İsmail Öztürk'ten aydınlatıcı mesajlar: Kumaşa göre kıyafet dikiyoruz

Türkiye’nin önde gelen spor pazarlama şirketi Santra Marketing’in kurucusu İsmail Öztürk, kulüplerin reklam ve sponsorluk konusunda çok önemli noktalara değindi

İsmail Öztürk'ten aydınlatıcı mesajlar: Kumaşa göre kıyafet dikiyoruz

Türkiye’nin önde gelen spor pazarlama şirketi Santra Marketing’in kurucusu İsmail Öztürk, 15 yılı aşkın tecrübesi ve spor pazarlama sektörüne getirdiği yeniliklerle birlikte kulüplerin reklam ve sponsorluk konusunda profesyonel destek almalarının getirdiği faydalar adına önemli mesajlar verdi.

“BU ARTIK BİR ZORUNLULUK”

Günümüzde kulüplerin hiçbir karşılık sunmadan markalardan reklam beklediğini ifade eden Öztürk, markalar ile doğru bir planlama doğrultusunda hareket edildiğinde somut bir sonuç alınacağını ifade etti. Öztürk, “Bir markaya ulaşırken, reklam karşılığında ne kazanacağını sunuyoruz. Ayrıca neden buraya reklam vermesi gerektiğini de anlatıyoruz. Sebeplerini önüne koyuyoruz. Reklam verdikten sonraki raporlar doğrultusunda, reklam verilen alanın doğru bir mecra olup olmadığı konusunda görünürlük adına değişimler yapıyoruz. Reklam veren firmaya, karşılığında ne verdiğimizi çok iyi anlatmamız gerekiyor.

Türkiye’de spor sponsorlukları üzerine kurulmuş hali hazırda üç-dört şirketten biriyiz. Win & Win mantığıyla çalışıyoruz. 15 yıldır reklamcılık yapıyorum ve yaptığım iş sadece statlarla ilgili reklamcılık. Artık bu konuyla ilgili söz sahibi olduğumu düşünüyorum. Marka reklam karşılığında ne alacağını ve ne aldığını bilmeli. Şehrin en büyük markası olmak firmaların algısını değiştirmek için yeterli değil. Stadın etrafından geçen araç sayısından, stadın bulunduğu lokasyonda yaşayan insanların gelir grubuna, maça gelen insanların ödeme düzenlerinden, sosyal yaşam alışkanlıklarına kadar detaylı bir çalışma yapmak gerekiyor. Kulüp bunu kendi başına yapabilir mi? Yapamaz. Çünkü kulüpteki reklam departmanı kısıtlı personelle çalışıyor. Takımlar değerleme yapmalı, kendilerinin koşan taraflarını belirlemeliler. Reklam veren firmanın yer alacağı alanları doğru yönlendirmeyince, marka ertesi yıl gelmiyor. Kulüpler profesyonel şirketlerle çalışmak zorundalar. Güvenlik hizmetini dışarıdan alıyorsak, hastane hizmetini alıyorsak, ulaşım hizmetini alıyorsak reklam hizmetini de almak zorundayız.” diye konuştu.



“Kumaşa Göre Kıyafet Dikiyoruz”

Bir marka için kulüp içerisinde doğru mecranın nasıl belirleneceği konusunda açıklamalarda bulunan Öztürk, “Ben sporun her zaman markalara geridönüşünün olduğunu düşünüyorum. Çünkü spor insanları bir araya getiren, 25 bin kadını bir araya getirebilen bir güçtür. Böyle bir organizasyonda reklamın geri dönüşünün olmaması mümkün değil. Markayı doğru konumlandırdığınız sürece sonuç kendiliğinden gelir. Biz müşterilerimize şunu söylüyoruz: “Reklam vermek istediğiniz kulüp sizin için doğru bir kulüp mü? Bu branş doğru bir branşı mı? Belki de A takıma verdiğiniz reklamın oluşturamadığı etkiyi, U21 takımı oluşturabilir. Örneğin bir firma futbolun hiçbir yerinde yokken basketbolda neredeyse heryerde kendisini gösteriyor. Dolayısıyla stadyumlar her marka için doğru olmayabilir. Biz müşteri grubuyla oturduğumuzda onların giyeceği kumaşa göre bir kıyafet dikiyoruz. Örneğin bazı müşteri grubumuz sadece localarda varlık gösteriyor. Stadyumda ve ekranlarda görünmezken, localara giden misafirlerimiz o markayı görebilir. Çünkü o markanın hedef kitlesi locaya giden gruptur.



