Beşiktaş Başkanı Fikret Orman'dan çok özel açıklamalar
İşte Fikret Orman'ın Hürriyet yazarı Tülay Demir ile gerçekleştirdiği çok özel röportaj:
 

Fikret Bey, Beşiktaş’ın ve sizin başarılarınızı konuşacağız ama... Ben bugünü daha net algılayabilmek, nasıl şekillendiğini çözebilmek için röportajlarıma çocukluk yıllarıyla başlıyorum. Eğer sizin için de uygunsa öncelikle nerede doğduğunuzu, nasıl bir çocukluk geçirdiğinizi öğrenebilir miyim?

- Elbette... Aslen Artvinliyim ama İstanbul-3. Levent’te doğdum. Yani doğma büyüme Beşiktaşlıyım. Evimiz de Çilekli Tesisleri’nin bir üst sokağındaydı zaten. Mutlu bir çocukluk geçirdim. Tabii benim çocukluğumun imkanlarıyla bugünün imkanları bir değildi ama çok iyi bir muhitte doğup büyüdüğümü söyleyebilirim. Son derece keyifli bir mahalle kültürümüz vardı.

 Kaç kardeşsiniz?

- Üç kardeşiz. İki ablam var. Her ne kadar ablam desem de kız kardeşim gibidirler.

 Hangi anlamda?

- Benden büyük olsalar da sorumlulukları benim üzerimdedir yani.

 Anladım... Levent yıllarından devam edelim mi?

- Tabii... Tüm çocukluğum orada geçti. Levent İlkokulu’nda okudum. Sonra da Işık Lisesi’nde eğitimime devam ettim.

 Doğma büyüme Beşiktaşlı olduğunuz için siyah-beyaz sevdanızı anlayabiliyorum ama... Bu büyük futbol tutkusunun temelinde ne yatıyor?

- Babam Beşiktaş’ın As Başkanı’ydı. Çocukluğumda, yani 10 yaşından itibaren Beşiktaş Kulübü’nün havasını solumaya başladım, direkt o camianın içindeydim. Eski başkanlarımızı, eski yöneticilerimizi, sporcularımızı çok küçük yaştan itibaren tanıma fırsatım oldu.

 Doğal olarak da kulüp içinde yavaş yavaş yol aldınız...

- Direkt yönetici olma gibi bir durumum yok ama... Öncesinde Beşiktaş’ta lisanslı olarak spor yaptım, basketbol oynadım. Hem taraftardım, hem sporcu. Devamında yöneticilik yaptım, şimdi de başkanlık yapıyorum. Her kademesinde yer aldım yani.



 

BENİM HAYATIM HEP SİYAH-BEYAZDI

 Peki çocukken ne olmak istiyordunuz?

- Başkan (gülüyor).

 Gerçekten mi!

- Onu tabii ki şaka olsun diye söylüyorum ama Beşiktaş her dönemde hayatımın en önemli parçasıydı. Hayatım hep siyah-beyazdı. Çünkü Baba Hakkı’lar (Hakkı Yeten), Süleyman Seba’lar, hepsi bizim evimize gelirlerdi. Ben onların bulunduğu ortamlarda bulunurdum. Gazi Akınal, Rıza Kumruoğlu keza öyle... Hayatım onlarla bir arada geçti.

 Beşiktaş’la ve sporla hep iç içe olsanız da sizin bir ticaret geçmişiniz de var.

- Var tabii... Önceleri, yani okuldan sonra babamla bir süre çalıştım. Biz sanayici bir aileden geliyoruz. Ardından yabancı sermaye ortaklıklarının içine girdik. Onlardan ayrılınca babam şirketleri kendi yönetmek istedi. Derken bizim de ticaretimiz ayrıldı. Ben kendi ticaretime devam ettim. Babam rahmetli olduktan sonra onun işlerinin sorumluluğunu da tabii otomatik olarak ben devraldım.

BENİM DERDİM BAŞKAN OLUP DA POPÜLARİTE KAZANMAK DEĞİLDİ

 Deniyor ki Beşiktaş, rakiplerine kıyasla çok iyi yönetiliyor. Gelir kaynağının da daha yüksek olduğu konuşuluyor. Bunda sizin ticari zekanızın etkisi var mı, merak ediyorum.

