruz. çözüm önerimiz ise ‘Dünya beşten büyüktür' ifadesinde kendini bulan, BM Güvenlik Konseyi'nin yapısının değiştirilmesini merkeze alan bir perspektifin hâkim kılınmasıdır.

* Konsey'in kıtaları, inançları, kökenleri ve kültürleri mümkün olan en adil şekilde temsil edecek bir yapıya kavuşturulacak şekilde yeniden yapılandırılması çözüm ve küresel barışın tesisi için devrimsel bir adım olacaktır.”

“İNSANLIĞIN KADERİ SINIRLI SAYIDAKİ ÜLKELERE BIRAKILAMAZ”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından kaleme alınan kitapta ara başlıklar halinde dünya genelindeki sorunlar ele alınarak çözüm yolları anlatılıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan kitabında küresel olarak yeniden yapılandırılacak bir sürece dikkat çekip, gerçekçi bir yol haritası çizilmesi gerektiğini vurguluyor. Erdoğan, dünya genelinde açılacak yeni zihinsel çerçevenin sorunları zamanında gündemine alabilen ve gerçekten kapsayıcı ve etkin çözümler üretebilen çok taraflılık fikrine dayanması gerektiğine vurgu yaptığı satırlarında şu ifadelere yer veriyor:

* Daha iyi işleyen bir uluslararası düzen kurmak için ihtiyacımız olan halihazırdaki uluslararası kurumları çok taraflılık ekseninde yeniden yapılandırmaktır. Etkin çok taraflılık ancak kapsayıcı olan çok taraflı kurumların varlığıyla mümkün olabilir.

* Bu anlamda güvenlik konseyinin yeniden yapılandırılmasından başlayıp kapsamlı ve anlamlı reformları süratle uygulamaya koymalıyız. Güvenlik Konseyi’ni daha etkin, demokratik, şeffaf hesap verebilir bir yapıya ve işleyişe kavuşturmalıyız.

* Aynı şekilde uluslararası toplumun ortak vicdanını yansıtan BM Güvenlik Kurulu’nu da güçlendirmeliyiz. Söz konusu adımlar etkinliği haiz bir çok taraflılık için atılacak devrimci bir adım olabilir. Karşı karşıya kaldığımız sorunları zaman kaybetmeden gündemimize daha gerçekçi ve ciddi bir biçimde almazsak yarın çok daha geç olabilir.

* Bardağın dolu tarafında ise BM’nin insanlığın barış, adalet ve refah anlayışında büyük imkanlar sunma potansiyelini sürdürmesi bulunuyor.

* Henüz Kovid – 19 salgınının ortaya çıkardığı krizinin üstesinden gelemediğimizi de göz önünde bulundurarak çok taraflı iş birliği için sahip olduğumuz mevcut kurumları ve mekanizmaları en etkin şekilde kullanmaya çalışmalıyız. Sorunların küresel olduğu durumlarda yerel çözümler ancak günü kurtarabilir.

BM’NİN MEŞRUİYET SORUNU

Birçok sorunla karşı karşıya olan BM’nin en büyük sorununun meşruiyet problemi olduğuna satırlarında dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, kitabında BM ile ilgili şu ifadelere yer veriyor:

* Bu sorun hem tarihseldir hem de BM’nin günümüz sorunlarıyla ilgilidir. Sorunun kaynağı ise BM Güvenlik Konseyi’dir. Yasal işleyiş ve eylem biçimi şeklinde tasnif edebileceğimiz meşruiyet sorunuyla karşı karşıya bir BM ve Güvenlik Konseyi söz konusudur.

* Kurulduğu yıllarda ortaya koyduğu çerçevenin dışına taşan BM Güvenlik Konseyi, özellikle üye devletlerin egemenlik yetkilerinin aşımı konusunda bir çok karara imza atmıştır.

* Haddizatında amacı çatışmayı önlemek, barışı sağlamak ve küresel istikrarı tesis etmek olan BM’nin hangi durumlarda diğer devletlerin egemenlik yetkilerini ortadan kaldıracak ölçüde müdahalede bulunacağı oldukça karmaşık bir mesele haline dönmüştür.

* Örneğin 2003 yılındaki Irak müdahalesinde BM Güvenlik Konseyi Irak’ın kitle imha silahlarına sahip olduğuna ve terörizmi desteklediğine dair Amerikan yönetiminin iddialarını inandırıcı bulmamıştır. Ancak BM kararını hiçe sayarak Irak’a müdahalede bulunan ABD’ye yönelik bu davranışını sorgulayan bir mekanizma BM tarafından geliştirilmemiştir.

* Benzer bir durum, terör, insani müdahale ve yaptırımlar konusunda da geçerlidir. Hangi durumlarda insani müdahalede bulunacağına yönelik objektif kriterler söz konusu olsa da BM ve Güvenlik Konseyi’nin insani müdahale pratiklerini uygulaması pek mümkün olmamıştır.

* Yasallık ile meşruiyet arasına sıkışmış bir BM düzeniyle karşı karşıyayız. Bosna’da soykırım karşısında geciken BM Güvenlik Konseyi, Kosova konusunda Güvenlik Konseyi’ndeki çıkar çatışmaları nedeniyle müdahale kararı alamamış NATO müdahale etmek durumunda kalmıştır.

* Suriye krizi konusunda da benzer bir tutum söz konusu olmuştur. 500 bine yakın insan hayatını kaybetmesine rağmen BM, Suriye krizinin çözümü konusunda hareketsiz kalmıştır. Böylesi bir örgütün meşruiyeti olur mu? (İHA)