Kış mevsimini sevmeyen birinin kar tanelerine ne kadar hayran olduğunu tahayyül edin. Edebildiniz mi? Bazı günler tefekküre dalarken bu dünyadan çıkıp başka dünyalara ait olduğunuzu düşünürsünüz. Ne yeryüzü gözünüzde olur, ne de sonsuz maviliğine sığındığınız gökyüzü. Görme eylemini ne denli doğru gerçekleştirebildiğimizi tartışmaya açık bir hale getirseydik, birçoğumuzun bunu doğru yapamadığını söylemek isterdim. Bildiğim tüm kelimelerin anlamlarına sığınarak tabi. Bakmayı bilmiyorduk bazen, ya da baksak da göremiyorduk. Bunu bir yılbaşı gecesi gökyüzüne bakarken daha iyi anlamıştım. Gökyüzü ki bu dünyanın namütenahi kederi ve ıstırabını barındıran yaşlı bir beşerdi ve cinsiyeti olsa kesinlikle yüreğinizden öpen bir kadın olduğunu düşünürdünüz.

Kış aylarında pencerenin kenarına tüneyen en güzel şeyin hüzün kuşları olduğunu sanırsınız; ta ki avuçlarınıza bir kar tanesi düşene kadar. Altı kenarlı kar taneleri… Uzak yollardan gelen bir yolcunun müphem serüveni… Sağımıza ve solumuza bakmaktan gökyüzünü göremez olduğumuz bir vakitte, bize yoldaş olan kar taneleri diyorum. Siz kar tanelerinin hikayesini bilir misiniz? Önce usul usul konup avuç içlerinizi okşarlar. Sonra düşerler kirpiklerinize, yakamoz olur yanarlar geceden sabaha kadar. Sadece gönülden inananlar onların rayihasını içine çeker. Bu hoş kokuyu bilmeyenler ise kar tanesinin sırrına erişemezler. Elbette ki hiçbir tesadüfi sistem bu kadar kusursuz şekil, simetri ve düzen oluşturamazdı hayatımda. Peyderpey geçmeliydi bu mevsim ve ben hiç üşümemeliydim. Hiçbir kar tanesinin beni böyle ısıttığını görmemiştim. Kainatın yaratıcısı yüce ALLAH bu küçük kar tanesine ne saklamıştı bilmiyordum ama muhafaza edilmiş ne kadar yanım varsa birer birer bırakıyordum kollarına. Bazı günler şansım oluyordu, bazı günler hasretimin dumanı tüten yanı. Tevatür bu ya, insan kimi dost bilse oraya çabuk kış gelirmiş. Kar tanesini dost edinmiş biriyseniz kış hiç bitmeyecek zannedersiniz. Ama on iki ayın sadece üçünün kış olduğu bir dünyada değişmeyen gerçekler olduğunu da unutursunuz.

Geçenlerde çok etkilendiğim bir televizyon dizisi sayesinde ‘en sevdiğim şeyler’ defteri hazırladım kendime. Ne diyordu küçük kız ‘’sadece en sevdiklerini yaz, sevmediklerini düşünme.’’ İşte aynen öyle yaptım. Ve ilk sayfaya kar tanesi yazdım. Ne zaman çocukluğumu arasam o ilk sayfayı açıp sesli sesli okuyorum kendime. Kar tanesinden bir küpem var onu takıyorum. Yıllar geçse de parlaklığından hiçbir şey kaybetmeyecek olan bir küpe. Bir tane de kolye aldım ama onu hala takamadım. Sanırım kulağa küpe olan şeyler, kalbin üstüne düşenlerden daha gerçekçi.

Her şeyin gitmek üzerine koşullanmış olduğu ahir ömürde, bir dolu mücerret biriktiriyor insan. Kıştan umudu keserken, yaz geliyor. Sonrası… Sonrası hep sarı sonbahar zaten.

İnsan kendini insana değil O’na bıraktığı zaman imtihanı yürekten kabul ediyor sanırım. Kendi çocukluğunun elinden tutuyor ve kendi yaralı dizlerini sarıyor. Dilinde hep bir hüsn-i talil sanatı, içinde hep bir tecahül-i arif melezlenip gidiyor.

Çoğunluğunu bedbin insanların oluşturduğu bir dünyada kar taneleriyle tanışmışsanız gerçek dünyayı tanımışsınız demektir. Bir daha hangi pencereden bakarsanız bakın onları görürsünüz mevsim ne olursa olsun. Yoncalar türlü türlüdür derler dört yapraklısını bulursanız dileğiniz gerçekleşirmiş. Ben bulamadım. Ama eğer bulursanız ona şunu söyleyin.

‘’Kar taneleri de yağmur taneleri gibi her mevsim yağabilsinler.’’

Var olun…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.