- Çok iyi yönetildiği söylemiyle ilgili ben bir şey diyemeyeceğim tabii, o kamuoyunun takdiri. Ama iyi yönetim meselesi derseniz... Birinci sebebi şu; demin de söylediğim gibi ben Beşiktaş’ın bütün kademelerinden geçerek buraya geldim. Beşiktaş camiasını, insanlarını çok uzun zamandır birebir tanırım. Hatta ailelerini ve çocuklarını bile. Aynı şekilde onlar da beni tanır. Beşiktaş’ın dinamiklerini bilirim. İkincisi de ben Beşiktaş’a hizmet için geldim. Tek amacım oydu. Hiçbir zaman Beşiktaş’ın başkanı olayım da bir popülarite kazanayım değildi derdim. Amacım en başından beri Beşiktaş’a hizmetti. Onun için de olabildiğince parasını pulunu kendi ticari zekamla korumaya çalıştım, çalışıyorum.

Bir de sizin için “Tam bir transfer sihirbazıdır, çok uygun fiyata oyuncu alır, diğer takımlardan çok daha düşük fiyatlara iki yıl sözleşme imzalatır” diyorlar. Nasıl bir ikna gücü sizdeki?

- Bendeki ikna gücünden ziyade Beşiktaş’tan dolayı oluyor tüm bunlar. Bahsettiğiniz şeyleri başka bir camiada yapamam mesela...

 Neden?

- Birincisi böyle bir özveriyle çalışamam. İkincisi, Beşiktaş çok büyük bir marka olduğu için orada çok daha rahat hareket edebiliyoruz. O gücü arkamızda hissediyoruz.

KİMSE NİMETİ KENDİNDE ARAMASIN BEŞİKTAŞ OLDUĞU İÇİN DURUM BU

 Ama birkaç yıl öncesinde durum farklıydı.

- Doğru... Ben geldiğimde, yani Beşiktaş’a başkan olduğumda durum bunun tam zıddıydı. Ama potansiyeli olan bir kulüp olduğu için çok çabuk toparladık, çok çabuk bir şeyler yapmaya başladık. Bu da Beşiktaş olduğu için... Yani bir başka kulübün başkanı olsam bunları yapabilir miydim, hayır yapamazdım. Dediğim gibi hem böyle bir özveriyle çalışamazdım hem de takımın böyle bir potansiyeli olmadığı için başarı elde edemezdim. Tabiri caizse kimse nimeti kendinde aramasın, Beşiktaş olduğu için durum bu...

 Ya başarısız olsaydınız...

- Başarılı olursan Allah’tan, başarısız olursan senden (gülüyor). Hep öyle olmaz mı...

 Peki başarısız olsaydınız istifa eder miydiniz?

- Başarısız olsaydım istifa eder miydim bilmiyorum ama başarısız olma ihtimalim zaten yok gibiydi. Çünkü benim başarısız olmam demek, kulübün artık batıp kayyuma mayyuma gitmesi demek olurdu yani. Başarısız olsak batmış olurduk. Bizim o aldığımız noktada kulübün durumu o kadar kötüydü ki, ondan daha aşağıya inmemiz imkansız gibiydi aslında... Onun için de yaptığımız her icraat kulübü biraz daha yukarı taşıdı.

 Sizi herkes başarılı buluyor. İsteseniz de istemeseniz de çok popüler bir isim haline geldiniz. Bu işin sırrı ne?

- Altı senedir başkanım. Bu çok uzun bir süre. Önemli bir icraattan geliyorum. Diğer takımlarla ilişkilerim, hem taraftar hem de camia anlamında gayet iyidir. Kimseye batacak laflar söylemem, konuşmam.

 İki dönemdir başkansınız. Bir dönem mi kaldı sadece?

- Evet, Beşiktaş’ta üç dönem durumu var, onu da ben değiştirmiştim. Bu ikinci dönemim. Aday olursam, genel kurul da beni seçerse, bir dönem daha yapacağım. Sonra başkası gelecek, yola o devam edecek. Yorucudur bu iş, öyle dışarıdan gözüktüğü gibi değil yani.


 

BAYERN’İ GEÇMEK ZOR AMA İMKANSIZ DEĞİL BEN UMUTLUYUM

 Dünyayla kıyaslarsanız, Türk futbolu ne durumda?

- Yavaş yavaş Beşiktaş açısından önemli bir noktaya geliyoruz. 
Ama genel anlamda Türk futbolunun marka değerini yükseltmemiz lazım. 
Tabii bu bir tek benim işim değil. Diğer bütün kulüplerin, federasyonun da işi... 
Birazcık da devlet politikasının... 
Biz Beşiktaş olarak çıtayı yukarı taşımaya çalışıyoruz elbette ama aslında bu hep beraber yapmamız, başarmamız gereken bir iş. 
Şu anda Avrupa’nın en büyük beşinci ya da altıncı ekonomisidir Türk futbolu. Ama Avrupa’daki sıralamamıza baktığımızda çok gerilerdeyiz. Demek ki konu sadece para değil.

 Şampiyonlar Ligi’nde peş peşe aldığınız galibiyetler bizi çok mutlu etti, gurur verdi. Ne bekliyorsunuz bu gidişattan? Sırada Bayern Münih var şimdi...

- Evet inşallah Bayern’i geçebilirsek, gittiği yere kadar yolu var. 
Zor ama imkansız değil. Ben çok umutluyum.

BEŞİKTAŞ TARAFTARI YURTDIŞINDAKİ MAÇLARIMIZA GELMESİN

 Seyirciden ne bekliyorsunuz peki?

- Seyirci her şeyi yapıyor zaten, maçlarına geliyor, ürünlerini alıyor.

 Gurbetçiler sizi Almanya’daki maçta da yalnız bırakmayacaklardır.

- Maalesef bu sene gurbetçi vatandaşlarımızın yurtdışındaki maçlara gelmemelerini istiyorum. 
Sadece onların değil... 
Aynı şekilde Türkiye’den de taraftarlarımız yurtdışındaki maçlara gelmesinler.

 Anlamadım, neden o?

- Biz Lyon’la bir maç yaptık geçen sene ve oradaki maçta olaylar çıktı. Bizden dolayı da değil bu arada... 
Lyon kulübü bizim taraftarlara bilet sattı ve orada çıkan olaylardan dolayı da bizi sorumlu tuttular. 
UEFA Disiplin Komitesi ve Tahkim Kurulu bir karar verdi: İki yıl içinde böyle bir olay daha çıkarsa Beşiktaş kupalardan men edilecek.

Biz de risk almamak için oraya hiç taraftar götürmüyoruz. 
O yüzden taraftarlarımıza da “Yurtdışındaki maça gitmeyin, İstanbul’daki maça gelin” diyoruz. O riski alamayız yani.

SİYASETE ATILMAYI KESİNLİKLE DÜŞÜNMÜYORUM

 Siyaset desem...

- Hiç öyle bir niyetim yok. Hem de hiç. Hayatta herkes bir yer, bir görev seçer kendine. Ben de sporla ve kulübümle ülkem için hizmet ediyorum. Başka bir alan da kesinlikle düşünmüyorum.

 Siyasi arenadan uzaksınız ama Türkiye’nin tanıtımı açısından aslında çok önemli bir misyonunuz var.

- Haklısınız... Bizim dünya çapında çok güçlü bir iletişimimiz var. Come to Beşiktaş diye bir program yaptık. 1.3 milyar defa seyredildi dünyanın her yerinde. Kulübümüzle alakalı bir Uzakdoğu’ya açılma projemiz de var. Geçen yaz Çin’deydik. Şimdi Malezya, Endonezya, Çin yapacağız tekrar. Dünyanın her yerinde bilinen bir markadır Beşiktaş. Bu bilinirliği daha da artırmaya çalışıyoruz. Bunlar büyükelçilik gibi bir ülkeyi temsil eden şeyler işte... Biz de elimizden geldiğince iyi temsil etmeye çalışıyoruz ülkemizi.

ÇOK İYİ DJ’İMDİR HEM EVDE HEM DE TEKNEDE DJ KABİNİM VAR

 Müzikle aranız nasıl?

- Çok dinlerim, çok severim...

 Ne tür müzikler dinlersiniz daha çok?

- Her türlü müzik dinlerim. Arabesk de severim, pop da, Türk sanat müziği de... Hem dinlerim hem de söylerim.

 Gerçekten mi?

- Tabii... Arada bir müzik günleri yaparız. Müzikle alakalı insanlarla çok vakit geçiririm. Çok da sanatçı arkadaşım vardır bu arada. Müziği sevenin hayatı sevdiğini düşünürüm. Çünkü müzik insana mutluluk verir. Geçenlerde Serkan Kaya ile röportaj yapmıştınız, onu da çok dinlerim mesela. Yorumlarını, şarkılarını beğenirim.

 Hangi şarkısını daha çok seversiniz diye sorsam...

- “Zor Bela”, “Aşk Ne Demek Bilen Var mı”... “Ah Bilebilsen” diye bir şarkısı vardır, onu da bilirim. Ama en çok da “Mesele”yi dinlerim. Teknede falan da çalarım. Çok iyi DJ’imdir. Evimde, teknemde, her yerde DJ kabinim var. Müzik beni dinlendiriyor.


 

ARTIK 50 YAŞINDAYIM BİRAZ DA KENDİME ZAMAN AYIRMAK İSTİYORUM

 İlerisi için hedefleriniz neler?

- Birazcık işlerime dönmek, biraz daha kendime vakit ayırmak. Ben kışı sevmem. O soğuk aylarda sıcak yerlerde yaşamak istiyorum. Üç-dört ay Miami’de olmak mesela... Orada bir düzen kurmak, kış aylarında oraya gidip gelmek...

 Ya yazları?

- Yazları dünyanın en güzel yeri Türkiye sahilleri. Elbette burada olacağım.

 İşleri büyütmek, farklı alanlara da el atmak var mı planlar arasında?

- Benim işlerim belli. Sanayicilik yapıyorum, turizm yapıyorum, inşaat yapıyorum. Birazcık enerji işlerim var. Onların haricinde yeni işlere atılmak gibi bir amacım yok. Bir ay önce 50 yaşına bastım. Bu yaştan sonra aman aman da yeni şeyler yapayım düşüncesinde değilim açıkçası.

 Bu devirde 50 artık orta yaş kabul ediliyor...

- İnşallah öyledir (gülüyor). Ama bugünlere hem kendim, hem ailem hem de Beşiktaş’la alakalı işler yaparak, çok çalışarak geldim. Daha fazla çalışmak değil, biraz da kendime kaliteli zaman ayırmak istiyorum.

KIZLARIMI UZAKLARA BIRAKMAM GÖZLERİMİN ÖNÜNDE OLSUNLAR

 Transfer etmek istediğiniz futbolcular var mı?

- Var. Ediyoruz da (gülüyor). Ama transfer gizli, kendi içinde ketumluğu olması gereken bir şey. Bunlar değil kamuoyuyla, bazen arkadaşlarımız hatta çocuklarımızla bile paylaşamadığımız şeylerdir. Çünkü duyulursa o transfer olmuyor. Bir işin olmamasını istiyorsan bunu söylemen yeter.

 Kızlarınız futbolla ilgili mi?

- Onlar futboldan ziyade babalarıyla ilgililer.

Artık bir kadın kulüp başkanı görmek isterdim ama ben... Onların böyle bir planı, hayali yok mu? Sizi örnek almıyorlar mı hiç?

- Dediğim gibi onlar benimle ilgililer. Yönetici olayım, başkan olayım gibi istekleri, hırsları yok.

 Türkiye’de mi okuyorlar?

- Bir tanesi üniversiteyi bitirdi zaten. Sonra Londra’da master yaptı. İkincisi de Türkiye’de okuyor. Ben kızlarımı öyle çok uzaklara bırakmam. Gözlerimin önünde olsunlar.

Neden ama? Bu bana biraz bencilce geldi...

- Belki biraz egoistçe olabilir. Ama kızlarım yanımdayken hem ben mutluyum hem de onlar... Küçük kızım bir zamanlar “Amerika’da okuyayım” falan diyordu. Bunun üzerine onu bir yaz okuluna gönderdim. Dönüşte “Ben yurtdışında okuyamayacağıma karar verdim. Senden uzakta durmak zor olacak” dedi.

 Bunu duymak bir baba için ne kadar güzel. Şimdiki gençler bir an önce evden kaçmanın hayalini kuruyor oysa...

- Doğru. Mesela ben de onların yaşındayken babamla benim kızlarımla olduğum gibi zaman geçirmezdim. Ama ben de ilgili bir babayım yani. Çocuklarla seyahatlere çıkmak en büyük keyiflerimden biri. Yılbaşında da beraber Afrika’ya gidiyoruz.

“EVLİLİĞE KAPALIYIM” DİYEMEM BÜYÜK KONUŞMAK DOĞRU DEĞİL

Fikret Bey... Uzun zamandır bekarsınız. Tam olarak ne kadar oldu boşanalı?

- 5.5 sene.

 Sadece bir kez evlendiniz değil mi?

- Bir, evet.

 Bekarlık bir tercih mi peki?

- Çok kısıtlı bir hayatım var benim. Çok dışarı çıkamıyorum, çok uzun süre belli bir yerde oturmam, zaman geçirmem. Çok fazla restoranlara falan gitmem.

 Bu popülerliğin getirdiği bir dezavantaj mı yoksa sevmediğiniz için mi sosyalleşmiyorsunuz?

- Ben çok severim de popülerliğin dezavantajları işte... Mesela bu röportajı burada değil de bir restoranda yapıyor olsak, ertesi gün duyacaklarınıza siz bile inanamazsınız!

 “Gazeteciyim” derdim.

- Ama bizim ülkemizde insanlar dedikoduyu seviyor. Zor bir durum...

 Yalnızlık zor gelmiyor mu?

- Açıkçası kendimi Beşiktaş’a ve çocuklarıma adamış vaziyetteyim. Şu anki halimden de memnunum. Yok bir şikayetim.

 “Kendimi çocuklarıma adadım” genelde kadınlardan duymaya alışık olduğumuz bir söz. Anladığım kadarıyla artık evliliğe kapalısınız.

- Hiç kapalı değilim ama şu anda böyle bir niyet içinde de değilim. Evliliğe kapalıyım diye bir şey yok, çünkü büyük konuşmak çok doğru değil. Çok konuştuğunuz zaman onu çağırırsınız da...

BAŞKA TAKIM TARAFTARINA KIZ VERMEM

 Kızlarınız ileride fanatik bir Fenerbahçeli ya da Galatasaraylı ile evlenirse ne olur?

- Öyle bir şey olmaz. Vermem kızlarımı zaten...

 Şaka yapıyor olmalısınız. Sizin için bu kadar önemli mi gerçekten?

- Uyum açısından önemi var yani. Herkes bir rengi, bir takımı sever ama benimle, ailemle uyumlu olması açısından önemli... İlla Beşiktaşlı olacak diye bir kural yok ama sonradan Beşiktaşlı olur nasılsa (gülüyor).

ÇOK ERKEK EGEMEN BİR HAYAT YAŞIYORUM

 Popüler, bekar ve güçlü bir erkek profili... Çevrenizde dikkatinizi çekmek isteyen çok kadın olmalı...

- Sayılmaz aslında. Çünkü ben çok erkek egemen bir hayat yaşıyorum. Bütün seyahatlerim erkeklerle... Sonra maçlar... Ayrıca haftanın 7 günü, günde minimum 18 saat çalışıyorum. Çok kısıtlı tatil imkanım oluyor. Gerçi düşünüyorum da, Allah’tan erkek egemen bir hayatım var.

 O neden?

- Erkek egemen bir hayatım olmasına rağmen bu kadar dedikodu çıkıyor. Ya böyle olmasaydı, düşünemiyorum! (Gülüyor)

BOŞANMA SEBEBİ ÇAPKINLIK DEĞİLDİ

 Basına yansıyan çapkınlık haberleriniz oldu. "Keşke yapma-saydım" dediniz mi hiç?

- Hayat...

 Boşanma sebebiniz çapkınlık mıydı?

- Yoo... O bir süreçti, zamanla o noktaya gelindi.

 Türkiye’den gitmek istediniz mi hiç?

- Hayır, ben ülkemi çok seviyorum. Başka bir ülkeye gittiğimde en çok çocuklarımı özlerim. Sonra ülkemi, arkadaşlarımı, evimi, ortamımı, kulübümü... Benim her şeyim burada. Ülkemi de ülkeme hizmet etmeyi de çok seviyorum.

VE SONUÇ

RİSK ALMAK DOĞASINDA VAR

“Gözükaralık ne demek?” dense Fikret Orman diyebilirim rahatlıkla...
Çünkü risk alabilme özelliği çok yüksek bir insan. 
Planlama yeteneği de aynı şekilde yüksek olduğundan, kısa ve uzun vadeli hedefler koyabilıyor, hedefine ulaşmak için de risk alabiliyor. 
Ticaret hayatındaki başarısının sırrı da aynı: Risk alabilme özelliğiyle birleşen girişimcilik yeteneği...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.