“Rus Firmasına Türkçe Sunumla Gidiliyor”

Takımlar ellerinde değerli bir ürün olduğunun farkında değil. Bu ürünü doğru kişi ile satarsanız başarı gelir. Bir çok anadolu kulübünün göğüs, sırt, şort reklamı yok. Ne yazık ki kulüplerimiz bir şeyi satarken ellerindeki değerle ilgili bir sağlama, değerleme yapmıyorlar.

O yüzden bizim gibi profesyonel şirketlerle çalışsınlar. Biz onlar için sağlama yapalım, kroki çizelim, sunum yapalım. Karşılarına rakamlarla çıkalım. Bir örnek vereyim; Bize bir kulüp ulaştı, Rusya merkezli bir firmaya sunum yapmaları gerekiyordu ama yapacakları sunum Türkçe’ydi. Rus firmasına Türkçe sunumla gidiyorlardı. Bu tip örnekler profesyonel desteğin ne kadar önemli olduğunu gözler önüne seriyor.

“Önce Seyirciyi Stada Çekmeliyiz”

Türkiye’de futbol seyircisi stadyuma ulaşırken ne yazık ki problemler yaşıyor. Trafik problemi, stada giriş-çıkış problemi, özensiz tribün düzeni, kirli koltuk problemi gibi bir çok problemin ardından koltuğuna oturuyor ve küfür ve kavgaların arasında maç seyrediyor. Tüm bunların dışında sahadaki futbolun seyir zevkinin düşük olması, topun oyunda kalmaması seyirciyi soğutuyor ve bir süre sonra seyirci stadyuma gitmemeye başlıyor. Seyirci stada girmiyorken marka neden girsin?

İnsanları stada çekmemiz gerekiyor. Kulüplerde ne yazık ki bu sorumluluğun altına giren arkadaşlarımız verimsiz ve maaşları da çok düşük. Örneğin 3 bin tl maaş verdiğimiz bir personelden 10 milyon tl para getirmesini bekliyoruz, 30 bin seyirci çekmesini bekliyoruz. Bir antrenöre 3 bin lira verip 3 milyon liralık oyuncu yetiştirmesini beklemek gibi… O yüzden kulüplerin profesyonel şirketlerle çalışması gerekiyor. Çünkü kulüpleri başarıyla götürecek hamleleri ancak bu şirketler yapabilir.

Santra Dergi Büyümeye Devam Ediyor”

Ayrıca Santra Marketing’in yan kuruluşu olan Santra Dergi’den de bahseden İsmail Öztürk, “Bizim futbola sevdamızı yansıttığımız alan spor pazarlamayla sınırlı değil. Santra Marketing ile birlikte Santra Dergi de büyümeye devam ediyor. Dergimizin her sayısında ilk günkü heyecanla futbolun çocuksu ve bir o kadar da romantik tarafını önplana çıkartıyoruz. Türkiye’nin en önemli iki futbol dergisinden biri olma özelliğini taşımakla birlikte Roberto Carlos’tan Mesut Özil’e, Muslera’dan Mustafa Ceceli’ye, Quaresma’dan, Gençlik ve Spor Bakanımız Sn. Osman Aşkın Bak’a kadar geniş bir yelpazede futbol coşkusunu sayfalarımıza yanısıtıyoruz. Futbol herkesin olduğu gibi bizim de tutkumuz ve tüm spor paydaşlarımızla birlikte bu tutkuyu yaşamaya devam edeceğiz.” dedi.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER